Cumartesi , Kasım 25 2017
Anasayfa / Haberler / Siperin Üstüne Çöken Gaz Bulutu

Siperin Üstüne Çöken Gaz Bulutu



Denizaltıların ve uçakların rol al-(dığı savaş denizden ve havadan devam ederken, karada da dönemin en yeni teknolojileri ve bilimsel bulguları kullanılmaya başlandı. Öyle ki karada süren savaş sadece siperlerde değil araştırma merkezlerinde ve üniversitelerde de devam etti. Mühendislik ve temel bilimler ile ilgili çalışmalar daha etkili savunma ve saldırı sistemleri üzerinde yoğunlaşırken, tıp alanındaki araştırmalarla kayıpları azaltmak için yeni tıbbi müdahale yöntemleri geliştirildi.

gaz maskesiPatlayıcıların yanı sıra kimyasal gazların da hayli etkili kullanıldığı bu savaş “kimyacıların savaşı” haline geldi. Tarihçilere göre savaşın her iki tarafında da savaşta kullanılan kimyasal silahların üretim ve geliştirilmesi için üniversitede yetişmiş 5500den fazla araştırmacı ve teknik uzman ile endüstriden binlerce kişi çalıştı. Kimyasal silahlar sadece savaş alanında değil, üretim aşamasında da ciddi sağlık problemlerine ve ölümlere yol açtı. Savaş süresince en fazla gazı Almanlar (68.000 ton), Fransızlar (36.000 ton) ve İngilizler (25.000 ton) üretti. Bu gazların kullanımı 90.000den fazla askerin ölmesine, yaklaşık 1,2 milyon askerin ise yaralanmasına neden oldu. Kimyasal gazların kullanıldığı ilk saldırı Ağustos 1914’te Fran-sızlar tarafından Almanlara karşı yapıldı. Göz yaşartıcı etkisi olan etil bromo asetat (C4HyBrOJ karşı saflara el bombaları içinde gönderildi. Düşmanı öldürmekten çok, etkisiz hale getirmeyi hedefleyen bu saldırı bazı kaynaklarda I. Dünya Savaşındaki ilk kimyasal saldırı olarak geçmese de çok daha ciddi etkileri bulunan kimyasal gazların kullanımının kapısını aralayan saldırıydı. Yıllarca sürecek ve yüz binlerce kişiyi etkileyecek kimyasal savaşın başlamasına zemin hazırlayan bu müdahalenin ayrı bir önemi var.

Savaş süresince bazı kimyasal maddelerin üretilmesinin zor olması, ham maddelerinin kolay bulunamaması gibi nedenlerle sıklıkla göz yaşartıcı etkisi olan gazlar kullanıldı. Kloro aseton(C3H5C10) ve ksilil bromür (C8H9Br) bunlar arasında sayılabilir. İlk anda paniğe sebep olan ancak ölümcül etkileri olmayan bu gazlar gözlerin yanı sıra ağzı, boğazı ve akciğerleri tahriş ederek nefes alma zorluğuna ve bazı durumlarda geçici körlüğe neden olur. Bu rahatsızlıklar kısa zaman içinde tedavi edilebilir.

Fransızların saldırısıyla birlikte kimyasal gazlar üzerinde yapılan araştırmalar hız kazandı. Böylece kimi beklenildiği kadar etkili olmayan, kimi çok etkili pek çok kimyasal gaz savaş meydanlarında görülmeye başlandı. Bu gazlardan biri Ekim 1914’te Almanlar tarafından Neuve-Cha-pelle yakınlarında İngiliz ve Hintli askerlere karşı kullanıldı. Prof. Walther Nernst 105 mrnlik patlayıcıların içine TNT (tri-nitrotoluen) ile birlikte dianisidin kloro-sülfonat yerleştirilmesini önerdi. Böylece hem patlayıcı hem kimyasal gaz içeren 3000 şarapnel kullanıldı. Bu saldırıda kullandan gazın gözleri ve solunum sistemini tahriş etme özelliği olsa da beklendiği kadar etkili olmadı ve karşı tarafa ciddi bir zarar vermedi. Bir diğer saldırıda ise yine Almanlar (Ocak 1915) Ruslara karşı göz yaşartıcı etkisi olan ksilil bromür kullandı. Bu sefer daha önceki saldırıda kullanılan patlayıcıların teknik açıdan eksik yönlerinin giderildiği, “T” şeklindeki patlayıcılardan 18.000 tane kullanıldı. Havanın çok soğuk olması nedeniyle hazırlanan kimyasal maddelerin büyük bir kısmı gaz haline geçemedi ve bu saldırı da başarısız oldu.

Bu iki saldırının etkili olmamasının ardından kimyasal silahlarla ilgili pek çok çalışma yapan hatta “kimyasal silahların babası” olarak anılan Fritz Haber, hem kimyasal silah olarak kullanılabilecek yeni ve daha tehlikeli gazlar hem de bu gazların daha etkili uygulanabileceği yöntemler aramaya başladı. O dönemler Almanya’nın boya sanayisi çok gelişkindi. Haber, boya fabrikalarından kolayca ve bol miktarda elde edilebilecek ölümcül ve hızla etki eden klor gazını (Cl2) seçti. Kitlesel ölümü hedefleyen modern kimyasal silahlar Nisan 1915’te Ypres’te (Belçika) geniş bir grup üzerine kullanıldı. Almanlar tarafından Fransız -lara uygulanan 160 ton klor gazı, 6000 basınçlı kabın açılmasıyla havaya salındı. Rüzgârın etkisiyle düşman hattına ulaşan gaz hazırlıksız yakalanan yaklaşık 5000 askerin ölümüne yol açtı ve kimyasal silahlar I. Dünya Savaşındaki ilk büyük çaplı etkisini gösterdi.

İki klor atomundan oluşan ve havadan . daha ağır olan klor gazı akciğerlerde genellikle ölümle sonuçlanan hasara neden olur. Çok belirgin sarı rengi ve keskin kokusu nedeniyle klor gazı saldırısı hemen anlaşılabilir. Bu da önlem almayı kolaylaştırabilir. Havada çabuk dağıldığı için etkisi uzun sürmeyen ve suda çözünebilen klor gazı sonraki saldırılarda etkisini yitirmeye başladı. Çünkü hem gaz saldırılarına karşı gaz maskesi üretildi hem de gaz maskesi olmayan askerler ıslak çaputlarla ağız ve burunlarım kapayarak bu gazm etkisinden kurtulabildi. Kimyasal gazların potansiyelini gören İngilizler ve Fransızlar klor gazına karşı gaz maskesi üretmenin yanı sıra yeni kimyasal saldırılarla ilgili de planlar yaptı. İngilizler Eylül 1915’te Alınanlara karşı ilk kimyasal saldırılarını düzenledi. Loos’ta gerçekleşen ve 150 ton klor gazı kullanılan bu saldırı, rüzgârın ters yöne esmesi nedeniyle başarıya ulaşmadı. İngilizler de Almanlar gibi silindirlerin gaz şahmında kullanılmasının yetersiz olduğunu düşünmeye başladı. İki tarafın da klor gazına karşı gaz maskeleri üretmesiyle birlikte yeni kimyasal gaz arayışına girildi.



Bu çalışmalar sonucunda renksiz ve klor gazından çok daha zehirli olan fos-gen (CC120) kullanılmaya başlandı. Bazı kaynaklara göre Fransızlar da bu gazla ilgili çalışmalar sürdürse de fosgen Aralık 1915’te Almanlar tarafından kullanıldı. Farklı ve etkili bir gaz kullanılacağı istihbaratını alan İngilizler, bu saldırıya karşı gaz maskeleri ürettiği için saldırı düşünüldüğü kadar etkili olmadı.

Klor gazından çok daha zehirli olan fosgen gazının küflü samana benzeyen, fakat çok kuvvetli olmayan bir kokusu vardır.

Öyle ki kokusunun duyulabilmesi için havada 0,4 ppm’den (milyonda bir parçacık) fazla olması gerekir. Fosgen gazının kokusunun duyulabilmesi için havada bulunması gereken miktar, bu gazm zararlı etkilerini gösterdiği değerin birkaç katma denk geliyor. Bu nedenle bu gazm kokusunu duyduktan sonra ortamdan uzaklaşılsa bile zehirlenmekten kurtulmak için geç kalınmış olabilir. Ciddi sonuçlarmı 24-72 saat içinde gösteren bu gaza maruz kalındığında görülen ilk etkiler arasında öksürük, gözlerin tahriş olması ve solunum zorluğu sayılabilir.

Fosgen, akciğerlerde bulunan ve oksijen-karbondioksit değişiminin yapıldığı bölge olan kan-hava bariyerine zarar verir bu yüzden boğulmaya neden olur. Bazı tahminlere göre Batı cephesindeki kimyasal silahlardan kaynaklanan ölümlerin yaklaşık % 80’inden fazlası bu gazdan kaynaklandı. Yine de bu konuda tam bir sayı vermek çok doğru olmaz, çünkü çok hafif olduğu için kontrol edilemeyen bu gaz kendinden daha ağır olan gazlarla, örneğin klorla karıştırılarak kullanıldı ve bu karışımlar da çok sayıda ölüme ve yaralanmaya sebep oldu.

Savaş meydanlarına çıkan başka bir gaz difosgen (C2C1402) oldu. En az fosgen kadar zehirli olan bu gazm, gaz maskelerinin filtrelerine zarar vermek ve havada fosgenden daha uzun süre etkili olmak gibi özellikleri vardı.

Artık hepsi birbirinden daha tehlikeli yeni gazlar üretiliyordu. I. Dünya Savaşında etkin olarak kullanılan gazlardan biri de hardal gazı (C4H8C12S) oldu. Kükürt içeren bu gaz saf halinde renksiz olsa da savaşta kullanılan gaz saf olmadığı için rengi sarı-kahverengi gibiydi. Adını saf olmadığı halindeki hardal ve sarımsak karışımını andıran kokusundan alan hardal gazı her ne kadar gaz olarak adlandı-rılsa da aslında oda sıcaklığında sıvı haldedir. Bu maddeye maruz kalmak korneaya zarar verir ve görme kaybıyla sonuçlanır. Bunun yanı sıra tepkimeye girme isteği hayli yüksek olan bu madde DNA zincirlerini bozar, kansere, genetik değişikliklere ve hücre ölümlerine yol açabilir. Ayrıca yağda çözünebildiği için derinin içine nüfuz eder ve vücuda ciddi zarar verir. Tahriş edici ve yakıcı olduğu için deriyle temas ettiğinde kimyasal yanıklara ve su toplanmasına neden olur. Bu nedenle hardal gazından korunmak için sadece gaz maskesi yeterli olmaz. Suda iyi çözünmediği için yıkayarak kurtulmanın da pek mümkün olmadığı bu madde bu gaza maruz kalmış kişilerin giysilerinden bile bulaşabilir. Bu nedenle savaş esnasında hardal gazına maruz kalan askerlerin bakımı ve ambulansla taşınması gibi konular risk oluşturdu. Savaşta kimyasal silahlardan ölenlerin yaklaşık %2-3 kadarı bu madde nedeniyle öldü. Yol açtığı ölümlerin oranı diğer kimyasal silahlara göre nispeten düşük olan bu gaza maruz kalan askerler ölmeseler de büyük zarar görüyor ve bir daha savaş meydanına dönemiyordu.

I. Dünya Savaşında kullanılan kimyasal maddeler bunlarla sınırlı değildi. Hidrojen siyanür (CHN), kloropik-rin (CCl3NO,), benzil bromür (C7H?Br) gibi pek çok kimyasal madde savaş süresince etkin olarak kullanıldı. Bu gazlardan zarar görenler arasında sadece kimyasal gaz saldırısına maruz kalan askerler değil, rüzgârın yön değiştirmesi ile kendi yaptıkları saldırıdan kendileri etkilenen askerler, bu gazların üretiminde çalışanlar ve daha pek çok kişi sayılabilir.

Gaz maskeleri ve benzer önlemler ölü sayısının artmasını engellese de kimyasal gazların kullanımı askerlerin psikolojik durumunu olumsuz yönde etkiledi. Savaştaki toplam ölü sayısının sadece % Tinden sorumlu olsa da bütün bu kimyasal maddeler nedeniyle savaşın iki tarafı da büyük kayıplar verdi. İnsanlara ağır acılar yaşatan ve çok yüksek kayba neden olan bu gazlar savaşın sonucunu etkilemedi. Bunun farkına varan ülkeler, kimyasal savaşın karşılıklı olarak reddedilmesinin herkesin çıkarına olacağı sonucuna vardı. Bu ne- denle 1925 yılında Uluslararası Cenevre Protoko- lü imzalandı ve II. Dünya Savaşında bu antlaşmaya büyük ölçüde uyuldu. Ancak kimyasal silahlar zaman içinde dünyanın birçok farklı yerinde kullanıldı. Bu nedenle Cenevre Protokolünün kapsamının genişletildi ve 1997’de Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC) 87 ülkenin imzası ile yürürlüğe girdi. Halen yürürlükte olan bu sözleşmenin Ekim 2013 itibariyle 190 üyesi var.






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir