Perşembe , Aralık 13 2018
Anasayfa / Haberler / Madenlerde teknoloji odaklı dönüşüm hamlesi başlıyor

Madenlerde teknoloji odaklı dönüşüm hamlesi başlıyor



ENERJİ ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, madencilik sektörünü küresel standartlarda, dünya ile rekabet edebilecek bir konuma getirmeye çalıştıklarını vurgulayarak, maden ve doğal taş ihracatında 2023 hedeflerinin 15-20 milyar dolar seviyesine ulaşmak olduğunu söyledi. Madenlerin Türkiye’nin dış ticaret gelirinde önemli bir payı olduğunu belirten Bakan Dönmez, geçen yıl 4.6 milyar dolar maden ve doğal taş ihracatı gerçekleştirildiğini, 2017’de madencilik sektörünün GSYİH içerisindeki payının yüzde l’ler seviyesinde olduğunu kaydetti. Madenlerin bir kısmının işlenmiş olarak ya da hammadde şeklinde ihraç edildiğinin altını çizen Dönmez, Türkiye’nin bu alandaki gelirini artırmayı hedeflediklerinin altını çizdi.

Madenler

Bakan Dönmez, kamu özel işbirliği yöntemiyle büyük ölçekli, değerli madenlerin uç ürünlere dönüştürülmesini sağlayacak teknoloji transferi projelerinin hayata geçirilmesi noktasında atacakları adımları Para Dergisi’ne açıkladı.

CARİ AÇIĞIN KAPANMASINA KATKI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ilk 100 Günlük Eylem Plam’nda bu alanla ilgili önemli hususlar bulunduğunu anımsatan Dönmez, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürliiğü’nün (MAPEG) ilk etapta alüminyum izabe ve kireç üretim tesisi kurulması şartıyla Genel Müdürlük uhdesinde bulunan sahaların ihaleye çıkarılacağını vurguladı.

Buradaki temel amaçlarının madenlerde teknoloji odaklı bir değişim ve dönüşüm hamlesini başlatmak olduğunu dile getiren Bakan Dönmez, “Rezervlerimiz var ancak önemli olan bu rezervleri katma değerli ürün haline getirecek yüksek teknolojinin yerlileştirilmesidir. Madencilik, hammaddede bir çarpansa, yarı mamulde sekiz, tam mamule döndüğünde ortalama 24 çarpana kadar çıkabilecek bir katma değer üretebilecek bir sektör” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de çıkartılan demir, krom, bakır, fosfat, bor ve kükürt gibi birçok madenin demir-çelik, beyaz eşya, otomotiv, cam, seramik, yapay gübre gibi sanayi kollarında hammadde olarak kullanıldığını vurguladı. İskenderun, Ereğli ve Karabük Demir-Çelik fabrikalarının Türkiye’de üretilen demir madenini çeliğe dönüştürdüğünü ifade eden Dönmez, Türkiye’de madene dayalı sanayi kuruluşlarının çoğunun hammaddeye yakın yerlerde kurulduğunun altını çizdi. Dönmez, Elazığ’daki krom, Seydişehir’deki alüminyum, Mazıdağı’ndaki fosfat ve Bandırma’daki bor fabrikalarının buna örnek olduğunu kaydetti.

90 MİNERALDEN 70’İ ÜRETİLİYOR

Türkiye’nin maden potansiyelinin çeşitlilik açısından zengin, ancak birkaç örnek dışında dünya ölçeğine göre rezervlerinin sınırlı olduğunu vurgulayan Dönmez, dünyada üretimi gerçekleştirilen toplam 90 mineralin 70’inin üretiminin Türkiye’de yapıldığını belirten Dönmez, 13 mineralin henüz ekonomik ölçekteki varlığının saptanamadığını kaydetti. Türkiye’nin 50 farklı tipteki minerale yeterli miktarda ve kalitede sahip olduğunun altını çizen Dönmez, “Fakat 27 farklı mineral yeterli kalite ve miktarda değil. Dünyada madencilikte en yüksek mineral çeşitliliğinin bulunduğu 10’uncu ülke konumundayız. Ancak var olan maden yataklarımızın birçoğu, en azından bugün için bilinen rezerv miktarları veya cevher kaliteleriyle ekonomik işletmecilik kriterlerini sağlamada zorlanıyor. Petrol, doğal gaz ve radyoaktif elementler açısından zengin olduğumuzu söylemek zor. Buna karşılık başta bor, trona, doğal taşlar-mermer, kömür, feldspat, manyezit, alçıtaşı, pomza, perlit, stronsiyum ve kalsit olmak üzere rezerv bakımından dünyanın sayılı zengin ülkeleri arasındayız” diye konuştu.

TÜRKİYE BORDA LİDER

Bakan Dönmez, Türkiye’nin dünyadaki rezervler açısından metalik madenlerin yüzde 0.4’üne, endüstriyel hammaddelerin yüzde 2.2’sine, 19 milyar tonu linyit olmak üzere kömürün yüzde 1.8’ine sahip olduğunu söyledi. Türkiye’nin dünya bor rezervleri ve üretimi konusunda lider olduğunu belirten Dönmez, “Dünyadaki toplam rezervin yüzde 73’ü bizim topraklarımızda. Bor ticaretinde de yüzde 57’lik bir paya sahibiz. Bin 200 MW’lık kurulu jeotermal elektrik gücümüz ile Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü sıradayız. Altın madeninde de 6 bin 500 tonluk tahmin edilen rezervimiz ve 2017’de 23.09 tonluk üretimimizle bu alanda önemli bir pozisyondayız” ifadelerini kullandı.

BİNLERCE KİŞİ İSTİHDAM EDİLİYOR

Madenlerin ülke ekonomisine bir diğer katkısının da madencilik faaliyetlerinde gerçekleştiğini dile getiren Bakan Dönmez, birçok maden, taş kömürü ve linyit gibi enerji kaynaklarının yer üstü ve yer altından çıkarılması için açılan ocaklarda binlerce kişinin istihdam edildiğini vurguladı. 2018 Temmuz itibarıyla kamuda 12 bin 100 ve özel sektörde 124 bin 497 olmak üzere toplamda 136 bin 597 kişinin madencilik alanında istihdam edildiğini belirten Dönmez, “Madencilik sektörümüzün işyeri sayısı ise toplam 6 bin 236. Bunun 55’i kamuya, geri kalanı özel sektöre ait” dedi.

Yerli kömür hamlesi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yerli kömür üretiminde yeni bir süreci başlatarak, Türkiye Taşkömürü Kurumu [TTK) ve Türkiye Kömür İşletmeleri’ne [TKİ) ait sahaları ruhsat devriyle üretime açıyor. Hatırlanacağı üzere Ekim başında TTK ve TTK’ya ait yedi sahanın ruhsat devri yapılarak bu alanlar üretime açılmıştı. TTK’ye ait alanlarda yıllık ilave 3 milyon ton, TKİ’ye ait alanlarda ise ilave 15.6 milyon ton üretim gerçekleştirilmesi öngörülmüştü. 25-30 yıl olarak öngörülen proje süresince yaklaşık 72.3 milyar TL değerinde yerli kömürün ekonomiye kazandırılacağı ifade edilmişti, ithal kömürün ikamesini yaparak cari açığın azalmasına katkı sağlayacak yeni modelin işleyişini anlatan Bakan Dönmez, kamuya ait ve atıl vaziyetteki kömür sahalarının Maden Kanunu’nun ilgili maddesine göre bölünerek yeni ruhsat alanları oluşturulduğunu, daha sonra bu ruhsatların ihalesinin yapıldığını söyledi.

Kazanan firmanın belgelerini getirmesini müteakip kanunun ilgili hükümleri çerçevesinde kömür sahalarının devrini gerçekleştirdiklerini aktaran Dönmez, “Tabii bu devir sürecini belli kriterler çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Öncelikle devir yapılacak firmanın madencilik faaliyetinde bulunması ya da faaliyetleri arasında madenciliğin olması gerekiyor. MAPEG tarafından belirlenmiş olan sermaye yapısından az olmamak üzere sermayesinin olması ve bankalar nezdinde belli oranda kullanılmamış nakit kredisi olma şartları da söz konusu. Ayrıca, ihalelerde isteklilerden, tekliflerini MAPEG’in kömür madeni için her yıl TL cinsinden belirlediği kalori bazlı tüvenan kömür fiyatı üzerinden, sahanın ortalama kalori değeri üzerinden hesaplanan tüvenan kömür ton fiyatından en az yüzde 20 oranında olmak üzere, yüzde pay olarak vermeleri istendi. İhaleleri, en yüksek tekliften başlayarak sonuçlandırdık. İhale edilen sahaların büyüklükleri tek başına madencilik yapılabilecek belli bir büyüklükteki kömür alanını içerecek şekilde değişmektedir.” diye konuştu.

“Madenler gün yüzüne çıkarılacak”

MAPEG, 2018 yılı içerisinde ihalesini planladığı bin 621 maden sahasının 600’ünün ihalesini tamamladı. Geriye kalan bin 21 sahadan 700 maden sahasının aramaya açılması için bu ay başlatılan ihale süreci Aralık ayında tamamlanacak. (MAPEG, geçtiğimiz günlerde, ihaleye çıkarılan söz konusu 700 sahadan 40’ının ihalesinin ertelediğini açıklamıştı.) 321 maden sahasının ihalesiyle ilgiii sürecin devam ettiğini söyleyen Bakan Dönmez, “Bu sahaların ihale edilmesiyle rezervlerimiz daha görünür bir hale gelecek. Bu durum hem ekonomimize hem de istihdama yüksek oranda katkılar sunacak. Maden sahalarının ihale edilmesiyle hem madencilik sektörümüzün gelişmesi hem de henüz açığa çıkmamış rezervlerin işletilebilir hale gelmesini hedefliyoruz” dedi.

“Yerin altına bakalım”

Altın Madencileri Derneği Başkanı Haşan Yücel, Türkiye’nin 6 bin 500 tonluk altın rezervinin 900 tonunun üretilebilir hale getirildiğini söyledi. Yücel, altın üretiminin artmasıyla cari açığın azalacağını vurguladı…

ALTIN Madencileri Demeği Yönetim Kurulu Başkanı Haşan Yücel, Türkiye’nin 6 bin 500 tonluk altın potansiyelinin yaklaşık 900 tonunun üretilebilir rezerv haline getirildiğini vurgulayarak, altın potansiyelinin üretilebilir rezerv haline gelmesi için 12 milyar dolarlık risk sermayesi gerektiğini belirtti. “Altında yastık altına değil, yerin altına bakalım” çağrısında bulunan Yücel, dünya altın ticaretinde önemli bir oyuncu olduğu için Türkiye’nin üretiminin engellenmeye çalışıldığını söyledi.

Para Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Haşan Yücel, Türkiye’nin uluslararası standartlarda güvenli madenciliğe doğru bir yapılanma arayışı içine girdiğini vurgulayarak, maden kazalarının önlenmesi, yeraltı zenginliklerinin uluslararası standartlara göre aranması, çıkarılması ve rezervi biten madenlerin doğaya yeniden kazandırılması, maden makineleri ve ekipmanlarının akreditasyonlarının sağlanması ve Türkiye’de üretilmesi konularında önemli adımlar atılmaya başlandığını kaydetti.

“DÜNYAYA ROL MODEL OLABİLİRİZ”

Bu bağlamda Türkiye’de, maden arama sonuçlarının, kaynak ve rezerv raporlamalarının uluslararası standartlara uygun olarak yapılmasının öncü adımı olarak UMREK’in (Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu) Eylül 2017’de kurulduğunu dile getiren Yücel, “Komisyonun çalışmaları sonucunda Uluslararası UMREK Raporlama Kodu oluşturuldu. CRIRSCO (Commitee for Mineral Reserves International Reporting Standards) 2018 Mayıs’ta UMREK Raporlama Kodunu uluslararası bir raporlama kodu olarak tanıdı ve Türkiye, UMREK çalışmaları ile ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelerin yanında CRIRSCO üyeliğine kabul edilen 13. ülke oldu. UMREK Raporlama Kodu’nun çok kısa sürede faaliyete geçmiş olması ülkemizde madencilik faaliyetlerinin uluslararası standartlara göre gerçekleştirilmesi bakımından önemli bir gelişme. UMREK’in kısa sürede hayata geçmesinde ülkemizde uluslararası standartlarda gerçekleştirilmiş olan altın projelerinin katkısı yadsınamaz. Altın madenciliğinde ülkemiz ve tüm dünyaya rol model olabilecek pek çok proje gerçekleştirildi” dedi.

“PROJELER FİZİBIL OLMAKTAN ÇIKTI”

Haziran 2012’de yayımlanan Başbakanlık genelgesinden sonra madencilik faaliyetleri için alınması gereken zorunlu izinlerin Başbakanlık onayına sunulmaya başlandığını anımsatan Yücel, bu süreçte izinlerin alınmasında yaşanan belirsizliklerin yatırımları olumsuz etkilediğini vurguladı. Buna bir de orman izinlerindeki çok aşırı izin bedellerinin eklenmesiyle çoğu projenin fizibıl olmaktan çıktığını söyleyen Yücel, “Bu şartlarda kimsenin yeni ruhsat alıp madencilik yapma isteği kalmadı. Başbakanlık genelgesinin 11 Eylül 2018’de kaldırılmasıyla, izinlerin alınmasında bir rahatlama yaşandı. Ne var ki Kanada’da bir hektar orman alanında izin bedeli için madenci 3 dolar öderken biz 9 bin 500 dolar ödüyoruz. Orman izin bedellerinin yüksekliği yeraltı kaynaklarımızı arayamaz ve değerlendiremez hale getirdi.

2019’da orman izin bedellerinin makul seviyelere indirilmesi beklentimiz var. Şu veya bu sebeple iptal edilmiş 100 binden fazla ruhsatın hızlı bir şekilde ihale edilmesini bekliyoruz. İzin müracaatlarına en geç iki ay içinde olumlu veya olumsuz mutlaka bir cevap verilmesi hususunda girişimlerimiz devam ediyor” diye konuştu.

Devletin yol, baraj, boru hattı vb. projelerini hayata geçirirken arazi mülkiyet sorununun çözümü için acele kamulaştırma uyguladığına dikkat çeken Yücel, madenlerin devlete ait olması ilkesinden yola çıkarak madencilikte de arazi kullanımında kamu yararı kararı alınan projeler için hızlı kamulaştırmaya imkân veren yasal bir düzenlemeye şiddetle ihtiyaç olduğunu vurguladı. Yücel, “Özel mülkiyete konu arazilerin kamulaştırılma işlemleri 5 ila 10 yıl gibi uzun süreler aldığından, rezervi belirlenmiş, yatırım kararı alınmış maden projeleri faaliyete geçemiyor” dedi.

“SERMAYE İHTİYACI 12 MİLYAR DOLAR”

Türkiye’nin jeolojik bakımından önemli bir altın potansiyeline sahip ülkeler arasında yer aldığını belirten Yücel, 6 bin 500 ton altın potansiyelinin bugüne kadar yaklaşık 900 tonunu üretilebilir rezerv haline getirmeyi başardıklarını vurguladı. Geri kalanın üretilebilir rezen’ hale getirilebilmesi için 10-12 milyar dolar maden aramalarına risk sermayesi harcanması gerektiğini dile getiren Yücel, “Aslında altın ekonomik olarak stratejik bir madendir. Çünkü dünyanın her yerinde geçerli olan bir finans aracı. Altındaki rezervimizi ne kadar arttırırsak, ekonomik olarak ülkemizi o kadar güçlendirmiş oluruz. Biz onun için, ‘Yastık altına değil yerin altına bakalım’ sloganını kullanıyoruz. Çünkü yerin altım planlamak, tespit etmek uzun ama sonuç alıcı bir şeydir. Çünkü yastık altını sisteme çekmek kolay olmuyor ama yer altını planlı olarak yönetmek, ekonomiye kazandırmak daha kolay” diye konuştu.

“ALTIN SATIN ALMADA BİRİNCİYİZ”

Türkiye’de bugüne kadar üretilen 275 ton altının bugünkü altın fiyatları ile yaklaşık 11 milyar dolar olduğunu dile getiren Yücel, devlete ödenen vergilerin ise yaklaşık 2.1 milyar dolar düzeyinde olduğunu belirtti. Türkiye’nin dünyada kişi başına altın satın almada ilk sırada yer aldığını vurgulayan Yücel, “Geleneksel olarak altın tüketicisi bir ülkeyiz. Kuyumculuk sektörü bakımından dünyada ikinci sırada yer alıyoruz. Son 23 yıla baktığımızda 3 bin 649 ton altın ithal etmiş bir ülkeyiz; bir başka ifadeyle yıllık ortalama altın ithalatımız 158 ton. Üretimimiz ise 2017 yılında 23 ton olduğuna göre yıllık 125 ton açığımız var” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE, ÖNEMLİ BİR OYUNCU

Türkiye’de altın üretiminde kullanılan teknolojinin ABD, Kanada, Avustralya ve İsveç’te kullanılan teknolojinin aynısı olduğunu belirten Yücel, şu açıklamalarda bulundu:

“O ülkelerde altın üretimine karşı toplumsal bir tepki olmazken, neden Türkiye’de altın üretimi engellenmeye çalışılıyor? Türkiye dünya altın ticaretinde önemli bir oyuncu. O kadar ki, son 23 yılda 3 bin 649 ton altın ithal etmişiz. Bir başka ifade ile yılda ortalama 158 ton altın ithal eden bir ülkeyiz. Her yıl altın ithalatına, altın fiyatlarına bağlı olarak 6-8 milyar dolar ödüyoruz. Eğer üretimi artırırsak önümüzdeki beş yıl içerisinde 6-7 milyar dolarlık altın ithalatından kaynaklanan cari açığın yüzde 50’isini kapatabiliriz. 10 yıl içerisinde ise altın ithalatına dayalı cari açığın tamamını kapatma şansımız var. Ne yazık ki bunun kapanmasını istemeyenler var. Bu ticaretten para kazananlar Türkiye’nin altın üretimini engelleyerek bu ticaretin devam etmesini istiyor. Bu nedenle siyanür üzerinden asılsız iddialarla çevre endişesi ile toplumu korkutarak Türkiye’de altın üretimi engellenmeye çalışılıyor. Çünkü dünyada yaklaşık 750 tane siyanürle çalışan altın madeni var ama siyanürden dolayı hayatını kaybetmiş bir kişi bile yok.”

14 madende üretim yapılıyor

Altın madenciliğinde bugüne kadar 4 milyar dolarlık yatırım yapılırken, hali hazırda 8 bin 500 kişi doğrudan altın madenciliğinde istihdam ediliyor. Hali hazırda 14 altın madeninde altın üretiliyor. 2001 yılında başlanılan altın üretiminde bugüne kadar 275 ton altın üretildi. Devlete 55 ton altına eşdeğer vergi ödedik. Tabii o ruhsatlar fizibıl olduğu zaman projelendiriliyor. İşletmede olan sahalarda da sürekli aramalar var. Yani bulunmuş bir maden işletmeye geçtikten sonra yüzde 50 oranında büyüyebiliyor. Kısaca, sektör, sürekli gelişiyor, büyüyor.

“Bu ihale tarzı geleceği kurtaracak”

Muğla’da dört boksit sahası, uç ürün üretecek tesis şartıyla ihaleye çıktı. Kurulacak tesiste, makine-ekipmarı yatırım tutarının yüzde 40’ı yerli imalattan karşılanacak. Kalifiye istihdamın asgari yüzde 40 h bölge halkından seçilecek…

“MİLLİ Enerji ve Maden Politikası” çerçevesinde arz güvenliğinin sağlanması, öngörülebilir piyasaların oluşturulması, gerek teknoloji gerekse gerekli ekipmanların yerlileştirilmesi kapsamında atılan adımlara devam ediliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Muğla’da dört boksit (alüminyum hammaddesi) sahasını, uç ürün üretimine yönelik tesis kurulması şartıyla ihaleye çıkardı. Üçü Muğla Milas’ta, biri Muğla merkezde bulunan boksit sahalarının ihalesi 15 Ocak saat 14.00’te gerçekleştirilecek, Taban ihale bedelinin 300 bin TL olacağı ihalede, alıcı sahalardan üreteceği cevheri yurtiçinde kuracağı bir tesiste işleyerek uç ürün haline getirmeyi taahhüt edecek. Tesiste, ustalık gerektirmeyen pozisyonlarda istihdam edilecek personelin asgari yüzde 40’ı bölge halkından seçilecek. Ayrıca söz konusu maden işletmelerinde ve tesiste, makina ve ekipman yatırım tutarının asgari yüzde 40’ı yerli imalattan karşılanacak.

BAŞVURULAR İHALE GÜNÜ

Milas’ta bulunan boksit sahalarının büyüklükleri 788.44 hektar, 200 hektar ve bin 221.77 hektar iken Merkez’deki saha bin 115.66 hektar büyüklüğünde. Başvurular ihalenin yapılacağı 15 Ocak günü saat 13.30-14.00 arasında Maden işleri Genel Müdürlüğü konferans salonunda ihale komisyonuna doğrudan yapılacak. İhale kapalı teklif ve açık artırma usulü ile gerçekleştirilecek. Kapalı teklifi, genel müdürlükçe belirlenen taban ihale bedelinden az olan müracaatlar değerlendirmeye alınmayacak. İhaleyi kazanan müracaatçı tanınan süre içerisinde teklif ettiği ihale bedelini ilgili banka hesabına yatıracak ve taahhüt teminatını genel müdürlüğe teslim edecek. İhaleyi kazanan müracaatçıya, diğer yükümlülükleri yerine getirmesi için iki aylık süre verilecek. Ardından talep sahibi ruhsat almaya hak kazanacak. Aksi halde ruhsat hakkını kaybedecek. Yatırılan ihale bedeli iade edilmeyecek ve saha yeniden ihalelik saha konumuna getirilecek.

  Türkiye'nin tanıtımı drone ile çekildi



UÇ ÜRÜN TAAHHÜDÜ

Alıcı, üreteccği cevheri yurt içinde kuracağı tesiste işleyerek uç ürün haline getirmeyi taahhüt edecek. Alıcı, tesis faaliyete geçene kadar veya faaliyete geçtikten sonra sahalarda üretim yapabilecek, üretilen cevheri yurtiçinde zenginleştirebilecek ancak üretilen cevherin/konsantrenin, yurtiçinde veya yurtdışında satışını yapamayacak. Cevherin yurtiçinde bir tesiste zenginleştirilmesi amacıyla yapılan satış, zenginleştirilen cevherin tesiste kullanılması şartıyla bu madde kapsamında değerlendirilmeyecek.

Alıcı genel müdürlükçe onaylanan tesis kapasite raporunda belirtilen miktarda cevheri işlemeyi ve uç ürün üretmeyi, kuracağı tesisi ihalenin onaylandığı tarihten itibaren en geç beş yıl içerisinde faaliyete geçirmeyi taahhüt edecek.

Alıcı, ruhsat hukukundan doğan devlet hakkına ilaveten; sahalardan çıkarılacak cevherin tesiste işlenmesi sonucunda üretilecek uç ürünün yıllık satış geliri üzerinden yüzde 3 oranında devlet payını, cevherin tesiste işlenmesi sonucunda üretilebilecek diğer ürünün yıllık satış geliri üzerinden yüzde 4 oranında devlet payını her yıl nisan ayının son mesai günü bitimine kadar beyan edip, haziran ayının son mesai günü bitimine kadar ödemeyi taahhüt edecek.

Sahalardan üretilen cevher miktarının, tesiste işlenebilecek cevher miktarının üzerinde olması ve uç ürün üretim miktarı taahhüdünün yerine getirilmesi şartıyla; alıcı tesis için gereken cevher üretiminin üzerinde kalan miktarı gerekli izinlerin ardından kendisinin kuracağı yeni bir tesiste başka bir uç ürün üretilmesi şartıyla kullanabilecek.

Ülke madenlerinin röntgeni çekiliyor

Türkiye maden ve enerji hammadde kaynak potansiyelinin tam olarak ortaya konması için çalışmalara yoğun şekilde devam ediliyor. 1935 yılından bu yana yapılan 5.9 milyon metre sondajın 1.2 milyon metresi 2018’in ilk on ayında yapıldı ve havadan taranan alan yaklaşık 600 bin kilometrekareye çıkarıldı. Çalışmaların tamamlanması ile birlikte bütün ülke sathının maden röntgeni çekilerekjeokimya ve jeofizik haritaları ortaya konacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, son beş yılda 327 ton metal altın, 4 milyon ton metal bakır, 1.5 milyar ton demir, 41 milyon ton krom, 2.4 milyar ton dolomit, 1.5 milyar ton kalsit, 1.2 milyar ton feldispat, 151 milyon ton kuvars, 501 milyon ton kuvarsit, 750 milyon ton kuvars kumu, 7.2 milyar ton halit (kaya tuzu), 733 milyon ton kalsiyum-bentonit, 2 milyar ton sodyum sülfat ve bin 978 ton uranyum rezervi tespit edildi. Yıllık 60 bin adet olan analiz/test kapasitesi yıllık yaklaşık 500 bin adede ulaştı. Bu arada madencilik işlemlerinin hızlı ve etkin şekilde yürütülmesi amacıyla “e-Maden Projesi” yüzde 86 oranında tamamlandı. “Güvenli Madenciliğin Yol Haritası” kapsamında; madenlerde güvenlik kültürünün oluşması ve geliştirilmesi için yürütülen “Madencilik Risk Analizi ve Yönetimi” projesi hayata geçirildi.

Ali KAHYAOĞLU / Türk Mermer Maden Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı
“Özel destekler çıkarılmalı”

Çıkarttığımız madenleri uç ürünler olarak dünyaya sunduğumuzda ülkemiz daha çok katma değer sağlayacak. Bunun için bu tür yatırımlara hız vermeliyiz. 2018’de maden ihracatında özellikle doğal taşta Çin’deki alımların azalması nedeniyle bir takım düşüşler var. 2019’da bu ülkenin alımı çoğalmazsa doğaltaş sektörünü zor bir yıl bekliyor. 2023 hedeflerine ulaşabilmek için önümüzde hala imkan var. Ancak bunun için devletimizin sektör üzerindeki yükleri, bürokratik engelleri azaltması gerekiyor.

Doğal taş haricindeki diğer madenlerin Ar-Ge şartıyla ihale edilmesi uygun bir çalışma. Bu süreçte firmalara destek verirse yerli ve yabancı firmaların ilgisi daha fazla olacaktır.

Muzaffer POLAT / Kömür Üreticileri Derneği Başkanı
“Bürokrasi sona ermeli”

Madencilik sektörünü mutlaka bir üst lige, dünya ölçeğine çıkarmamız gerekiyor. Bugün madencinin en büyük derdi, Ankara’da bürokrasiyi aşamamak. Madencilik sektöründe izin süreçleri kolaylaştırılmalı. Madencinin Ankara’da evrak takip etmek yerine, madenlere çıkması lazım. E-Maden Projesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığındaki bürokratik işlemlerde rahatlama getirecek ancak tek başına bir çözüm olmaz. Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman, Çevre ve Şehircilik Bakanlıkları başta olmak üzere 26 yerden izin alıyoruz. Türkiye’nin Milli Enerji ve Maden Politikası çerçevesinde, Hükümetin, Bakanlığın kararlılığını, yapma isteği ve iradesini gördük. Madenlerde Ar-Ge ve inovasyon odaklı yeni dönem başlatılıyor. Bu yaklaşımı sonuna kadar destekliyoruz. İhalelere özel sektörün ilgi göstermesi için ya kamu özel sektör ortaklığına gidilmesi ya da ihale kurgularının devletin ve özel sektörün mağdur edilmeyeceği şekilde yapılması gerekiyor.

Ali BAKANER / İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyesi, İstanbul Ticaret Odası Demir Dışı Metaller Komite Başkanı
“İhale ilgi görür”

Türkiye’nin alüminyum tüketimi yıllık 1.3 milyon ton. Oysa Seydişehir’deki tesislerde 100 bin ton üretim gerçekleştiriliyor. 3.5 milyar dolar civarındaki ithalatı azaltabilmek için boksit rezervlerini çıkarması lazım. Katma değeri yüksek ürünlere dönüştürmeliyiz. Alüminyum metali dünyada çelikten sonra en çok kullandırılan metal. Aiaşımlandırıldığı zaman birçok yerde çeliğin yerini alabiliyor. Ortadoğu, Dubai, Bahreyn, Umman ve Katar yoğun bir şekilde üretim yapıyor. Onlarda para, ucuz enerji ve ucuz işgücü var. Dünya teknoloji devleriyle işbirliği yapıyorlar. Türkiye’de enerji maliyetleri çok yüksek olduğu için üretmek pahalı. Ucuz enerjiye ulaşırsak bu yapılabilir. Bu enerjiye ulaştığımızda bizi hiçbir ülke tutamaz.

Turkish stone atağı!

İMİB, Türk doğal taşını dünyada ‘Turkish Stones’ markasıyla tanıtmak için atağa geçti. Birlik Başkanı Aydın Dinçer, ABD ve Çin’de Türkiye’nin pazar payını artırmaya, hedef pazarlarda ise büyümeye odaklandıklarını açıkladı…

İSTANBUL Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Dinçer, Türkiye’nin maden ihracatının 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 24 artışla 4.69 milyar dolara, miktar bazında yüzde 21’lik artışla 24.7 milyon tona yükseldiğini belirterek, 2018’de de aynı rakamlara ulaşmayı beklediklerini vurguladı. Türkiye’nin doğal taş ihracatının geçen yıl 2.04 milyar dolarla toplam maden ihracatının neredeyse yarısını oluşturduğuna dikkat çeken Dinçer, 2017’de bir önceki yıla göre doğal taş ihracat artışının değerde yüzde 13.43 olarak gerçekleştiğini, miktar bazında ise yüzde 21.78’lik artışla 7.9 milyon tona ulaştığını ifade etti. Türkiye’de uygulanmaya başlanan modern ocak üretim yöntemleri ve son teknikler sayesinde rekabetin çok yoğun olduğu dünya doğal taş pazarına uygun üretim ve pazarlama yapabilecek ürünler hazırlayan tesis sayısının arttığını, tüm bu gelişmelerin 2019 yılı ihracatına olumlu yan-‘sıyacağını kaydeden Dinçer, Türk doğal taşının dünyada tanıtımına yönelik yaptıkları çalışmaların ise sektörü düşük fiyat sıkıntısından kurtaracağını vurguladı.

“REKABET ŞANSI ARTACAK”

Madencilik sektörünü rekabet açısından değerlendiren İMİB Başkanı Aydın Dinçer, Türkiye’de madencilik yapan şirketlerin bir kısmının küresel maden şirketlerinin ortakları olduğunu belirterek, bu nedenle bazı madenlerde uluslararası ölçekte rekabet edilebildiğini vurguladı. Dinçer, bazı madenlerde ise doğal taş örneğinde olduğu gibi iyi rekabet yapılamadığı için ürünlerin daha iyi kalite ve çeşitli renklerde olmasına rağmen fiyatın daha yukarıya çe-kilcmcdiğinin altını çizdi. “Turkish Stones” markasının dünyada tanıtımına yönelik çalışmalar yaptıklarını açıklayan Dinçer, “Dünyada son kullanıcının Turkish Stones’u tanımasının sektörü düşük fiyat sıkıntısından kurtaracağına inanıyorum. Ayrıca, gelişen teknolojiye bağlı olarak madenlerimizde kullanılan son model iş makinaları ve ekipmanlar ile daha randımanlı madencilik yapılarak verimliliğimizi arttırabiliriz. Burada hem maliyetler azalacak hem de üretim miktarı artmış olacak. Dolayısıyla rekabet edebilme şansımız artacak” dedi.

HEDEF PAZARLAR BELİRLENDİ

Dinçer, doğal taş sektörü özelinde 2017 ihracat-it-halat istatistikleri ile oluşturdukları hedef ülke çalışması sonucunda, Türkiye’nin rakiplerinin yüksek oranda ihracat gerçekleştirdiği, Türk ürünlerinin yüksek potansiyeline rağmen ihracatın nispeten daha sınırlı kaldığı ülkeleri hedef ülke olarak belirlediklerini söyledi. Hindistan, Güney Kore Cumhuriyeti, Kanada, Katar, Meksika, Brezilya, Lübnan, Hong-Kong, Rusya, Singapur, Endonezya ve Malezya’nın Türkiye’nin büyüyebileceği pazarlar arasında yer aldığını belirten Dinçer, “Bu pazarlar haricinde hali hazırda ihracatımızın yüksek olduğu ABD ve Çin gibi büyük pazarlarda da payımızı korumaya ve artırmaya yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz” dedi.

Once insan ve çevre, sonra madencilik

Türkiye’nin en büyük altın madenine sahip şirketi Tüprag Madencilik A.Ş., ekonomiye katkısını her geçen yıl artırıyor. Firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, “Ülkenin özkaynağıyer altındaki madenler”diyor…

30 yılı aşkın süredir faaliyetlerine devam eden Tüprag Metal Madencilik A.Ş. sektörün lokomotifi konumunda. Uşak’ta 12 yıldır işletmekte olduğu Kışladağ Altın Madeni’ne 2011’dc İzmir Efemçu-kuru Altın Madenini de ekledik. Bugün Türkiye’de çıkarılan altının büyük bir kısmını üretiyor. Tüprag’ın 30 yıllık serüveninin her anma tanıklık eden ve Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz başarı hikayelerini samimi ifadelerle şu sözlerle dile getirdi:

“Altın madenciliği, yatırım riski çok yüksek ekonomik geri dönüşün ancak uzun vadelerde sağlanabildiği, cazibesi çok yüksek olmayan bir sektördür. Oysa akademik düzeyde topraklarımızda yapılan uzun süreli çalışmaları şunu göstermiştir ki Türkiye, muhtemel mevcut rezervi ile dünyada ikinci büyük altın cevheri rezervine sahip ülke konumunda. Tüprag A.Ş. 1986 yılında kuruldu. 1996’da Uşak’taki rezervimizi tespit ettik ve 2006’da üretime geçtik. İşletmekte olduğumuz bir diğer madenimizin ilk keşif tarihi 1992, üretime geçme yılı ise 2011’dir.

“BÜYÜK BİR AİLEYİZ”

Büyük özveri gerektiren, emek yoğun bir disiplinde çalışıyoruz. Biz bu yola ‘Önce insan ve çevre, sonra madencilik’ söylemini temel prensibimiz olarak benimseyerek çıktık ve bunu 30 yılın her bölümünde hayata geçirmeyi başardık. Ruhsat sahanızda ekonomik olarak işletmeye değer bir yatak bulduğunuz zaman, bu yatağı işletmeye çevirmek sadece devletin belirlediği evrak ve detaylı raporlama prosedürlerini yerine getirmekle mümkün olmuyor. Sadece evrak prosedürlerini tamamlamayı amaç edinmeden, o coğrafyanın gerçek sahibi olan yöre insanından da bir anlamda ‘sosyal izin ve onay’ almayı ilk hedefimiz olarak gördük.

Bugün sektörün lokomotif aktörlerinden biri konumunda olmamızın en büyük sebebi de büyük bir aile olabilmeyi başarabilmemizdir. Kışladağ ve Efemçukuru’nda yaklaşık 1500 çalışanımızın büyük çoğunluğunu faaliyet gösterdiğimiz bölgelerde yöre insanı oluşturuyor. Dışarıdan eğitimli şoförler getirmektense yöre halkına gerekli eğitimi verdikten sonra tanesi 3 milyon dolar değerindeki 250 ton kapasiteli dev kamyonlarımızın direksiyonlarını onlara emanet ettik. Sonuçta onlar bize güvendi bizler de onlara güvendik.

“ÖNCELİĞİMİZ DOĞA”

Eğitimden sağlığa, altyapıdan içme suyu sistemlerinin yapılmasına, köy yollarının asfaltlanmasından cami tadilatına kadar birçok konuda yöre halkının refahım artırabilmek adına bugüne kadar yaklaşık 17 milyon dolar değerinden sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirdik. İstihdam yaratmak ya da kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile yatırım gerçekleştirmekten daha büyük bir unsur var ki o da doğanın korunmasıdır. Yüzyıllardır o topraklardan ekmeğini kazanan o bölgenin ve coğrafyanın gerçek sahibi olan yöre halkının bu noktada bilime ve bizlere inanıp verdikleri destek çok önemliydi. Endişelerinde haklıydılar ancak zaman geçtikçe gördüler ki ne biz gelmeden önce o topraklarda yetişen tür sayısında azalma ya kalitede düşme var ne de içtikleri suda şüphe uyandıracak bir tehlike.”

“Kente göçü önlüyor”

Türkiye’nin yeraltı maden varlığı yaklaşık 3 trilyon dolar civarında. Altın potansiyelimiz ise 6 bin 500 ton. Türkiye bu zenginliği çok hızlı bir şekilde ekonomiye kazandırmalı. Madenciliğin önü ne kadar açılırsa, ekonomiye katkı o denli hızlı ve fazla olacaktır. Önce insan ve çevreyi koruyacağız, sonra madencilik yapacağız. Madencilik emek yoğun, köyden kente göçü önleyen bir sektör. Uşak’taki faaliyetimize yakın beş köy var ve bunların nüfusları artıyor. Ülkelerin kalkınmasında özkaynak çok önemlidir. Özkaynağın kendisi de yeraltındadır. Madencilik sektörünün gelişebilmesi için aramaların önü açılmalı. Bunun en temel yolu mevzuatın hızlı uygulanabilmesidir. İkinci konu, olabildiğince tek izin, tek makam olması gerekir.

Bu sektör önü açıldığında istihdam üçte bir oranında artacaktır. Enerji, akaryakıt ve arazi tahsislerinde madencilik sektörünün sektörel teşviğe ihtiyacı var. Beşinci bölge teşviği veriliyor ama yeterli değil.

Maden yatırımcısının uzman danışmanı

Mitto Danışmanlık, madencilik alanında faaliyet gösteren firmalara her tür danışmanlık hizmeti veriyor. Firma, 40 kişilik mühendislik kadrosuyla yatırımcının büyüme ivmesini artıran profesyonel hizmetler sunuyor…

SANAYİLEŞMENİN temelini oluşturan madencilik, tarih boyunca tüm uygarlıkları şekillendiren en temel sektörlerden biri oldu. Özellikle Sanayi Devrimi’nden bu yana uygarlıkların gelişim sürecine katkısı büyük olan madencilik faaliyetleri, gelişmiş ülkelerin bugünkü refah düzeyine ulaşmasında etkin bir rol oynadı. Ülkemizin maden rezervleri değerlendirildiğinde, jeolojik yapısı gereği, büyük maden yataklarının oluşmasına uygun olmamasına rağmen; barındırdığı kuşaklar nedeniyle özellikle metalik madencilik açısından cevher çeşitliliği sunuyor. Bu milli zenginliğimizin doğru ve etkin bir şekilde projelendirilmesinde danışman firmalara büyük rol düşüyor.

Mitto Danışmanlık olarak 11 yılı aşkın süredir 40 kişilik mühendis kadromuzla yüksek performans prensibi ile mühendislik çalışmalarınızı yürütüyoruz. Hedefimiz, milli değerimiz olan yeraltı kaynaklarımızın Türk ve uluslararası standartlara uygun şekilde işletilebilmesi için adil ve tarafsız hizmet anlayışı ile sektördeki liderliğimizi korumak ve dünyada tercih edilen yüzde yüz Türk menşeili firma olmaktır.

“YATIRIMCININ YANINDAYIZ”

Ekonomilerinde istikran yakalamış ülkelerin, mamul ve/veya yarı mamul olarak, maden üretimine büyük önem verdikleri ve bu ülkelerin madencilik sektörlerinin, diğer sanayi dallarıyla bütünleşmiş olduğu görülüyor. Ülkemizin de gelişmiş ülkelerin ulaştığı ekonomik güce sahip olabilmesi için, doğal kaynaklarını etkin ve sürdürü-lebüir şekilde kullanması büyük önem taşıyor. Bu sebeple hizmet alanlarımızda profesyonelliği ön plana alarak madencilik faaliyetlerindeki teknik ve çevresel konulardaki tecrübelerimizle çözüm ortağı olmak ve yatırımcıların büyüme ivmelerinde önemli bir etki yaratarak yatırımlarının devamlılığım sağlamak önceliğimiz.

Madencilik faaliyetlerinin yürütülebilmesi ve bu kapsamda oluşacak çevresel ve sosyal etkilerin minimize edilmesi amacıyla yapılması gereken mühendislik çalışmalarını Türk ve uluslararası standartlara uygun şekilde hazırlayıp yatırımcıların kredilendirme sürecini sorunsuz şekilde tamamlamasını sağlıyoruz. Bu doğrultuda uluslararası finans kuruluşlarına ve/veya bankalara yapılacak finansman başvurularını desteklemek için IFC, EBRD, Ekvator Prensipleri’ne tam uyumlu çevresel ve sosyal etki değerlendirmesi çalışmaları ile Crirsco’ya bağlı ülkelerin kullanmış olduğu standartlara uygun şekilde teknik raporlar hazırlıyoruz. Kredilendirme süreci öncesi ve sonrasında bunlarla sınırlı kalmadan yatırımın maliyet, zaman ve kalite açısından operasyonları maksimum verime ulaştırmak adına hidrojeoloji, asit kaya drenajı, jeoteknik, jeoloji, rehabilitasyon gibi konularında multidisipline sahip mühendis kadromuzla etkileri değerlendirerek çözüm önerileri sunuyoruz.

“UMREK’İN İŞLEVİ ÇOK ÖNEMLİ”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın ülkemizde yapılacak madencilik faaliyetlerindeki yatırım güvenilirliğinin ve verimliliğin artması, madenlerin etkin ve planlı bir şekilde işletilmesi için oluşturduğu Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK), doğal kaynaklarımızın değerlendirilmesine bir standart getirerek ekonomiye ivme kazandıracaktır. Bankalar ve katılım bankalarının kredilendirme süreçlerinde UMREK tarafından yetkilendirilmiş kişilerin raporlarının dikkate alınması, sektördeki firmaların ve teknik personelin gelişimi için önem arz ediyor. Değişen süreçlerin yakın takipçisi olan Mitto Danışmanlık, şeffaflık ile bilimsel standartlara uygun çalışmayı ilke edinmiş, hedeflerinin ilk sırasına Türk mühendisleri ve Türk yatırımcıları ile dünyaya açılmayı koymuştur.

HÜLYA GENÇ SERTKAYA





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bunu da İnceledinizmi ?

Diş Macunu Pazarında Rekabet Kızıştı

DİŞ macunu pazarı uzun yıllar birkaç büyük markanın oyun sahasıydı. îpana, Colgate, Signal gibi markalar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir