Cuma , Kasım 24 2017
Anasayfa / Bilim - Teknoloji - İnovasyon / Karadelikler ve Zaman Paradoksu

Karadelikler ve Zaman Paradoksu



Geçmişi değiştirmek mümkün mü? Yeni zaman simülasyonu “büyükbaba paradoksunu” çözüyor.

Bir insan büyükbabasının katil bir despot olduğunu bilseydi ve geçmişe yolculuk ederek onu öldürseydi ne olurdu? Bir teoriye göre kendi büyükbabasını öldüren insanın gelecekte doğması imkansız. Bu sebeple geçmişe gidip büyükbabasını öldürmesi de imkansız. Bilim insanları geçmişe yolculuktan doğan bu çelişkiyi büyükbaba paradoksu olarak adlandırıyor. Öte yandan, Einstein’ın görelilik teorisi geçmişe yolculuğa izin veriyor ve günümüzde fizikçiler bunun pratikte mümkün olup olmadığını araştırıyor

Karadelikler ve Zaman ParadoksuQueensland Üniversitesi’nden Tim Ralph ile meslektaşları süper bilgisayarlardan yararlanarak kara deliklerle zaman yolculuğu simülasyonu yaptı ve bunun en azından kuantum fiziği açısından mümkün olduğunu gösterdi. Ancak son 40 yıldır solu-candelikleriyle zamanda yolculuğu hobi olarak araştıran Fizikçi Kip Thorne, yoktan madde ve enerji yaratılamayacağı için geçmişe seyahatin imkansız olduğunu söylüyor. Enerjinin korunumu yasası gereği bir kişinin mükemmel kopyasını çıkarmanın imkansız olduğunu vurgulayan Thorne’a göre, gelecekte geliştirilecek bütün zaman makineleri bu sebeple büyük bir patlamayla havaya uçacak.

Çünkü geçmişe giden kişi kendisini saran uzaydaki kuantum salınımlarını da Evren’in geçmişine taşıyacak, bu da fizikteki “klonlama yok” teoremi uyarınca zaman makinesinin zaman yolcusuyla birlikte yok olmasına yol açacak.

ZAMANDA YOLCULUK VE KUANTUM BİLGİSAYARLAR

Oysa Tim Ralph ile ekibi, Heisenberg’in belirsizlik ilkesini baz alarak geçmişe yolculuğun mümkün olduğunu düşünüyor. En azından bunun kuantum yasalarının geçerli olduğu mikroskobik dünyada başarılabileceğine inanıyor. Fizikçilerin asıl amacı ise paralel evrenlerden ve kuantum fiziğinde Sean Carroll’ın başı çektiği Çoğul Dünyalar yorumundan yararlanarak yeni bir kuantum bilgisayar geliştirmek. ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın da (NSA) geliştirmek istediği kuantum bilgisayarlar, internetteki bütün şifreleri kırarak siber savaş ve istihbaratta, devletlere büyük avantaj sağlayacak.

Peki şifreleri kırmak için alternatif tarihe sahip çok sayıda paralel evrende aynı anda işlem yapan, üstelik bunun için geçmişe yolculuk eden fotonlardan yararlanan bir kuantum bilgisayar tasarlamak mümkün mü? Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Profesör Seth Lloyd’a göre hayır. Kuantum bilgisayarlar ve Evren simülasyonları üzerinde çalıştığı için kendini kuantum makinisti olarak adlandıran Lloyd, laboratuar simülasyonlarında geçmişi değiştirmeyi başaramadıklarını söylüyor. Bu da paralel evrenlerde çalışan bir kuantum bilgisayar geliştirmenin mümkün olmayacağına işaret ediyor. Ancak kim haklı?

ÜÇ SENARYO

Bilim insanları son 100 yılda geçmişe yolculukla ilgili üç farklı senaryo üretti. Birinci senaryoda geçmişi değiştiren kişi geleceği de değiştirdiği için büyükbaba paradoksuna yol açıyor, ikinci senaryoda ise geçmişe yolculuk etmek isteyen kişi kuantum salı-mmlarını çoğaltmak mümkün olmadığı için bunu başaramıyor ve hedefine ulaşmadan önce zaman makinesiyle birlikte yok oluyor. Üçüncü senaryoda ise geçmişi değiştirmek mümkün. Öyle ki kişi kendi büyükbabasını öldürürse orijinal evrene alternatif paralel bir evren ortaya çıkacak ve katil zaman yolcusu, büyükbabasını öldürdüğü için kendisinin hiç doğmadığı yeni paralel evrende zorunlu misafir olarak yaşayacak.

Ralph’ın belirttiği üzere klonlama sorununu aşmak en azından teorik olarak mümkün. Geçmişi değiştiren katil kendisinin hiç doğmadığı bir paralel evrende yaşayacak, yani kendisiyle hiç karşı karşıya gelmeyecek. Bu yüzden de bir evrende bir kişinin sadece bir kopyası bulunacak ve aynı evrendeki kuantum salınımlarını çoğaltmak gibi bir problem ortaya çıkmayacak. Buraya kadar sorun yok, ancak konu fizikteki enerjinin korunumu yasasına geldiğinde işler karışıyor. Termodinamik yasalarına göre tekil evrenler gibi kapalı sistemlerdeki toplam enerji miktarı azalmaz veya artmaz. Bu durumda paralel evrene giden zaman yolcusunu da o evrene sonradan giren davetsiz bir misafir olarak kabul etmek gerekiyor. Öyle ki bu yolcu paralel evrendeki enerji ve madde miktarını artırarak enerjinin korunumu yasasını çiğnemiş oluyor.

EVRENLER ARASI YOLCULUK

Tim Ralph’ın karşılaştığı bu sorunun muhtemel çözümü başka bir meslektaşından geliyor. Çoklu evren üzerinde araştırmalarını sürdüren Profesör Leonard Susskind’in mega evren kavramı, bu çelişkinin aşılabileceğine dair bir ipucu sunuyor. Mega evren kavramının Susskind’in katılmadığı bir yorumuna göre çoklu evreni oluşturan tek tek evrenlerin hiçbiri fiziksel olarak kapalı sistemler değil. Sadece bütün kainat, yani mega evren fiziksel olarak kapalı bir sistem, çünkü mega evrenden başka bir şey yok. Bu bağlamda bütün farklı evrenler ve alternatif tarihe sahip paralel evrenler mega evrenin küçük birer parçası.

Bu yüzden de geçmişe yolculuk ederek büyükbabasını öldürüp paralel evrende sıkışıp kalan bir zaman yolcusu aslında sadece o evrenin enerjisini arttırıyor. Ancak, mega evrenin toplam enerjisi sabit kaldığından bu durum enerjinin korunumu ilkesini çiğnemiyor. Bu konudaki tek problem, mega evren yorumunun evrenler arasında yolculuğa ve enerji alışverişine izin veriyor olması.

Öyleyse insanların yaşadığı Evren’in toplam enerjisi ve fizik yasaları değişmeden nasıl kalıyor? Daha doğrusu insanların yaşadığı bu evren orijinal evren mi, yoksa geçmişe seyahat eden yolcuların yarattığı bir paralel evren mi? (Roger Zelazny’nin Amber romanlarında anlattığı gibi, bu dünya asıl dünyanın basit bir gölgesi, mükemmel olmayan bir kopyası mı?) Açıkçası fizikçiler bu sorunu çözmüş değiller. Öte yandan Tim Ralph sadece tek bir noktaya, yani zaman yolculuğuna odaklanarak kuantum bilgisayar araştırmalarını sürdürüyor.

BİR GARİP KOKTEYL

Her şey fizikte büyük tartışmalar yaratmayı seven Stephen Hawking’in 28 Haziran 2009’da Cambridge Üniversitesi’nde büyük bir parti vermesiyle başladı. Hawking bu parti için masraftan kaçınmamış, balonlardan ordövrlere ve buzlu şampanyaya kadar bütün detayları hazırlatmıştı.

Hawking partiye aklına gelen herkesi davet etti ve Einstein gibi insanlık tarihine mal olmuş popüler bir şahsiyet olduğu için bu da lojistik açıdan büyük sorun oluşturdu. Ancak partiye kimse gelmedi. Çünkü Hawking davetiyeleri parti başladıktan sonra göndermişti. Hawking neden böyle yaptığını soğukkanlılıkla açıkladı: “Ben sadece gelecekten gelen zaman yolcularını davet etmek istedim ama vermek istediğim asıl mesaj geçmişe yolculuğun mümkün olmadığıydı. Geçmişe yolculuk fizikte mümkün olsaydı bu salonun dolup taşması gerekirdi.” Hawking 1992 yılından beri geçmişe yolculuğun pratikte imkansız olduğunu savunuyor.

Ancak Hawking’in de yanıldığı biliniyor. Son olarak Leonard Susskind’in Kara Delik Savaşı adlı kitabına konu olan kara delik enformasyon paradoksu konusunda yanıldığını kabul etmişti. Tim Ralph’ın da gerçek bir zaman makinesi yapma iddiası yok, ama en azından geçmişe yolculuğun matematiksel olarak mümkün olabileceğini göstermek istiyor. Zamanda yolculuk insanoğlunun yalnızca Evren’e ve insanlık tarihine farklı bir gözle bakmasını sağlamayacak. Aynı zamanda kriptografi, siber savaş, istihbarat ve kuantum bilgisayar alanında yeni kapılar aralayacak. Geçmişe yolculuk mümkünse özgür irade, özel hayatın gizliliği, mahremiyet, insanların geçmişi değiştirmeye hakkı olup olmadığı ve geçmişi insanlardan önce kimin değiştirmiş olabileceği gibi etik sorunlar da ortaya çıkacak.

Aslında bu açıdan bakıldığında geçmişe yolculuğun bir paralel evren simülasyonu olduğunu söylemek mümkün. Bu da insanların yaşadığı evrenin bir simülasyon olduğunu düşünen Nick Bostrom gibi dijital filozoflar için yeni bir tartışma sahası yaratıyor. Bu son problem yabana atılır cinsten değil. Çünkü kara delikler sayesinde (varsa) dünya dışı uygarlıklar çoktan geçmişe gitmiş ve kendilerini kayıran bir Evren tarihi yaratmış olabilirler. Bu ihtimali ilk olarak Asimov ele almış ve “Sonsuzluğun Sonu” adlı bilimkurgu romanında, uzaylıların evrene yayılmaktaki başarısını kıskanan insanların geçmişe yolculuk ederek sadece insanların olduğu bir galaksi yaratmasını anlatmıştı.

KAPALI ZAMAN BENZERİ EĞRİLER

Bütün araştırmalar geçmişe yolculuk etmeye izin veren görelilik teorisinden kaynaklanıyor. Örneğin kara delikler güçlü kütleçekim kuvveti ile hem uzayı hem de zamanı kapalı bir eğri halinde büküyor ve kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi kapalı zaman döngüleri yaratıyor. Ancak bu etkiyi yalnızca kendi çevresinde yüksek hızda dönen kara delikler oluşturabiliyor. Bilim insanları bu teorik olguyu Kapalı Zaman Benzeri Eğri ya da İngilizce kısaltmasıyla CTC olarak adlandırıyor. CTC geçmişe yolculuğa izin veriyor. Hawking ve diğer birçok fizikçi CTC’lerden büyük rahatsızlık duyuyor, çünkü insanların geçmişe gitmesi ve geçmişi “geçmişe gitmelerini önleyecek şekilde” değiştirmesi, zaman paradoksuna yol açıyor. Teknik ifadeyle geçmişe yolculuk Evren’deki neden-sonuç zincirini kırıyor. Ancak teorik fizikçi David Deutsch’un 1991 ’de belirttiği gibi bu durum yalnızca determinizm ilkesine bağlı olan klasik fizik ve gözle görülebilir ölçekteki makroskobik evren için geçerli. Mikroskobik ölçekteki kuantum dünyasında ise Heisenberg’in Belirsizlik ilkesi hüküm sürüyor. Heisenberg’in belirsizlik ilkesi kuantum fiziğinin temelini oluşturuyor.

“Evet” diyor teorik fizikçi Deutch, “Deney masasında bir fotonun izleyeceği iki yol varsa hangi yolu seçeceğini önceden bilemeyiz; ama yüzde 20 olasılıkla sağdan ve yüzde 80 olasılıkla da soldan gideceğini yüzde 100 kesinlikle hesaplayabiliriz!” İşte Deutch’a göre kuantum fiziğinin bu özelliği, yani hem determinist hem de olasılıkçı bir fizik olması, geçmişi değiştirmeye izin veriyor: “Genel göreliliğin bu paradoksları öngörmesi ilginç, ancak bunları kuantum mekaniği mantığıyla düşündüğünüzde paradokslar kayboluyor. Doğrusu insan merak ediyor. Acaba paradoksların giderilmesi, kara deliklerin zamanı kapalı bir halka halinde bükebilen güçlü kütleçekim kuvvetini kuantum dünyasında açıklayan bir teori geliştirmek için önemli olabilir mi? Geçmişi değiştirmek yoksa bir kuantum kütleçekim kuramına mı işaret ediyor?”

ÖĞRENME EĞRİSİ

Bilim insanları henüz tam anlamıyla genel göreliliği kuantum fiziğiyle birleştirmedikleri için zaman yolculukları konusunda öğrenme aşamasında sayılır. Kısa bir süre önce Tim Ralph ve onunla çalışan doktora öğrencisi Martin Ringbauer, Deutsch’un CTC modelinin simülasyonunu yapan bir yazılım hazırladılar ve Deutsch’un 20 yıllık teorisinin birçok tespitini test ederek onayladılar. Elbette simülasyonun asıl odak noktası büyükbaba paradoksuydu. CTC ile geçmişe giden ve kendi büyükbabasını öldüren katiller büyükbaba paradoksuna neden oluyordu.

Deutsch büyükbaba paradoksunu aşmak için geçmişe yolculukta şöyle bir senaryo önermişti: “CTC’ye girip atasını öldürmeye giden bir insan yerine, geçmişe giden bir parçacık düşünün. Bu parçacık kendisini yayınlayan makinenin düğmesini açsın. Parçacık makinenin düğmesine basarsa makine o parçacığı yayınlayacak. Basmazsa makine o parçacığı yayınlamayacak; ama bu durumda parçacık gelecekten gelip kendini var edecek olan makineyi nasıl çalıştıracak?” Bu senaryo determinist bir evrende değil, rastlantısallığa dayalı kuantum evreninde geçiyor. Ancak Ralph’ın söylediği gibi kurnaz bir fizikçi işin içine Schrödinger’in kedisini sokarak durumu daha da zorlaştırabilir.

Kuantum fiziğinde dalga denklemini formüle eden AvusturyalI fizikçi Erwin Schrödinger, tümüyle Heisenberg’in belirsizlik ilkesine bağlı bir kedi senaryosu hayal etmişti. Bu senaryoda kapalı bir kutu, kutunun içinde zehir şişesi, ayrıca sevimli bir kedi ve şişeyi kırarak kediyi zehirleyebilecek olan çekiç vardı. Çekici harekete geçirecek olan tetik ise bozunma olasılığı yüzde 50 olan bir parçacığa bağlanmıştı (bozunma olayı tümüyle rastlantısaldı). Öyle ki parçacık bozunursa şişe kırılacak ve kedi ölecekti, ama belirsizlik ilkesi yüzünden, insanlar kutunun içini açıp bakmadığı sürece kedinin ölüp ölmediğini göremeyecekti. Kapalı kutu dış dünyadan tümüyle yalıtılmışsa, yani kutunun içine kimse bakmıyorsa kedi hem canlı hem de ölü olmalıydı.

Tim Ralph, tam da bu nedenle geçmişe insan yollamak yerine atomaltı bir parçacık yollamanın determinist makroskobik evreni kuantum dünyasına bağladığını söylüyor. Çünkü deney setinde kediyi öldürmek üzere bozunacak olan parçacığı da teorik olarak geçmişe göndermek ve kendisini yayınlayacak olan makinenin düğmesini açmasını sağlamak mümkün. Ralph’ın bu örneği vermesinin bir sebebi de kuantum zaman yolculuğunun makros-kobik dünyayı etkileme ihtimali olduğunu göstermek. Ralph’a göre fizikçilerin büyükbaba paradoksunu bir şekilde çözmesi gerekiyor. Ya geçmişe yolculuğun imkansız olduğunu göstererek ya da büyükbaba paradoksunu ortadan kaldırarak.



KUANTUM GARİPLİĞİ

Martin Ringbauer, “Bunu kuantum dünyasına borçluyuz diyor. Kuantum fiziğine göre iki foton arasında o anki konumları veya hızları dışında hiçbir fark yoktur. Spin durumu, konum ve hız bilgisini, yani enformasyonu işin içine katmazsak Evren’deki bütün fotonlar aynıdır. Bu anlamda kusursuz foton kopyalamak fizikte mükemmel klonlamaya aykırı olmuyor ki kuantum ışınlama deneylerinde bunu sürekli yapıyoruz. Dolaşıklığa soktuğumuz iki fotondan birini alıp onu tanımlayan bütün bilgiyi siliyor ve aynısını kardeş fotona kopyalıyoruz. Evren’de aynı anda aynı enformasyonla tanımlanan iki foton var olmadığı için mükemmel kopyalama yasağını çiğnemiş olmuyoruz. Şimdi bu fotonlardan birini geçmişe yolladığımızı düşünelim ve geçmişte kendisiyle karşılaşmış olsun. Geçmişteki halinin hız ve konum bilgisi, gelecekten gelen kopyasından farklı olacaktır. Ancak zamanda yolculuk eden fotonun geçmişteki eşiyle dolaşıklığa girip kendi bilgisini yok ederek ona aktarması da mümkün. Bu anlamda geçmişi değiştirmek mümkün olabilir ve geçmişi değiştirmek mümkünse paralel evrenler de gerçek olabilir.”

GELECEGE DÖNÜŞ, GEÇMİŞE SEYAHAT

Ringbauer ve Ralph’ın senaryosu “Geleceğe Dönüş” serisini izleyenlere hiç yabancı değil: İlk filmde Marty McFly, geçmişe yolculuk ederek yanlışlıkla annesinin kendisine aşık olmasını sağlıyor ve Evren’den silinerek yok olma tehlikesiyle karşılaşıyordu. Ancak daha sonra annesinin tekrar babasına aşık olmasına sağlayarak durumu kurtarıyordu. Bu noktada kapalı zaman benzeri eğri (CTC) oluşuyor ve Marty’nin gelecekteki varlığı geçmişe yolculuk etmesine bağlı bulunuyordu. Tim Ralph’a göre bir fotonun geçmişteki eşine kendi bilgisini aktarması olayı insanlar için de geçerli olsaydı “Geleceğe Dönüş” filmi gerçeği anlatıyor olacaktı.

Ralph bunu şöyle açıklıyor: “Büyükbaba paradoksuna geri dönecek olursak, fotonlar yerine bir insan söz konusu olsaydı yüzde 50 olasılıkla büyükbabasını öldürecek ve yüzde 50 olasılıkla da büyükbabasını elinden kaçıracaktı. Böylece yüzde 50 olasılıkla geçmişe giderek büyükbabasını öldürme şansına sahip olacaktı! Öldürürse kendisinin doğmadığı paralel bir evrende yaşayacaktı ve gittiği paralel evrende kusursuz klonlama sorunu çıkmayacaktı. Marty McFly ise kuantum ışınlamaya benzer bir dolaşıklık etkisinden yararlanarak aynı evrende kendi geçmişini değiştirme şansı yakalayacaktı. Bu bağlamda zamanda yolculuğu bir tür ışınlama olarak düşünebiliriz. Uzay koordinatları yerine zaman koordinatlarında ışınlama.”

Bir kişinin aynı evrende kendi geçmişini değiştirmesi, gelecekten gelen kopyanın kendi enformasyonunu silmesi ve kuantum dolaşıklığından yararlanarak geçmişteki parçacıklara aktarması anlamına geliyor. Bunu fotonlar yapabilir ama insanlar yapamaz. Üstelik bir fotonun geçmişi değiştirmesi bile Evren’in gelecekteki enerjisini geçmişe taşımak anlamına geldiğinden, enerjinin korunumu yasasının ihlal edilmesine yol açıyor.

Paralel evrenlere yolculuk ise enerjinin korunumu yasasını korumakla birlikte bu kez de Heisenberg’in belirsizlik ilkesini ihlal etmek anlamına geliyor. Örneğin bir foton yüzde 20 olasılıkla yolun sağından ve yüzde 80 olasılıkla yolun solundan gidiyorsa, geçmişe yolculuğun mümkün olduğu bir kainatta her olasılık için o olasılığın gerçekleştiği ayrı bir evren bulunuyor. Tim Ralph bu özellikten yararlanan bir kuantum bilgisayarın aynı anda birçok farklı paralel evrende çalışarak fraktal şifreleri bile kısa sürede kırabileceğini söylüyor.

KUANTUM MAKİNİSTİ

Kendini kullanışlı bir kuantum bilgisayar geliştirmeye adayan Profesör Seth Lloyd geçmişe yolculuk için basit bir senaryodan yola çıkmaya karar verdi. Paralel evrenler ve enerjinin korunumu yasası gibi argümanları bir yana bırakan Lloyd, önce bir fotonun geçmişi değiştirmesinin mümkün olup olmadığını sordu. Çünkü bu mümkün değilse enerjinin korunumu yasasını çiğnemek ve klonlama yok teoremini ihlal etmek gibi sorunlar da çıkmayacaktı.

Lloyd’un MIT laboratuarlarında yaptığı foton deneyleri özünde Uzay Yolu’ndaki ışınlama fikrinden esinleniyor ve kuantum ışınlama yoluyla bir parçacığı bir yerden başka yere ışınlamak yerine, geçmişe ışınlamaya dayanıyor. Lloyd bunun Heisenberg’in belirsizlik ilkesi sayesinde mümkün olduğunu belirtiyor: “Teoriye göre parçacıkların bazı durumlarda ışınlanmadan önceki bir zamanda ortaya çıkması, yani ışınlanma esnasında geçmişe seyahat etmesi gerek. Biz de olasılık hesabından yararlanarak ışınlamaya çalıştığımız fotonun ne zaman geçmişte ortaya çıkacağını araştırabiliyoruz. ”

“Elbette bundan fotonları dinozorların yaşadığı Jura Devri’ne gönderdiğimiz anlamı çıkmasın. Yaptığımız şey bir fotonu saniyenin milyarda biri kadar geçmişe göndermeye benziyor. Tabii gerçekte böyle bir şey yapmıyoruz. Sadece matematik modellerinden yola çıkarak geçmişe yolculuk simülasyonları yapıyoruz. Amacımız geçmişe giden fotonun ışınlanmadan az önce kendisine çarpıp kendini yok etmesini sağlamak. Ancak bunu başaramadık. Her seferinde belirsizlik ilkesinden kaynaklanan kuantum salınımları fotonu bir yana itti ve kendi geçmişini etkilemesini önledi. Bu simülasyonlara göre geçmişe giden bir zaman yolcusunun geçmişi değiştirmesi imkansız.”

ZAMANDA DOLAŞIKLIK

Kuantum fiziğindeki dolaşıklık olgusunun en tuhaf özelliklerinden biri fotonların hem uzayda hem de zamanda etkileşime girmesi. Uzayda dolaşıklığı anlamak nispeten kolay: Televizyona bakan birinin gözüne giren fotonla televizyondan yeni çıkan başka bir foton dolaşık olabilir ve uzayda birbirini uzaktan etkileyebilir (sonuç olarak ışık fotonlardan oluşuyor). Öte yandan, 6 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiden yola çıkarak ancak bugün Dünya’ya ulaşan ve bir gözlemcinin gözüne giren fotonlar da o galaksi tarafından 6 milyar yıl önce yayınlanan başka foton-larla dolaşık olabilir.

Ralph’ın açıkladığı gibi, “Zamanda dolaşıklık olgusu, bugün uzak yıldızlara baktığımızda o yıldızların geçmişi ile aramızda bir tür bağ olduğunu gösteriyor. Bir yıldıza bakmamız yıldızın da geçmişte o şekilde ışık saçmasına yol açıyor ve bu durum sadece birkaç fotonla sınırlı olsa da geçmişi etkileyebileceğimiz anlamına geliyor. Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman bir bütünse ki görelilik açısından öyle sayılır, biz fizikçilerin de geçmişe yolculuğun ve geçmişi değiştirmenin mümkün olup olmadığını incelemesi gerekiyor.”

Solucan Delikleriyle Seyahat

Einstein’ın görelilik teorisinde öngörülen solucandelikleri uzaydaki iki uzak noktayı birbirine bağlayan bir kısayol oluşturuyor. Bugüne kadar uzayda solucandeliği tespit edilmedi. Ancak, solucandelikleri teorik olarak uzayda bir tür kestirme tünel açıyor ve uzayda ışık hızını aşmadan ışıktan hızlı yolculuk etmeyi sağlıyor. Solucandelikleri birbirine bağlı iki kara delikten oluştuğu için bu tünellerin kenarında uzay-zamanı büken güçlü bir kütleçekim alanı bulunuyor.

Teorik açıdan bakıldığında Dünya’da açılan bir solucan deliğini Ay’ın yörüngesinde açılan başka bir deliğe bağlamak mümkün. Ay’ın yörüngesindeki solucandeliği ışık hızına yakın bir hızda Güneş Sistemi’nin dışına taşınabilirse ve sonra solucandeliği tüneli kangal sucuk gibi bükülüp uzak ucu da Dünya’daki ucuyla yan yan yana gelecek şekilde yerleştirilirse solucandelikleriyle zamanda yolculuk mümkün olacaktır. Görelilik teorisine göre solucandeliğinin ışık hızına yakın hızda hareket eden ucunda I saniye geçerken Dünya’da 24 saat geçecek. Böyle-ce Dünya’daki uçtan giren bir kişi Dünya’ya sonradan getirilen uçtan dışarı çıktığında aslında 24 saat geçmişe gitmiş olacak.

Fizikçi Kip Thorne kara deliklerin güçlü kütleçekim alanının oluşturduğu kapalı zaman benzeri eğriler (CTC) gibi geçmişe yolculuğa izin veren bu durumun, enerjinin korunumu yasası ve kusursuz kopyalama yasağını ihlal edeceğini söylüyor. Örneğin kendi geçmişine giden kişi Evren’in geleceğindeki enerjiyi (kuantum salınımlarını) aynen geçmişe taşımış olacak. Bu durum kusursuz kopya çıkarma yasağını delmekle kalmayacak, aynı zamanda Evren’in geçmişindeki enerji miktarını da arttıracağı için geçmişe yolculuk tamamlanmadan önce hem zaman yolcusu hem de solucandeliğinin büyük bir patlamayla yok olmasına sebep olacak. Thorne bütün zaman makinelerinin düğmesine basıldığı anda kendini yok edeceğini, aslında Evren’in bu şekilde kendini yasak zaman yolculuklarından koruduğunu düşünüyor. Zamanda yolculuğun gerçekleşmesi için önce bu engellerin aşılması gerekiyor ama söz konusu engeller Evren’deki fizik yasalarının temelini oluşturduğundan, zamanda yolculuk pratikte mümkün görünmüyor.

ZAMANDA YOLCULUĞUN KISA TARİHİ

insanlar zamanda yolculuğu binlerce yıldır düşlüyor. Örneğin eski Hindu mitolojisi kapsamında M.Ö. 700 yılında yazılan Mahabharata destanında Kral Revaita’nın zaman yolculuğu hikayesi anlatılıyor. Kral Revaita yaratıcı Brahma’yla buluşmak için başka bir dünyaya seyahat ediyor. Kral Dünya’ya döndüğü zaman yüzlerce yıl geçtiğini görerek şok geçiriyor. Geleceğe yolculukla ilgili bir başka örnek de ilk bölümü M.S. 200’de düzenlenen Talmud’daki Honi HaM’agel’in öyküsü. 70 yıl boyunca uykuya yatan Honi HaM’agel, uyandığı zaman torunlarının büyükbaba olduğunu ve tüm dostlarıyla ailesinin öldüğünü görüyor.

Japon masalı Urashima Tarö ise bambaşka bir öykü anlatıyor. Bu öyküde Urashima adlı genç balıkçı, denizaltındaki bir sarayı ziyaret ederek saraydaki Prenses’le üç gün yaşıyor. Ancak evine döndüğü zaman aradan 300 yıl geçtiğini, kendisiyle ailesinin unutulduğunu, evinin yıkıldığını ve tanıdığı herkesin öldüğünü görüyor. Üzüntüden kahrolan balıkçı Prenses’in verdiği ama asla açmamasını söylediği kutuyu açtığı zaman aniden yaşlanıyor. Ortaçağ’da ise Walter Map’in 12,yy’da yazdığı “Saraylıların Dedikodular”ı eserinde Briton Kralı Herla’nın öyküsü anlatılıyor. Kral ve av partisi şakacı bir palyaçonun yaptığı büyü ile iki yüz yıl geleceğe gidiyor.

Bununla birlikte ilk modern zaman yolculuğu hikayeleri 18. yy’ın ilk yarısında İngiltere’de ortaya çıkıyor: Samuel Madden’ın 1733 tarihli “Yirminci Yüzyıl Anıları” adlı eseri İngiliz büyükelçilerinin hazine bakanına 1997 ile 1998 yılında yazdığı mektuplardan oluşuyor ve mektuplar geleceğin dünyasını anlatıyor. Ancak söz konusu belgeler aslında kitabın yazarına koruyucu bir melek tarafından 1728 yılında veriliyor. Bu sebeple “Fütüristik Kurgu” kitabını yazan Paul Alkon, İngiliz edebiyatındaki ilk zamanda yolculuk örneğinin bu yapıt olduğu sonucuna varıyor.

Zamanda yolculuk öyküleri 18. yy’dan itibaren dünyada hızla yayılmaya başlıyor. Johan Herman VVessel’in 1781 tarihli “7603 Yılı” eserinde yer alan karakterler iyi yürekli bir peri tarafından geleceğe taşınıyor. Öte yandan editör August Derleth 1951 tarihli “Uzak Sınırlar” adlı bilimkurgu antolojisinde Dublin Üniversitesi Dergisi’nde yayınlanan 1838 tarihli eserin ilk geçmişe seyahat öyküsü olduğunu belirtiyor. Hikayenin kahramanı ağaç altında Nevvcastle’a gitmek üzere fayton beklerken kendini 1000 yıl geçmişte buluyor. Charles Dickens’ın 1843 tarihli kısa eseri “Bir Noel Şarkısı”’nda da Ebeneezer Scrooge, gizemli Hayaletlerin yardımıyla defalarca geçmişe ve geleceğe seyahat ediyor ama gördüğü insanlarla asla etkileşim kuramıyor. Scrooge bunları önünden kayan gölgeler olarak pasif bir şekilde izliyor.

Bitki ve yerbilimci Pierre Boitard’ın ölümünden sonra 1861 yılında yayınlanan insanlardan “Önce Paris” adlı kitabının kahramanı ise topal bir şeytanın büyüsüyle tarih öncesi çağlara yolculuk ediyor ve bu kez geçmişi de etkileyebiliyor. Editör Edvvard Page Mitchell’ın 1881 yılında New York Sun’da yayınladığı “Ters Dönen Saat” hikayesine ek olarak, Edvvard Bellamy’in 1888 tarihli “Geçmişe Bakış” öyküsü de zamanda yolculuk temasını işliyor. Bu kez öykünün kahramanı sosyalist bir ütopya kurulan geleceğin dünyasında uyanıyor.

Zamanda yolculuk öyküleri arasında Mark Tvvain’in 1889 tarihli “Kral Arthur’un Sarayında Bir Amerikalı” eseri ile Thomas Anstey Guthrie’den 1891 tarihli “Tourmalin’s Time Cheques” isimli yapıtı da yer alıyor.

Bu İkincisi zaman yolculuğu paradoksunu ilk kez ele alan eser olarak öne çıkıyor. J. McCullough’ın 1892 tarihli “2000 Yılında Golf yapıtı ise uykuya yatınca 2000 yılında uyanan bir ingilizin öyküsünü anlatıyor.

Bu eser kadın-erkek eşitliği, televizyon ve golf oyununun zamanla nasıl değiştiği gibi konularda fütüristik sosyalist temaları ele aldığı için edebiyat tarihinde ayrı bir yere sahip bulunuyor. H. G. VVelIs’in 1895 tarihli “Zaman Makinesi” romanı ise modern çağın ilk zaman yolculuğu eseri olarak baş tacı ediliyor.

 






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir