Girişimcilik Haberleri

Savunma Sanayi Herkese İş ve Yatırım Fırsatı Sunuyor

SON 20 yılda yerlilik oranı yüzde 20’lerden yüzde 70’e yükselen Türkiye savunma sanayinde, ekosistem dışa bağımlılığı asgari seviyeye indirecek şekilde güçleniyor. Türk savunma ve havacılık sektörü helikopterden savaş gemisine, insansız hava araçlarından uydu çalışmalarına, hava savunma sistemlerinden elektronik harbe kadar ihtiyaçlarını büyük oranda yerli ve milli olarak üretiyor. Savunma Sanayi ekosistemi, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı’nın (SSB) koordinasyonunda, büyük ölçekli özgün ürün geliştiren ve üreten firmalar ile bu ürünler için alt sistem ve parça üreten çok sayıda KOBÎ’nin yanı sıra, üniversiteler ve test merkezlerinin geliştirdiği kabiliyetlerle her geçen gün büyüyor, insansız ve otonom sistemler için yurt içi kabiliyetler ve ürün sahipliği arttıkça yan sanayiinin de gelişmesi öngörülüyor. Sektörde platform üreticisi firmalar bazı kritik sistemler hariç olmak üzere çok büyük oranda yan sanayi kullanımına sahipken, SSB’nin sektörel stratejileri ve girişimleriyle bu oranın daha da artırılması ve bütün alt sistemleri kapsaması hedefleniyor. Savunma ve havacılık sektöründe her ölçekte firmalar için yatırım ve kendisini geliştirmek için büyük fırsatlar bulunuyor. Bu fırsatı değerlendirmek için yapılması gerekenleri sektör temsilcileri anlattı.

İNSANSIZ SİSTEMLER ÖNE ÇIKIYOR

Türk savunma sanayiinin bugün geldiği noktada, gemilerden helikoptere, zırhlı araçlardan insansız hava araçlarına, silah sistemlerinden uydu çalışmalarına, hava savunma sistemlerinden elektronik harbe kadar ihtiyaçlarını büyük oranda yerli ve milli olarak ürettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, yapılan çalışmaların dünyada adından söz ettirdiğini ve ilgiyle takip edildiğini kaydetti. Günümüzün harekat ortamlarında insanlı sistemlerin yerini insansız sistemlerin almaya başladığını belirten Demir, insan kaynaklı limitlerin ortadan kalkmasıyla, mevcut savunma sistemlerinin çok daha etkin bir duruma gelebildiğini vurguladı. İHA’ların son yıllarda hızla yayıldığını, sistemlerin sayısı ve çeşitleri artarken aynı zamanda kabiliyetlerinin de geliştiğini ve muharebe ortamına yeni bir anlayış getirdiğini vurgulayan Demir, “İnsansız Kara Aracı (ÎKA) ve İnsansız Deniz Aracı (ÎDA) alanlarında da önemli ilerlemeler meydana gelerek öncü sistemler kullanılmaya başlandı. Askeri ve sivil alanda insansız sistemlere ihtiyacın hızla artmaya devam edeceği ve her yıl insansız sistemlerin kabiliyetlerinin ve kullanım oranının artacağı bekleniyor” ifadelerini kullandı.


Türkiye’nin, 21. yüzyılın en önemli sektörlerinden olması öngörülen insansız ve akıllı sistemlerde dünyada lider konumdaki ülkelerle aynı teknolojik seviyeye ulaşması ve uluslararası pazarda söz sahibi bir sektöre sahip olması gerektiğini dile getiren Demir, bu kapsamda insansız ve akıllı sistemlere yapılacak yatırımların Türkiye için katma değer yaratan önemli bir ihracat kalemi olacağının değerlendirildiğini vurguladı. Demir, “Ayrıca; askeri harekat bağımsızlığımız için bazı kabiliyetlerin mutlaka yurt içinde kazanılması gerekmektedir. Bu nedenle, ÎHA sistemlerindeki ihracat kısıtlamalarına tabi olan kritik kabiliyetlerin, öncelikli olarak yurt içinde kazanılması hedefleniyor. Bu hedef doğrultusunda başlattığımız çalışmalarda belli bir mesafe kat ettik ama daha alacağımız yol var” dedi.

GELECEKTEKİ İHTİYAÇLARA YATIRIM

insansız ve otonom sistemler için yurt içi kabiliyetler ve ürün sahipliği arttıkça yan sanayiinin de gelişmesi öngörülüyor. Sektörde platform üreticisi firmaların bazı kritik sistemler hariç olmak üzere çok büyük oranda yan sanayi kullanımına sahip olduklarını vurgulayan Demir, SSB’nin sektörel stratejileri ve girişimleriyle bu oranın daha da artırılması ve bütün alt sistemleri kapsamasının gündemde olduğunu kaydetti. Demir, “Sektörde tedarikçi ya da üretici olmak için platform üreticisi firmalar ya da onların birinci/ikinci kademe tedarikçileriyle görüşülerek mevcut ya da gelecekteki ihtiyaçlara yönelik yatırım yapılması, tasarımdan test ve sertifikasyon ihtiyaçlarına kadar sistemlerin ömür devirleri içinde gerekli olan unsurların yurt içinde sağlanmasını temin etmek adına önemli. Ayrıca Başkanlığımızın Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı (EYDEP) ve Yetenek Envanteri (YETEN) platformlarına kayıt olunarak belirtilen başvuru ve değerlendirmelerin tamamlanması, SSB projelerinde yer almak için gerekli” diye konuştu.

Bu arada SSB, sektöre ve projelere hız kazandıracak, yerlileştirme faaliyetlerini destekleyecek Savunma Sanayii Kalifiye Ürün Listesi Programı’nın tanıtımı geçtiğimiz haftalarda yaptı.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE SABIR

Savunma ve havacılık sektöründe başta kalite olmak üzere belirli kriterleri sağlayacak her ölçekte firmalar için yatırım ve kendisini geliştirme için birçok fırsat bulunuyor. Bu fırsatı değerlendirebilmek için yapılması gerekenler başında kurumsallaşma, kalite sistemleri, nitelikli personel istihdamı kadar “sürdürülebilirlik ve sabır” da geliyor. SSB Başkanı Demir, sektörde faaliyet gösteren ana yüklenici firmaların alt yüklenici firmaları belirlerken, kurumsal alt yapıya/kalite sistemine sahip olma, üretim ve malzeme takibi (MRP, ERP vs) sistemlerine sahip olma, nitelikli personel istihdamı ve sürekliliğini sağlama, sertifikasyon sürekliliğini sağlama, ölçüm, test ve belgeleme kabiliyetine sahip olma, tesis güvenliği belgesine sahip olma, sürekli İyileştirme kapsamında kalite artırma faaliyetlerinde bulunma gibi birçok konuda zorlu değerlendirme süreçlerinden geçirdiğini vurguladı. Demir, “Bu nedenle savunma sanayi milli projelerinde faaliyet göstermek isteyen tüm yan sanayi/alt yüklenici adayı firmalarının, projelerin uzun soluklu olduğunu dikkate alarak bu yolda sürdürülebilirliğin ve sabrın önemini kavramaları sektör için önem arz ediyor” dedi.

Sektörle paylaştıkları “Sektörel Strateji” dokümanlarının temel ilkesini “Sürdürülebilir Savunma Sanayi için Teknoloji ve Alt Sistem Sahipliği” olarak belirlediklerini söyleyen Demir, Başkanlık olarak KOBİ ve yan sanayiyi desteklemek için çeşitli faaliyetlere düzenlediklerini ve programlar yürüttüklerini kaydetti.

KÜRESEL İŞBİRLİKLERİ ÖNEMLİ

Savunma sanayinin yüksek düzeyde kalite ve üretim standartları gerektiren ileri teknolojilerin kullanıldığı rekabetçi bir sektör olduğunu belirten Demir, zaman zaman bütçe kısıntıları ile karşılaşılsa da mevcudiyeti sürekli olan bu sektörde yer alan firmaların küresel ekonomik krizlerden aşırı etkilenmediğinin görüldüğünü kaydetti. Demir, bu nedenle sadece iç pazara odaklı çalışan firmaların sektörde kalıcı olmasının zorlaştığının altını çizdi.

Demir, “Savunma sanayi sektöründe ‘sürdürülebilirliği’ sağlamanın en önemli unsurlarından birisinin başta sivil havacılık olmak üzere, bu sektörde yer alan küresel firmalar ile yakın işbirliği olduğu görülüyor. Savunma sektöründe kalıcı olmak isteyen yan sanayi ve KOBl’lerimizin, öncelikle kendilerinden beklenen uluslararası kalite standartlarını yakalama zorunluluğu var. Başkanlığımız, yüksek katma değer üreten KOBÎ ve yan sanayimizin geliştirilmesine büyük önem veriyor” diye konuştu.

“FIRSATLAR VAR”

TOBB Türkiye Savunma Sanayi Meclisi Başkan Yardımcısı Yılmaz Güldoğan savunma ve havacılık alanında yatırım yapmak ve kendisini geliştirmek isteyen ve başta kalite olmak üzere belirli kriterleri sağlayacak her ölçekte firmalar için fırsatlar olduğunu vurguladı. Tüm dünyada savunma tedarik kurumlan ve şirketlerinin sürekli iyileştirme, maliyet azaltımı ve etkinliğini esas alan strateji ve uygulamaları artan ölçüde benimsediğine dikkat çeken Güldoğan, tedarik zincir yönetiminin son yıllarda büyük ölçekli ve lider savunma ve havacılık şirketlerin organizasyon ve yapılanmalarında en önemli rolü üstlendiğini kaydetti. Güldoğan, yerlilik payının yüzde 70’i aştığı savunma ve havacılık alanında yatırım yapmak ve kendini geliştirmek isteyen firmaların SASAD-Savunma ve Havacılık İmalatçıları Derneği’ne ve/veya kendi bölgelerine yakın kümelenme derneklerine müracaat etmeleri halinde kendilerine sektörde aranan kriterler dahil her konuda gereken bilgi ve destek sağlandığını söyledi. Güldoğan’ın verdiği bilgiye göre belirlenen kriterleri taşımaları halinde bu firmalar SASAD’a, kümelenme derneklerine üye olarak bilgi paylaşım ağında yer alabiliyor, sektörde faaliyet gösteren lider firmaların tedarikçi portallanm takip edebiliyor, üye olabiliyor. Şirketler, MSB Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü’ne müracaat ederek yapılan inceleme ve denetimler sonucu uygun görülür ve onaylanırlarsa stratejik işbirliği anlaşması yapabiliyor veya onaylı tedarikçi olabiliyor. Türkiye’nin havacılık, savanma ve uzay sanayi ekosistemi-nin rekabet gücünün artırılmasıyla yapılan çalışmalara TOBB Türkiye Savunma Meclisi olarak destek olduklarını kaydeden Güldoğan, “Bu sektördeki kalite ve teknik isterler, üretim/teslimat takvimi ve maliyet-etkinlik gereksinimlerinin sağlanmasının büyük bir özveri ve sabır gerektirdiği, sürdürülebilir insan ve kaynak planlamalarının yapılmasının gerekliliği, firmaların tesis ve ürün güvenliği ile sertifikas-yon süreçlerine katılması gerekebileceği ve yatırımların geri dönüşünün daha fazla zaman alacağını hatırlatmak isterim” dedi.

“YERLİ TASARIM DAHA FAZLA TEŞVİK EDİLMELİ”

OSTIM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi (OSSA) Yönetim Kurulu Başkanı Mithat Ertuğ, savunma ve havacılık sektöründe kalıcı olabilmek için küresel ölçekte ürün geliştirme, araştırma, üretim ve kalite standartlarında faaliyet yürütmek ve teknolojik derinliğe sahip olmak gerektiğini söyledi, özgün ürün geliştirme sürecine girdi teşkil eden malzeme, komponent ve bunun gibi detaylardaki dışa bağımlılığın halen sektörün önemli bir problemi olduğunu ifade eden Ertuğ, “Yabancı girdilerin yerlileştirilmesi oldukça zor ve uzun zaman alan bir süreç. Teknik talep dokümanlarını değiştirmedeki ulusal, uluslararası zorluklar, maliyet etkin tasarım ve üretimi gerçekleştirmede yerli savunma ve havacılık sanayisinin yeterli büyüklükte olmaması, ulusal ve uluslararası test ve akreditasyon maliyetleri, yerli pazara yerli özgün ürün geliştirmesi beklenen firmaların karşı karşıya olduğu problemlerden bazılarıdır. Bu problemlere ilişkin, risk ve maliyetler ile yurtdışına açılmaların desteklenmesi; daha çok ürün odaklı Ar-Ge desteği, Ar-Ge ve Ür-Ge için farklı tedarik ve proje yönetim esasları geliştirilmesi, atılması gereken önemli adımlar olarak ortaya çıkıyor” dedi.

Türk savunma ve havacılık sanayisinin küresel sistemde daha fazla yer alabilmesi için savunma ve havacılık sanayisinin ana parça, platform düzeyinde yerli tasarım ve üretimin daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Ertuğ, “Sektörün gereksinimlerini karşılayan, yeterli ve nitelikli alt yüklenici potansiyelinin de geliştirilmesi gerekiyor. Ankara’da özellikle talaşlı imalat, kaplama, boya vb. alanlarda yeterli sayıda firma bulunuyor. Bu kapsamda rekabet artmakta ve firmalar kaliteli ve daha ucuz üretimler yapıyor. Ancak ısıl işlem, alüminyum döküm, kompozit imalatı gibi bazı özel üretimlerde firmalar yetersiz kalıyor” diye konuştu.

“KOBİ’LER BÜYÜK BAŞARILARA İMZA ATTI”

Mithat Ertuğ, özellikle son dönemlerde IHA ve drone teknolojilerinin Türkiye’ye kazandırılmasıyla, alt tedarikçi düzeyinde de önemli gelişmeler olduğunu vurguladı. Faydalı yük kapasitesi, havada kalma süresi ve yer istasyonlarının üretimi ve haberleşme altyapısının sağlanması konularında KOBt’lerin büyük başarılara imza attığını belirten Ertuğ, ayrıca robotik sistemler ve endüstriyel dijital dönüşüm projelerinin de yine KOBİ’lerin bilgi ve becerilerini aktardığı işler olarak ön plana çıktığını kaydetti. Ertuğ, “Hem ana yüklenici firmalara alt sistem ve parça bazında tedarik gerçekleştirme hem de nihai ürün sahipliği konusunda başarılar elde eden KOBÎ’lerimiz teknolojik ürün sahipliği konusunda dünya standardında firma ve ürünleri ile rekabet edebilecek seviyelere gelmeye başladı. Bu alanlarda faaliyet gösteren hem ana sanayi vakıf şirketlerimiz hem de özel şirketlerimizin altında güçlü bir ekosistem oluşturma mertebesine gelen KOBÎ firmalarımız; yazılımından üretimine yer aldıkları süreçler ile ülkemiz teknolojik birikimine de destek oluyorlar. Diğer tüm alanlarda olduğu gibi, yapay zeka veya insansız araçlar konusunda da alt yüklenici ve tedarikçi olabilmek adına KOBİ firmaların kabiliyetlerini ve yetkinliklerini ana yüklenici firma ve kuruluşlara anlatabilmeleri önem arz ediyor” şeklinde konuştu.

“GELECEĞİN TEKNOLOJİLERİNE KAPI ARALIYORUZ”

Savunma ve havacılık sanayinde ekosistem, sektörün lider şirketleri ve kümelenmeler öncülüğünde gelişiyor. Havacılık ve uzay sanayinde küresel ilk 100 oyuncu arasında yer alan Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş. (TUSAŞ), havacılık sektörünün öncü şirketi olarak bir taraftan özgün ürünler geliştirirken, diğer yandan sektörün gelişmesi için de önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. Ar-Ge alanında sektör lideri konumundaki şirketleriyle teknolojinin Ar-Ge’sini önceleyen çalışmaları desteklediklerini vurgulayan TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil, böylece Türkiye’de havacılık ekosisteminin kurulmasına da öncülük ettiklerini kaydetti. Bu sektörde rekabetçi bir yardımcı sanayinin de gelişmesine azami katkı sunduklarının altını çizen Kotil, “Güncel teknolojileri geliştirerek olgunlaştırıyor ve geleceğin teknolojilerine kapı aralıyoruz. Bu kapsamda malzeme teknolojilerinden, uçuş mekaniğine, aviyonik teknolojilerden, test teknolojilerine yenilikçi konseptlere ve bilgi güvenliğine kadar geniş alanda Ar-Ge faaliyetleri sürdürmeye de devam ediyoruz” diye konuştu.

TUSAŞ’ın sektörün içinde olmayan ancak bu alanda önemli çalışmaları bulunan sanayicilere ve KOBÎ’lere yönelik desteklerinin devam ettiğini dile getiren Kotil, bu minvalde yerlileştirme çalışmaları kapsamında hava aracının ihtiyacı olan birçok bileşenin yerli ve milli imkanlarla KOBİ’ler tarafından geliştirilmesi ve bu sayede havacılık ekosistemine katkı sağlanmasının da önünü açtıklarını ifade etti. Kotil, “KOBÎ’lerin eğitim, makine teçhizat gibi ihtiyaçlarına yönelik desteklerle yardımcı sanayinin doğru ve efektif gelişimine destek veriyoruz. Sadece KOBİ’ler de değil sanayi sitelerinde bu tür butik işler yapan ve dünyaya ihraç eden önemli firmalar da var. Bu firmaların da desteklenerek ekosisteme kazandırılması için çalışmalar gerçekleştiriyoruz” dedi.

“TÜRKİYE İHA/SİHA’DA GÖZDE ÜLKE”

Türk IHA ve SlHA’ları dünyada fark yaratıyor. TUSAŞ Genel Müdürü Kotil, Türkiye’nin artık bir ÎHA/SÎHA gözdesi ülke konumunda olduğunun altını çizerek, bu kapsamda TUSAŞ’ın ANKA SIHA’larının önemli başarılara imza attığını vurguladı. 2021 Haziran ayı itibarıyla ANKA teslimat sayısının 29’a ulaştığını belirten Kotil, diğer taraftan yeni nesil ANKA ile faydalı yük kapasitesi arttığı için farklı konfigürasyonları destekleyen ANKA’nın ürün çeşitliliğinin daha da artmış olacağını kaydetti. Tunus’a 3 adet ANKA ve ilgili yer sistemlerinin satışını gerçekleştirdiklerini belirten Kotil, “Bu kapsamda Tunuslu pilotların eğitimini de içeren çerçevede takvim işletiyoruz. Tüm süreçler tamamlandığında bu yılın üçüncü çeyreğinde ilk teslimatımızı yapmış olmayı hedefliyoruz. Diğer taraftan ANKA platformundan yola çıkarak 18 ay gibi kısa sürede yerli ve milli imkânlarla geliştirilen ve silahlı ve silahsız olarak gerçekleştirdiği uçuşlarda havada kalış rekoru kıran AKSUNGUR IHA, yangınla mücadelede Orman Genel Müdürlüğü’nün hizmetine girdi. Yüksek faydalı yük kapasitesi ile kesintisiz çok rollü istihbarat, gözetleme, keşif ve taarruz görevleri gerçekleştirme kapasitesine sahip AKSUNGUR IHA, sahip olduğu SATCOM faydalı yükü ile görüş hattı ötesi operasyon esnekliği sağlıyor. Bir diğer insansız Hava Aracı sistemimiz ŞİMŞEK projesini hava savunma birlik ve sistemlerinin eğitim ve test ihtiyaçlarını karşılamak üzere şirketimizin öz kaynaklarıyla Ar-Ge projesi olarak başlattık. Şimşek Yüksek Hızlı Hedef Uçak Sistemi, silahlı kuvvetlere hizmet sunuyor” diye konuştu.

Şunu da hatırlatalım: TUSAŞ’ın çalışmaları insansız hava aracı (IHA) sistemlerinin yanı sıra uçak, helikopter, uzay sistemleri, Milli Muharip Uçak (MMU) ve yapısal olmak üzere altı stratejik grupta örgütlemiş bulunuyor. Ayrıca TUSAŞ, kendi tasarladığı ve ürettiği tüm ürünlerle ilgili entegre lojistik destek hizmetleri sağlıyor.

TEDARİKÇİ PORTFÖYÜ GENİŞ

FNSS Genel Müdürü ve CEO’su Nail Kurt, FNSS’nin kuruluşundan beri tedarikçi olmak isteyen tüm küçük, büyük ölçekli firmalara her zaman destek olduğunu ve bugüne kadar tedarikçi portföyünü oldukça genişletmiş bir şirket olduğunu kaydetti, işleme, kaynak, ham malzeme, dövme, döküm, montaj, kablo demeti imalatı, fabrikasyon, komple mekanik & elektronik üniteler, alt sistemler, balistik kompo-zit malzemeler, plastik & kauçuk malzemeler, bağlantı elamanları, boya-kaplama süreçleri, kart dizgi vb. birçok alanda onaylı tedarikçi havuzlarının olduğunu dile getiren Kurt, “Proje büyüklüğü ve niteliğine, teslim zamanlarına bağlı olarak havuza yeni tedarikçilerin eklenmesi ve yönetilmesi amacıyla bir yönetim modeli kullanıyoruz. Burada, dışardan alınması planlanan hizmet/ürünler tanımlanıyor, kategorize ediliyor ve bu doğrultuda onaylı tedarikçi sürecinin her bir ürün grubu gereksinimlere göre belirleniyor. Standartlar gereği denetimlerden geçmiş olan aday tedarikçilerimiz, mevcut kapasite ve kabiliyetler çerçevesinde yapılan analizler ile hizmet/ürün grubu alanına istinaden değerlendirmeye giriyorlar. KOBl’lerin de hayatta kalması ve sürdürülebilirlik sağlayabilmeleri için ana yüklenicilerin üzerine düşen sorumlulukların büyük olduğunu düşünüyoruz ve bizlere başvuruda bulunan KOBI tedarikçilerimiz için ilgili ana sistem üreticisine yönlendirmeler yapıyor ve gerektiğinde FNSS olarak denetimlerini ardından onay işlemlerini gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

DIŞA BAĞIMLILIK AZALACAK

Türkiye’de son yıllarda, savunma sektöründe sistem entegrasyon kabiliyetlerine ulaşmış ve yerli katkı oranı yüksek sistem ve alt-sistemler üreten tedarikçi sayısında hızlı bir artış gözlemlendiğini vurgulayan Kurt, Türkiye’de üreticiye sunulan teşvikler ile birlikte kritik alt sistemlerde dışa bağımlılığın düşürülmesinin hedeflendiğini kaydetti. Bu bağlamda alt yüklenicilerde yüksek teknolojili ürünlerin tasarım kabiliyeti ile birlikte entegre yönetim sistemlerinin varlığının çok fazla önem kazandığını dile getiren Kurt şunları kaydetti:

“Biz de FNSS olarak, tedarik zinciri stratejilerimiz doğrultusunda, araçlarımızda kullanılan entegre sistem ve alt-sistemlerin, yerli birinci derece tedarikçilerden direkt satın alimim, zamanla artırmayı ve bu konularda dışa bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.”

“GEREKLİ DESTEĞİ HEP VERDİK”

Yerlileştirme faaliyetlerine hız kesmeden devam ettiklerini ve yerli firmalara daha fazla iş hacmi yaratma yönünde tedarik planlarını yaptıklarını dile getiren Kurt, ana yüklenicilerden yerli alımları genelde alt gruplar halinde yaptıklarını söyledi. Kurt’un verdiği bilgiye göre bunlar; talaşlı ve kaynaklı imalatlar, döküm ve dövme parçalar, plastik ve yüzey işlem esaslı imalatlar, mekanik ve hidrolik sistemler, elektrik, elektromekanik sistemler ve yazılımlar ile alt sistem ve ham malzeme grupları. Kurt, “Hâlihazırda, tasarım dâhil yerli alım yaptığımız kritik alt sistemlerimiz olarak; kuleler, yangın bastırma, harici güç ünitesi, fan, soğutma grubu, dişli kutuları, aktarma organları, palet, tekerlekler, hidrolik parçalar, periskoplar ve görüş sistemleri gibi elektronik üniteleri de örnek olarak verebiliriz. KOBÎ’lerimiz ile yürütmekte olduğumuz yerlileştirme/ürün geliştirme süreçlerinde FNSS olarak her zaman gerekli olan alt yapı, tasarım, kalite ve üretim desteğini bu zamana kadar hep verdik, bundan sonra da tüm ihtiyaçlarına yönelik tedarikçilerimizi desteklemeye de devam ediyor olacağız. Sektörün sağlamış olduğu teşviklere tedarikçilerimizin yöneliminin sağlanması, farkındalığın arttırılması yönünde de bir ekibimiz aktif olarak görev yapıyor” dedi.

GELİŞEN TEKNOLOJİ TAKİP EDİLİYOR

Nail Kurt, FNNS bünyesinde, Ar-Ge çalışmaları ile geliştirilen ve üretilen yeni teknoloji ve ürünlerin, kullanıcı gereksinimleri ve uluslararası pazarlardaki yaklaşımların yakından takip edilerek, yerli ve milli imkânlarla geliştirildiğini ve üretildiğini kaydetti. Kurt şunları söyledi: “Sürekli gelişen teknolojilere paralel olarak ürün ailemiz de zamanla genişliyor. Faaliyet dönemi içerisinde yürütülen alt sistem, malzeme, teknoloji, süreç geliştirme vb. gibi küçük ölçekli Ar-Ge projelerimizin yanı sıra, büyük ölçekli olarak tabir ettiğimiz, sistem seviyesinde; Malezya AV-8 prototip tasarım ve üretimi, Umman sözleşmesi kapsamında, TÜBİTAK TEYDEB destekleriyle geliştirilen PARS 6×6 araçları baz alınarak geliştirilen 8×8 tekerlekli araç kon-figürasyonları, Zırhlı Amfibi Hücum Aracı (ZAHA), Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Zırhlı Araçlar Projesi (ÖMTTZA) kapsamında PARS İZCİ ve Mayına Karşı Korumalı Araçlar Projesi (MKKA) kapsamında gerçekleştirilen PARS 6×6 araç geliştirme faaliyetleri, Endonezya Orta Ağırlık Sınıfında Tank projelerinde de prototip tasarım ve üretim faaliyetlerimiz başarılı bir şekilde devam etmektedir.”

CİRONUN YÜZDE 3-5’İ AR-GE’YE

FNSS Ar-Ge Merkezi’nde çok sayıda TEYDEB ve SAYP projesi yürütüldüğünü dile getiren Kurt, toplam 19 üniversite ile SAYP protokolleri imzalandığını kaydetti. Kurt, “TEYDEB destekli projeler yürütmenin yanı sıra, FNSS personeli araştırmacılar, kendi uzmanlık alanları ile örtüşen proje konularında, TÜBİTAK resmi görevlendirmesi ile TEYDEB hakemliği yapıyorlar. Kendi öz kaynaklarımız ile yaptığımız yıllık Ar-Ge harcamaları, ciromuzun yaklaşık yüzde 3-5’ini oluşturuyor ve ana ürün ailemizi genişletmek ve araçların gelişimi için ihtiyaç duyulan sistem, alt sistem, malzeme, süreç gibi geliştirmeye yönelik iç Ar-Ge projelere ayrılıyor. Ar-Ge faaliyetlerimizi kendi öz kaynaklarımızla yürütmenin yanı sıra, devlet tarafından sağlanan muafiyet, teşvik ve destekler, diğer tüm savunma sanayi firmaları gibi bizim de Ar-Ge projelerimizi planlanmamıza ve yürütmemize önemli ölçüde imkân sağlıyor. Bu yıl, Turkishtime tarafından gerçekleştirilen ‘Ar-Ge 250, Türkiye’nin En Çok Ar-Ge Harcaması Yapan Şirketleri’ araştırması sonucunda ‘2020 Ar-Ge Harcamalarına Göre En Büyük 250 Şirket’ arasında 13’üncü sırada yer aldık. Askeri kara araçları sektöründe Ar-Ge’ye en fazla yatırım yapan şirket olduk. Ar-Ge’ye verdiğimiz önemi bu gibi alanlarda taçlandırıyor olmamız bize hem doğru yolda olduğumuzu bir kere daha gösteriyor hem de büyük gurur veriyor” diye konuştu.

İŞBİRLİĞİ İMKANLARI GELİŞTİRİLİYOR

HAVELSAN, Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’nın (TSKGV) bir şirketi olarak, komuta kontrol ve savunma teknolojileri, simülasyon otonom ve platform teknolojileri, ülke güvenliği ve siber güvenlik ile bilgi ve iletişim teknolojileri olmak üzere çalışmakta olduğu 4 ana faaliyet alanında Türkiye’ye markalaşmış yerli ve milli teknolojilerin kazandırılması hedefine yönelik faaliyetlerde bulunuyor. HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar, savunma ve havacılık alanında markalaşmış yerli ve milli teknoloji ürünlerin geliştirilmesinin, sektörde yer alan büyük küçük bütün dinamiklerin, uzmanlaşmış bilgi birikimlerinin, nitelikli kaynak ve kabiliyetlerin, sahip olunan her türlü yeteneğin birbirini tamamlayacak şekilde hareket etmesi ile mümkün olduğu inancı ile hareket ettiklerini söyledi. Nacar, şunları kaydetti: “Bu doğrultuda, savunma ve havacılık alanında KOBl’lerin askeri ve uluslararası standart ve kriterlere uygun bir üretim alt yapısı oluşturarak projelerde istenilen kalite yönetim sistemi süreçlerini uygulamaları, mühendislik hizmetlerinde çalışacak insan kaynağının uzmanlaşmasını sağlamak üzere gerekli eğitimlerin alınması, son dönemde e-dönüşüm, dijitalleşme alanında dünya ölçeğinden geri kalmamak adına gerekli değişim süreçlerinin tamamlanması öncelikli adımlar olarak görülüyor. Bu kapsamda, yürüttüğümüz 4 temel faaliyet alanına yönelik özelikle yurtdışı bağımlılık oranının azaltılması için ülkemiz yurtiçi kaynaklarından azami şekilde fayda sağlamaya yönelik olarak, yazılım algoritmaları geliştiren, sistem mimarisi ve tasarım yeteneğine sahip, askeri ve uluslararası standartlara uyum sağlamış, kalite gereksinimlerine cevap veren ve konfıgürasyon çözümleri yetkinliğine sahip KOBİ’ler ile simülatör, komuta kontrol, siber güvenlik, alt sistem ve platform bazında yazılım ve donanım alanlarında iş birliği imkanları geliştiriyoruz. Ayrıca son yıllarda iş birliği süreçlerimizde mikro KOBİ olarak tanımlayacağımız start-up yapılarla da projelerimizde ve Ar-Ge çalışmalarımızda çeşitli iş birliği faaliyetlerinde bulunuyoruz.”

DÖRT AR-GE MERKEZİ BULUNUYOR

HAVELSAN kurumsal Ar-Ge kültürünün derinleşmesi ve sürdürülmesine önem veriyor. Bu kapsamda, HAVELSAN’ın üçü Ankara’da, biri İstanbul’da olmak üzere dört Ar-Ge Merkezi bulunuyor. Ar-Ge Merkezlerinde; yüksek nitelikli, yenilikçi, ticarileşme ve patent, yayın, teknolojik yetkinlik kazandırma potansiyeli yüksek Ar-Ge projeleri en verimli ve etkin şekilde yürütüldüğünü ifade eden Nacar, şunları kaydetti: “2020 yılında ciromuzun yüzde 7’sini öz kaynaklı Ar-Ge harcamalarına ayırdık. 2020 yılı sonu itibarıyla Ar-Ge Merkezlerimizde 3’ü dış kaynaklarca belli oranlarda desteklenen toplam 14 öz kaynaklı Ar-Ge projesi yürütüldü. Otonom teknolojilerde yetenek kazanmak amacıyla başlatılan ‘Sürü Robotik Uçan Sistemler’, ‘Robotik ve Otonom Kara Sistemleri’ ve ‘Autodri-ve’ Ar-Ge projeleri geleceğin teknolojilerinden olan bir alana daha HAVELSAN’ın girmesi açısından büyük önem arz ediyor. Ayrıca 2021 yılında tamamlanacak TÜBİTAK tarihinin en yüksek bütçeli TEYDEB 1501 projesi olan ‘Uçtan Uca Yerli/Milli 5G Projesi’ Ar-Ge Projesini ve geçtiğimiz yıl başlatılan en büyük öz kaynaklı yatırımımız olan KOVAN-Milli Kurumsal Kaynak Yönetim Sistemi Projesini yatırımlarımıza örnek olarak verebilirim. Projelerimizde özellikle Teknoloji Hazırlık Seviyesi (THS) 1-3 seviyesindeki teorik çalışmaların akademisyenler tarafından HAVELSAN adına yapılması, THS 3-6 seviyesindeki akademik çalışmaların HAVELSAN tarafından desteklenmesi ve bu sayede ‘ölüm Vadisi’ olarak adlandırılan bu bölgeden sanayi olarak daha verimli çalışmalar elde edilmesi için üniversite-sanayi iş birliğine özel önem veriyoruz. Bu koordinasyonu sağlamak üzere bir birimimiz de bulunuyor. Üniversitelerle, 2244 Doktora Programı, Akademik Danışmanlık, Proje Ortaklığı kapsamında ç alışmalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor.”

AB PROJE DESTEKLERİ…

Avrupa Birliği proje desteklerinin, kritik teknolojilerin geliştirilmesi ve uluslararası boyutta ticarileştirilmesi için önemli bir araç olduğunu vurgulayan Nacar, “Küresel iş birlikleri yoluyla ekonomik rekabet gücümüzün ve nitelikli insan kaynağımızın bilimsel ve teknolojik bilgi birikiminin artırılması ile patent ve yayın çalışmaları için verimli bir zemin oluşturulması imkanı sebebiyle Avrupa Birliği fonlarına özel önem veriyoruz. Bu kapsamda 2020 yılında 7 AB Horizon 2020,3 Eureka ve 4IPA olmak üzere toplam 14 uluslararası başvuru gerçekleştirdik” dedi.

EN ÇOK AR-GE YAPAN ŞİRKETLERDEN

Türkiye’nin en çok Ar-Ge yapan şirketleri arasında yer alan AS-PİLSAN Enerji, geliştirdikleri tüm sistemlerde bilgi, hammadde ve yarı mamullerin öncelikle ülke içinden tedarik edilmesine önem veriyor. ASPİLSAN Enerji Genel Müdürü Ferhat özsoy, teknoloji dünyasının her geçen gün değişen ve gelişen çehresi ile sessiz ve sürekli bir hareket halinde olduğunu vurgulayarak, yüksek teknolojinin bugünkü durumuna gelmesinde en önemli etkenin, bu konuda söz sahibi olan ülkelerin yıllardır sürdürdüğü Ar-Ge çalışmaları olduğunu kaydetti, özsoy, “Adeta bir yarışa dönüşen bu ortamda, ülkemizin de ön sıralarda yer alabilmesi ve bilimsel potansiyelden etkili bir biçimde yararlanabilmesi için ASPİLSAN Enerji olarak istikrarla ve azimle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Covid-19 sebebiyle tüm dünyanın hem maddi hem de manevi açıdan oldukça zor bir dönem geçirdiği 2020 yılı pek çok kaynakta kayıp yıl olarak kayda geçse de, ASPIL-SAN Enerji olarak, Ar-Ge çalışmalarımıza büyük bir özveriyle devam ettik. Turkishtime tarafından yapılan ‘2020 yılında Türkiye’nin En Çok Ar-Ge Yapan 250 Şirketi’ isimli araştırmada Türkiye’de ilk 250 şirket arasında yer almak bizim için büyük bir gurur” dedi.

DÜNYA ÖLÇEĞİNDE TEKNOLOJİLER

ASPİLSAN Enerji A.Ş. olarak en önemli hedeflerinden birini “öncelikle Türkiye’de sonra tüm dünyada tanınan bir enerji firması olmak” olarak ifade eden özsoy, bu amaçla çıktıkları yolda hızlı bir şekilde ilerlemeye devam ettiklerini kaydetti. Özsoy, “2017’de merkez ofisimiz Kayseri’de açtığımız Ar-Ge Merkezimiz, 2018’de faaliyete geçirdiğimiz Ankara Li-ion Hücre Kimyası Araştırma Geliştirme Merkezi ve İstanbul Yakıt Hücresi ve Hidrojen Teknolojileri Araştırma Geliştirme Merkezlerimiz ile ürün, sistem ve teknoloji geliştirme çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Geliştirmekte olduğumuz farklı güç seviyelerinde enerji depolama sistemleri, 6T Zırhlı Araç Bataryası, çeşitli telsiz ve sistem bataryaları ile savunma sanayiinin ihtiyaçlarını doğrudan karşılamaktayız. İstanbul Ar-Ge merkezimizde yürütülen hidrojen ve yakıt pili geliştirme faaliyetleriyle dünya teknolojisini yakalamayı hedefliyoruz. Ayrıca Lityum İyon Pil Üretim Tesisimizin açılmasına müteakip Ankara Ar-Ge Merkezimizde yürütülmekte olan yerli Lityum iyon Pil hücresi Geliştirme Projesi ile de ülkemize teknolojik anlamda büyük bir kazanç ve bilgi birikimi sağlamayı hedefliyoruz. Üç Ar-Ge merkezimizde yürütülen 50’den fazla proje ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yine Turkishtime tarafından yapılan bir araştırmaya göre, yürütülen proje bazında ilk 50 şirket arasında yer alıyoruz” diye konuştu.

SEKTÖRE KÜMELENME DESTEĞİ

Çok sayıda ve nispeten daha küçük firmaları da bir araya getirerek onları cesaretlendiren, yönlendiren, destek sağlayarak kabiliyetlerini geliştiren, böylece yetkinlik ve kapasitelerinin sektöre artan ölçüde kanalize olmasını sağlayan kümelenmeler, savunma ve havacılık sektörünün gelişiminde önemli bir rol üstleniyor. Kümelenmelerin itici gücünü üniversite, sanayi ve araştırma kuruluşları arasındaki sinerji ile gerçekleştirilen Ar-Ge projeleri oluşturuyor. Bu kümelenmelerden biri 2013’te Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) çatısı altında sivil toplum kuruluşları, resmi kurumlar ve üniversitelerin destekleri ile faaliyetlerine başlayan BTSO Uzay Havacılık ve Savunma Kümelenmesi (BASDEC). BASDEC Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Hatipoğlu, kümelenmelerin aynı sektördeki firmaların işbirliği içinde hareket ederek, sanayinin verimliliğini ve rekabet gücünü yükseltme hedefiyle hayata geçirilen önemli projeler olduğunu ifade etti. Bu projelerin aynı zamanda firmaların verimliliklerini geliştirirken, ağırlıklı olarak yüksek teknolojili üretimi ve nitelikli işgücünü de desteklediğini dile getiren Hatipoğlu, “BTSO çatısı altında kümelenme modeliyle bir araya gelen yüzlerce firmamız, bu çalışmalarımızın neticesinde bugün ROKETSAN, HAVELSAN, ASELSAN, TAÎ ve TEÎ gibi savunma sanayimizin en önemli kuruluşlarının alt sistem üreticileri ve tedarikçileri haline geldi” diye konuştu.

ÖZGÜN ÜRÜNLERE SAHİPLER

SSB ve ana sanayi firmalarıyla bugüne kadar stratejik nitelikte birçok işbirliği protokolü gerçekleştirdiklerini dile getiren Hatipoğlu, bu işbirliklerinin sonucunda da sektördeki ana sanayi kuruluşlarıyla sürekli iletişim halinde olduklarını vurguladı. Düzenledikleri çalıştaylar, ana sanayi-tedarikçi buluşmaları ve güçlü etkileşim ağlarıyla üyelerinin bugün kendi özgün ürünlerine sahip olma konumuna geldiğini dile getiren Hatipoğlu, bunun altyapısını da yine yıllarca süren gelişim politikaları ve sertifikas-yon gibi önemli desteklerinin sağladığını kaydetti.



BASDEC’in yürüttüğü projelere de değinen Hatipoğlu, Ticaret Bakanlığı’nın destekleriyle sürdürdükleri UR-GE projelerinin firmalara uluslararası rekabette önemli avantajlar sunduğunu vurguladı. Savunma, güvenlik, havacılık ve uzay sektörlerinde üretim alanlarında yer alan firmaların endüstriyel yetkinliklerinin, yerlileştirme politikaları doğrultusunda verimli kılınabilmesi, bununla birlikte teknoloji geliştirme ve yerlileştirme süreçlerine hazırlık seviyelerini analiz eden EYDEP’te de oldukça iyi sonuçlara ulaştıklarını kaydeden Hatipoğlu, “Diğer taraftan ana yüklenicilerden gelen kısa vadeli ürün taleplerini de karşılıyoruz. TÜBİTAK ile yaptığımız çalışmalar kapsamında da özgün nitelikteki ürünler için lisanslama çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

İLK VE EN ÖNEMLİ ADIM SERTİFİKASYON

BASDEC üyeleri arasında 10 kişinin çalıştığı KOBI niteliğindeki firmalardan yüzlerce kişiyi aynı çatı altında istihdam eden büyük firmalara kadar geniş yelpazede kuruluşların olduğunu vurgulayan Hatipoğlu, “Yaptığımız rehberlik, firmalarımıza önemli avantajlar sunuyor. Sektörün ihtiyacı olan yetenek veya ürün sahibi olan bir firma, kümelenmemizin çizdiği politikayı yakından takip ederek, sektörde önemli bir konuma gelecektir. Sertifikasyon süreçleri de burada ilk ve en önemli adımlardan biri. Kümelenme olarak elektronik, yarı iletken, kompozit, mekatronik, yazılım gibi yüksek teknoloji alanlarına önem vermekteyiz. KOBÎ niteliğindeki firmalarımız, hem sivil hem de savunma alanında çalışabilecek ürünlere sahip olduklarında alt sistem sahibi iyi firmalara dönüşeceklerdir” diye konuştu.

Hatipoğlu, kümelenme üyeleri arasında kendi özgün insanlı ve insansız hava aracı geliştirme ve üretme çalışmaları yapanlar olduğunu vurgulayarak, bunun yanında hali hazırda pek çok üyelerinin ana sanayiden gelen taleplere kolaylıkla tedarikçi olarak cevap verebildiğini kaydetti. Hatipoğlu, “ilk olarak firmalarımızın geliştirdiği ve geliştirmekte oldukları sistem ve alt sistemler için gelecekte yükselen potansiyele sahip olmaya devam edecekler. Kümelenme olarak sürekli Bursa sanayi alt yapısını tarayarak yeni yetenek ve ürünleri sektöre kazandırmaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar yakında yüksek ihracat rakamları görmemize de olanak sağlayacak” dedi.

Şunu da ekleyelim: Sektörde çalışmayan uygun ya da faaliyetlerini hali hazırda sürdüren firmalar, tüzel kişilikleri ile BASDEC’e üyelik başvurusunda bulunabiliyor. Hatipoğlu’nun ifadesiyle üyelik başvurusunda firmalarda aranan temel kriter, hedef ürünler için gerekli üretim kabiliyetine ve donanıma sahip olmaları…

MİLLİ TEKNOLOJİYE SAHADA HİZMET

SAHA İstanbul (Savunma, Havacılık ve Uzay Kümelenmesi Derneği), savunma sanayi, sivil havacılık ve uzay sektörlerinde milli sistemler geliştirmek hedefiyle kuruldu. Türkiye sanayi üretiminin yüzde 54’ünü kapsayan Kuzey Marmara Bölgesi’nden yola çıkan SAHA İstanbul, 6’ncı yılında 17 üniversite ve 51 ayrı sektörde üreten 640 üyesiyle savunma sanayisinde sistemler, teknolojiler geliştirmek ve dışa bağımlılığı azaltmak için çalışıyor. SAHA İstanbul Genel Sekreteri tlhami Keleş, üyelerinin yüzde 80’inin küçük ve orta ölçekli firmalardan oluştuğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

“SAHA İstanbul’un en önemli özelliklerinden birisi de bu. Kümemiz hem platform üreticisi sektör liderlerini hem de onların tedarikçisi olan veya olma potansiyeli olan KOBl’lerimizden oluşuyor. Üyelerimiz arasında yarattığımız sinerji, ‘Milli Teknoloji Hedefi’ne sahada hizmet ediyor. Üniversite, kamu ve sektör iş birliklerine imza atan, sektörün küresel organlarında yer edinen yeni nesil kümelenme olarak, Türkiye’yi savunma sanayisinde hak ettiği noktaya çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye’nin en büyük sanayi kümelenmesi olan SAHA İstanbul Türkiye’nin küresel gücünü belirleyen başlıca faktörler arasında yer alan savunma sanayinin ‘milli ve yerli üretime katkısını sürdürüyor. öte yandan dünyada en fazla ciro yapan ilk 100 savunma sanayii şirketi listesinde üyelerimizden; ASELSAN 2.2 milyar, TUSAŞ 1.9 milyar, ROKETSAN 515 milyon, STM 485 milyon, HAVELSAN 295 milyon dolar ile bulunuyor.”

“İHTİYAÇLAR YERİNDE TESPİT EDİLİYOR”

SAHA İstanbul olarak, üyeleriyle tersaneleri, askeri tesisleri ve fabrikaları ziyaret ederek ihtiyaçları yerinde tespit ettiklerini ve bu kurumlarla yakın temas sağladıklarını dile getiren Keleş, yine bu kurumların birbirlerini gerek teknoloji gerek eğitim ve üretim anlamında desteklediklerini kaydetti. Keleş, “Üyelerimizi sadece taleple buluşturma değil aynı zamanda ülkede üretilemeyeni üretebilmek adına projelerde de buluşturarak, milli üretim yeteneklerini konsolide ediyoruz. Üyelerimiz arasındaki ticareti geliştirici platformlar oluşturuyor, yerli ve yabancı pek çok ana yüklenici firma ile firmaları buluşturan B2B görüşmeler yapıyoruz. Savunma ve havacılık sektörünün öncü firmalarını da bünyemizde barındıran yeni nesil kümelenmemizle sektör oyuncularının destek ve teşviklerden yararlanmasını sağlayarak, Ar-Ge, Ür-Ge ve yeni teknolojilerde küresel rekabetin önünü açıyoruz” dedi.

SAHA İstanbul olarak, devletin yerli sanayini geliştirme hedeflerinde yardımcı olmak amacı ile kurdukları sistemin temel şartının yerli ve milli üretici olmak olduğunu söyleyen Keleş, “Minimum yüzde 55 yerli ve milli sermayeli olması zorunlu. Üyelerin yerli ve milli üretici olması, savunma sanayine, sivil havacılığa ve uzay sektörüne ürün üretmekte olması, üretme potansiyelinin olması esas” ifadelerini kullandı.

SİNERJİ OLUŞTURUYOR

1 Temmuz 2007’de, OSTÎM OSB öncülüğünde kurulan OSSA (OSTIM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi), iş birliği, güç birliği, ortaklaşa rekabet çerçevesinde; üye firmalarını rekabet güçlerini arttırmaya yönelik Ar-Ge, inovasyon, yeni pazarlar bulma, ihracat kanalları oluşturma; uluslararası işbirliğini geliştirme, rekabet avantajı sağlama, teknolojiye uyum sağlama (dijitalleşme), değer yaratma, kurumsallık ve kalite sistemlerinde iyileştirmeler, ihtisaslaşma, yol haritası oluşturma, yerli ve milli üretim konularında teşvik ederek önemli bir sinerji oluşturuyor. KOBl’ler özelinde stratejilerin oluşturulması; yurt içi ve yurt dışında rekabet avantajı sağlamak adına etkinlikler ve tedarikçi çalıştayları düzenlenmesi; heyet ziyaretleri organize edilmesi; yurt içi ve yurt dışı tanıtım; temsil ve pazarlama faaliyetleri; basın ve halkla ilişkiler; üniversite-sanayi iş birliği kapsamında teknoloji transferi ve ortak projeler gerçekleştirilmesi konularında faaliyetlerini sürdürüyor. OSSA, başta Ankara olmak üzere Balıkesir, Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa ve Mersin’den 270’in üzerinde üye firması ile 10 bine yakın çalışan ve 50’nin üzerinde faaliyet kolunu bünyesinde bulunduruyor. OSSA’ya, savunma, havacılık ve uzay sektörlerinde faaliyet gösteren KOBl’ler üyelik başvurusunda bulunabiliyor.

STRATEJİK PARTNER

OSSA Yönetim Kurulu Başkanı Mithat Ertuğ, kara, hava ve deniz platformları için; Ar-Ge/tasarım, yazılım, kompozit, elektronik, elektromekanik, kablaj ve konektörler, talaşlı imalat, sac şekillendirme, yüzey geliştirme, test/kalibrasyon, kaplama/boya, ateşli silahlar, optik sistemler, hidrolik sistemler, makina/ekip-man üretimi, yer destek ekipmanları ve insansız sistemler ile birçok nihai ürün ve alt sistemlerin üretiminin, üyelerinin kabiliyet ve yetkinlikleri arasında olduğunu vurguladı. Üye firmaların Türkiye’nin önde gelen sektörel kurum ve ana sanayii şirketlerinin alt tedarikçisi ve stratejik partneri konumunda bulunduğunu belirten Ertuğ, “Dolaylı veya direkt olarak yurtdışı sektörel firmalar ile çalışıyorlar. KOBl’lerin kurumsallaşması ve kalite sistemlerinin iyileştirilmesi konularına büyük önem veren OSSA’nın katkıları ile 60’a yakın üyemizin ERP sistemlerinin ve 90’a yakın üyemizin havacılık standardı AS9100 kalite yönetim süreçlerinin kurulmasına profesyonel eğitim ve danışmanlıklar ile katkı sağlandı. SEO, ticari istihbarat danışmanlıkları gibi üyelerimizden gelen talepler karşılanıyor. Yurt dışı ihalelerin takibi ve istihbaratı, kalite sistemleri, risk yönetimi, fikri ve sınai haklar/patent süreçleri gibi talep edilen birçok eğitim OSSA bünyesinde üye firmalarımıza sunuluyor” dedi.

ORTAK ÇALIŞMALAR YAPILIYOR

Havacılık ve Uzay Kümelenmesi Derneği (HUKD), 18 Ocak 2010’da Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı, Ege Serbest Bölge Kurucu ve işletici A.Ş, İzmir Gaziemir Belediyesi birlikteliği ile SSB’nin desteklerini alarak Türkiye’de havacılık ve uzay alanlarında ilk kümelenme derneği olarak kuruldu. Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere Türkiye’nin başka bölgelerinden de kümelenmesine katılan kuruluşlar ve şirketlerine, Türkiye’deki savunma, havacılık ve uzay sektörlerinin gelişmesi için ortak stratejiler altında birlikte nasıl ortak değerler yaratabilecekleri konusunda yol göstermek amacıyla kurulan HUKD, bu konuda eğitimler düzenlemeyi, firmaları ihracatta gerekli rekabet silahları ile donatılması amacı ile devlet desteklerinden yaralanmalarına aracı olmayı hedefliyor. HUKD’nin bir başka hedefi ise yine kümelenme üyesi farklı illerden çalışmalara katılan üniversite ve araştırma enstitüleri ile de iş birlikleri vasıtası ile firmaların teknolojik yetkinliklerini geliştirmek ve rekabette Türkiye’yi ileriye götürecek teknolojik projeler vasıtası ile stratejik hedefleri destekleyecek ortak çalışmalar oluşturmak.

HUKD’nin Ocak 2021 itibarıyla 76 üyesi bulunuyor. Bu üyelerin 46’sı sektör firmalarından oluşuyor. Bu firmalar genel olarak savunma sanayi, havacılık sanayi ve otomotiv sanayinde hizmet veriyor.

Eskişehir Havacılık Kümelenmesi (ESAC), Eskişehir’de havacılık sektörünün geleceğini şekillendirmek ve bu alandaki çalışmalara yön vermek için Eskişehir Sanayi Odası öncülüğünde Mart 2011’de kuruldu.

Teknokent Savunma Sanayi Kümelenmesi (TSSK) ise 2010 yılında kuruldu. Aktif olarak Ar-Ge yapan ve 140’ı aşkın savunma sanayii şirketi olmak üzere, 380’den fazla firma ile beraber ODTÜ içinde yer alan birçok araştırma merkezi ve laboratuvarı bünyesinde barındıran ODTÜ Teknokent, TSSK adı altında savunma sanayii alanında faaliyet gösteren firmaları kümeledi.

YILSONU İHRACAT HEDEFİ 3.5 MİLYAR DOLAR

Pandemi nedeniyle savunma ve havacılık sektörünün ihracatı 2020 yılında daralsa da, 2021 yılında ihracat performansının en üst seviyelere çıkarılması bekleniyor. Savunma ve Havacılık Sanayi ihracatçıları Birliği (SSI) Yönetim Kurulu Başkanı Naki Polat, sektör olarak 2019 yılında 2.74 milyar dolarla en yüksek ihracat değerine ulaşıldığını belirterek, pandeminin etkisi ile tüm sektörlerde olduğu gibi savunma ve havacılık sektörünün de 2020 yılını beklenenden düşük bir ihracat ile kapattığını kaydetti. Polat, 2020 yılı ihracatının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 17 azalarak 2 milyar 279 milyon dolar olarak gerçekleştiğini vurguladı. 2021 yılının ilk yarısında salgının seyrindeki iyileşme ile tüm dünyada ekonomik faaliyetlerin yeniden hızlandığını ve uluslararası seyahat kısıtlamalarının kademeli olarak kaldırılmaya başlandığını dile getiren Polat, bu dönemde sektör ihracatının hızlı bir gelişme ile yüksek artış oranları gerçekleştirdiğini kaydetti. 2021 yılı sonu hedefimiz 3.5 milyar dolar ile ihracat performansımızı en üst seviyeye çıkarabilmektir” dedi.

Türkiye ihracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre yılın ilk 6 ayında savunma ve havacılık sektörü ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 artışla 1 milyar 341 milyon dolar oldu.

HAMMADDEDE DIŞA BAĞIMLILIK

Sektör ithalatında geçmişte dışa bağımlı olunan birçok kalemin bugün yerli sanayi tarafından üretildiğini belirten Polat, “Tasarım ve üretim alt yapılarımız ile test tesislerimizin imkân ve kabiliyetleri dünya kalite standartlarındadır, imalat için gereken teçhizat ve makine parklarımız son teknolojileri içeriyor. Ancak özel alaşımlı malzemeler ve ileri kompozit yapılar vb. hammadde konusunda dışa bağımlılık devam ediyor. Bu konuda yurtiçi yatırımlar ve Ar-Ge çalışmaları yapılmakla birlikte, kimi malzemelerin küresel tedarikçileri sınırlı sayıda olduğundan tüm dünya bu tedarikçileri kullanmak zorunda kalıyor. Bir de yurtdışında büyük firmalar ile yaptığınız projelerde o firmaların onayladığı tedarikçileri kullanma zorunluluğu var” dedi.



1 2Sonraki sayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu