Anasayfa / Haberler / Tarihin en büyük su projesi

Tarihin en büyük su projesi



İzi ta uzaktan görmek mümkün. Mineral bakımından zengin suyun ağarttığı 36 metre kalınlığındaki beyaz halka, Mead Gölünün kıyısını çepeçevre sarıyor. Su düzeyi son on yıl içinde neredeyse 30 metre alçaldı ve bu halka, ABD’nin güneybatısını pençesine alan kuraklığın acı bir damgası gibi duruyor. Aynı zamanda ABD’nin en büyük içme suyu rezervini bekleyen krizin işareti ve yakın tarihin en büyük su projesinin nedeni.

Şu anda gölün camsı, masmavi yüzeyinin 180 metre altında, özel yapım, devasa bir tünel kazma makinesi (dört adet Boeing 747’den daha ağır ve iki futbol sahası uzunluğunda) çatlaklarla dolu ve ıslak dip kayayı santim santim oyarak ilerliyor. Aygıtın çapı neredeyse 7,5 metreyi bulan ve taşları adeta öğüten yüzünde 44 kesici disk ve 23 bıçak yer alıyor. Açmakta olduğu tünel, gölün dibine tıpkı bir gider gibi yerleştirilmiş olan beton ve çelikten yapılmış olukla kesişecek. Yaklaşık 40 kilometre batıdaki iki adet giriş ağzı daha şimdiden Las Vegas’a su taşıyor. Üçüncü Pipet adıyla da anılan 3 Numaralı Giriş, gölün 60 metre daha derinine açılacak ve pompalanabilecek su olduğu iş gelîşecek.

su baraj

Projenin yürütücüsü ve Güney Nevada Su İşlerinin 17 yıllık, deneyimli bir çalışanı olan Erika Moonin ‘Aslında yaptığı şey mevcut su girişlerinin kuraklıktan etkilenmesini önlemek” diyor. “Susuzluk böyle giderse büyük olasılıkla ı Numaralı Giriş’i kaybedeceğiz ve şu anki tahminlere göre önümüzdeki iki yıl pek parlak görünmüyor.” Çelik uçlu botlar giyip baretini takmış, üstüne de turkuaz rengi ipek bir bluz giymiş olan Moonin’le baraj gölünden birkaç yüz metre ötedeki inşaat alanında buluşuyorum. Yaklaşık S kilometrelik yeni tünelin mevcut bir pompalama istasyonuna 800 metrelik bir tünelle nasıl bağlanacağını bana harita üstünde gösteriyor. “Ciddi bir değişiklik olmazsa” diyor, “1 Numaralı Giriş kurumadan önce projeyi tamamlayabiliriz.”

Şu an 14. yılında olan kuraklık, Colorado Nehrine ilişkin kayıtların tutulmaya başlandığı 1906 yılından beri en ciddi kuraklık ve Mead Gölünün şu anda yarısından fazlası boş. Şubat başında yaptığım bu ziyaret sırasında suyun deniz yüzeyinden yüksekliği 332 metre (Üçüncü Pipet göl yatağıyla 260 metrede buluşacak). Eğer su düzeyi 15 metre daha alçalırsa birinci giriş hava emmeye başlayacak. Bu, suyunun %90’ını borular aracılığıyla alan Las Vegas için ciddi bir sorun. Fakat bu herkesi telaşa vermesi gereken bir sorun. İnşaatın az ilerisindeki Hoover Barajı, suyu Güneybatı’daki yerleşimlere (Los Angeles’ta oturduğum yer dâhil) ulaştırmak için bir dizi daha küçük baraj gölüne ve kanala yönlendiriyor.

Ayağıma lastik çizmeler, başıma bir baret, emniyet gözlüğü ve üstüme turuncu bir yelek geçirip Moonin’in peşinden yürüyor, topraktan çıkarılmış kayalardan bir şeddin, üst üste düzenli biçimde yığılmış binlerce beton levhanın yanından geçiyorum. Toprak bir yoldan yürüyor, bağlantı tüneline giden kuyuya ve buradaki “kuş kafesine” erişiyoruz. Kanarya sarısı metal kutu tangırdayarak kapanıyor, sonra bir vinç aracılığıyla kuyudan aşağı 135 metre indiriliyor. Bir anda hava nemlenip ısınıyor. “Suyla mücadele etmek için bir sürü zaman harcıyoruz çünkü göl seviyesinin altındayız” diyor Moonin.

Kuş kafesi, nervürlü inşaat demirleriyle uğraşan beş altı inşaat işçisinin az ötesine iniyor. Yanlarından geçip bağlantı tüneline bakıyorum. Hafifçe yukarı doğru meyilli ve sağa kıvrılıp karanlıkta gözden yitiyor. Otuz metre kuzeyde 3 Numaralı Giriş’in kenarına bağlanıyor ve buradan da 2,5 kilometre kadar ileride tünel kazma makinesi yoluna devam ediyor. Makine göl kıyısından hedefine kadar olan yolun yarısından fazlasını kat etmiş durumda. Hedef, göl yatağına inşa edilmiş oluğun kenarındaki “yumuşak göz”. Her şey yolunda giderse iki yıldan kısa bir süre içinde şu anda durduğum yer suyla dolu olacak ve bu su, saniyede yaklaşık bir metre hızla pompalama istasyonuna hücum edecek.

Projenin büyüklüğüne şaşmadan edemiyorum. Fakat bunun bir çaresizlik eseri olduğunu, daha şimdiden birçok noktada cılızlaşıp dereye dönüşmüş bir nehrin suyunu akıtmak için bir son çaba olduğunu görmezden gelmek mümkün değil. Las Vegas ve ABD’nin batısındaki kentler serpilmeye devam ediyor. Bu da talep karşısında yetersiz kalmadan önce altyapı üretmek için insanları bir yarışa zorluyor.

Rocky Dağlarındaki kaynağından yola çıkan Colorado Nehri, beş eyaleti geçip Meksika’ya giriyor, toplamda 2.250 km yol alıyor ve yolda 40 milyon insanın gereksinimlerini karşılayıp 2,2 milyon hektar tarım arazisini suluyor. Yıllar boyu gelişime karşılık, Colorado Nehir Sözleşmesi tarafından 1922’de belirlenen su haklarında ise hiçbir değişiklik yapılmamış. Bu anlaşma uyarınca her yıl 18,5 milyon km3 suyun yedi adet Colorado Nehir Havzası eyaleti arasında pay edilmesi gerekiyor. Bunlar Wyoming, Utah, Colorado,

New Mexico, Nevada, Arizona ve California. Bu sözleşme ile Meksika’nın su hakkı da tanındı ve 1944’te bu ülkeye de 1,8 milyon km3 kapsayacak kadar pay verildi; yani toplam rakam 20,3 milyon km3’e yükseldi. Eyaletler uzun yıllardır hakkı olanın altında pay alıyor ve nehir, talebi karşılamanın yanından bile geçemiyor.

Bu su haklarının büyük bir yanlış anlaşılmayla dağıtıldığının artık farkındayız. Oakland, Cali-fornia’daki Pacific Enstitüsünden su uzmanı Peter Gleick bu konuda “Doğanın verdiğinden fazlasını dağıttık” diyor. 20,3 milyon rakamı Colorado Nehrinin sadece 20 yıllık akış değerlerine göre belirlenmişti. Oysaki 1906-2005 arası yüz yıllık sürede sisteme ortalama tatlı su girişi yaklaşık 17 milyon kilometreküptü. Gleick bu yüzden baraj göllerindeki gibi bir dalgalanma olmadığını, onun yerine rezervin “gün be gün azaldığını” söylüyor. Federal Toprak Islah Bürosu, Mead Gölündeki su düzeyinin Ocak 2016’da 322 metrenin altına inebileceğini öngörüyor ki, bu da eyaletlere tahsil edilen suyun otomatikman azaltılması anlamına geliyor.

Daha da can sıkıcı bir durum var. Bilim insanları ağaç halkalarını inceleyerek 20. yüzyılın geçtiğimiz 1.200 yılın en çok yağış alan 100 yıllık dönemlerinden biri olduğunu öğrendiler. Son iki bin yıldır Güneybatıda bazısı 30 yıldan çok süren, uzun vadeli kuraklıklar gerçekleşmiş olabilir. Bugünün su sıkıntısı da bir sapma değil, aslında tarihsel normlara dönüş olabilir.

İklimsel değişim bu sorunu daha da artıracak. Modeller, Colorado Havzasına düşen yağışın önümüzdeki 50 yıl içinde %15 düşeceğini gösteriyor.

Scripps Oşinografi Enstitüsünden Tim Barnett, “%ıo bile korkunç bir rakam” diye yorum yapıyor. Eğer iklimsel değişim yöreyi kurutmaya devam ederse, Barnett’m 2009 tarihli bir çalışmasında elde ettiği sonuçlara göre yüzyılın ortasına kadar Colorado Nehrinin suyu %60 ila %90 azalabilir. Sıcaklıktaki artış yüzey suyunun buharlaşmasını da artıracak ve özellikle yaz aylarında kesintisiz bir erime suyu kaynağı sağlayan dağ kar örtüsündeki doğal rezervi de azaltacak. Bilim insanları iklimsel değişimin şu anki kuraklıkta ne kadar rol oynadığını bilmiyor. Fakat şurası kesin: iklimsel değişim diye bir şey var ve susuzluğu daha da artıracak.

Birçok yer böylesi bir geleceğe hazırlıksız. Susuzluğun darbesini en çok hisseden, suyun %80’ini tarıma harcayan California oldu. Eyaletin tarım arazisinin %40’ı, taşırma sulaması yüzünden su altında ve çiftçiler sulak alana uygun ürünler (mesela pirinç) yetiştiriyor. Eyalet sakinlerinin birçoğunun su faturası, asıl su kullanımlarından ayrı tutuluyor ve bu yüzden, yeni eyalet yasasının 2025’te devreye girmesine kadar insanların su tasarrufu yapmalarını sağlayacak hiçbir teşvik bulunmuyor. Batı ABD’nin büyük kısmında insanlar 1980’lerin ortasındaki son uzun kuraklıktan bu yana suya kafa yormuyor. Oysa aynısı Las Vegas için geçerli değil.

Las Vegas hemen her bakımdan tipik bir Amerikan şehrinden abartılı. Örneğin nüfus bakımından. 1989’da Las Vegas Vadisinde 700.000 kişi yaşıyordu. Bu rakam şimdi iki milyondan fazla. Los Angeles’a yılda 38, Phoenix’e 20, Albuquerque’e 24 cm yağış düşerken bu rakam Las Vegas’ta sadece 10 cm. Yazın ortalama günlük sıcaklık 39 derece. Yörede neredeyse hiç tarım yapılmıyor, sanayi ise çok kısıtlı. Onun yerine turizm var. Yılda 40 milyon kişi burayı ziyarete geliyor ve Mojave Çölüne ayak basar basmaz ilk aradıkları bir vaha oluyor: Bellagio’nun dans eden fıskiyeleri, Venedik taklidi kanallar, korsan gemileri, yüzme havuzları ve golf sahaları.



Vegas’m albenisi aşırılık üzerine kurulu ve bu, suya da yansıyor. Aslını isterseniz Strip (Las Vegas Bulvarının bir parçası) üzerinde suyu hem görüp hem de sesini duymayacağınız yer yok gibi. Yeni açılan 4.000 odalı Aria otelinin önündeki fıskiye içlerinde en sade olanı. Zarifçe püsküren su, renkli sütunlar oluşturuyor. Chris Magee’yi bulmak için yüksek tavanlı lobiye giriyorum. Magee’yi de Vegas’a çeken şey su olmuş. Önce üniversitede yüzme bursu kazanmış, sonra bir tatil köyü havuzunda cankurtaranlık yapmış. Şimdi ise sadece Aria’nın değil, Mandalay Bay ve Vegas’m simgesi olmuş diğer yerlerin sahibi olan MGM Resorts International şirketinde sürdürülebilir tesislerden sorumlu müdür olarak çalışıyor.

“Bizim bakışımızla iki tür su vardır” diyor. “Harcanan su, harcanmayan su.” Çevre düzenlemesi için kullanılan su harcanan su, zira buharlaşıyor ya da toprağa karışıyor. “Harcanmayan su ise geri kazandığımız her şeydir. Lavabonun giderinden düşen her damla tekrar Mead Gölüne ulaşıyor.” Kumarhaneden geçiyor, bir asansörle yukarı tırmanıp lüks bir süit odaya giriyoruz. Magee burada su tasarruflu armatürleri ve elektrikli aygıtları gösteriyor. Burada, her otel odasında ve her evde, duşlarda, çamaşır yıkamada ve hatta sifon çekildiğinde akan su, borular aracılığıyla arıtma tesislerine gidiyor, temizleniyor, sonra tekrar Mead Gölü’ne dönüyor. Baraj gölündeki suya katıldıktan sonra giriş borularından tekrar akıyor, yine arıtılıyor ve şehir şebekesine dağıtılıyor. Las Vegas’ın kullandığı suyun neredeyse yarısı yine göle dönüyor. Magee beni dikenli kaktüslerin ve adeta çocuk kitaplarından çıkma yiyeceklerin yanından geçirip dışarı çıkarıyor. “On yıl önce büyük bir otel – kumarhane binasının civarında çöl peyzajı olacak deseler kimse inanmazdı” diyor. Konut sakinleri sularının neredeyse %70’ini evlerinin dışına harcadığından, buraları da mecburen çöl peyzajına yönelmiş. Robert Kern civardaki mahalleleri dolaşarak hile yapan var mı diye bakan su polislerinden (daha doğrusu müfettişlerden) biri. Devriye gezerken eşlik etmek için buluştuğum Kern, kimseyle söz kavgası bile etmeyecek birine benziyor. Yumuşak, temiz ve güleç suratıyla daha çok dost canlısı bir postacı gibi duruyor.

“Yılın bu zamanı bahçelerin sadece haftada bir kez sulanmasına izin var” diyor ve kamyonetini eski, müstakil evlerle dolu bir mahalleye sürüyor. Dediğine göre insanlar su tüketimi konusunda bilinçli ve yönetmeliklerden haberdar. “Faturalarında, internette, televizyonda sürekli uyarıları görüyorlar. Mahalleler kendi polisliklerini kendi yapıyor” diyor. Burası ilk inşa edildiğinde evlerin gerek önünde gerekse arkasında çim bahçe varmış. Ama artık yok. “0,1 metrekare çim yetiştirmek için yılda 210 litre su gerekiyor. Su tasarruflu bir bahçe ise 30-35 litre su ile idare edebilir.”

Las Vegas suyu sorumsuz kullananları cezalandırmaya 2002’de, Colorado Nehrinin kayıtlı tarihinin en kurak yılında başladı. Şehir yönetimi artık insanlar çimen yerine çöl bitkileri ekmeleri için 0,1 metrekareye 1,5 dolar ödüyor. Yeni projelerde arka bahçenin net büyüklüğünün ancak yarısına çim ekilebiliyor. Ön bahçede çime izin yok. Yeni ofis binalarının süs amaçlı çim yetiştirmesine izin verilmiyor. Hatta aslını isterseniz Las Vegas Strip’in orta refüjündeki çimler sentetik.

Araba kullanırken Kern’in gözleri sürekli su oluklarında. Islaklık gördü mü, kaynağına kadar takip ediyor. Dış cephesi pembe sıvalı, tek katlı bir evden su geldiğini görüyoruz. Ön bahçede bir hurma ağacı var ama geri kalanı düz, yemyeşil çimler. Bugün sulama günü olmamasına rağmen bahçe fıskiyeleri sonuna kadar açılmış ve hatta bazıları yanlış konduğu için suyu doğruca kaldırıma püskürtüyor. Kern elinde bir pano ve bir de video kamerayla arabadan inip manzarayı filme alıyor. Ev sahiplerinin iki kez ikaz edildiğini söylüyor. İlkinde ceza 80 dolar. Sonra her cezada rakam ikiye katlanıyor ve beşinci ihlalde 1.280 dolar oluyor. Bu ücret su faturasına dâhil ediliyor. ‘İtiraz edebilirler” diyor, “ama her ceza işleminde elimizde bant kayıtları oluyor.” 2002’den beri Las Vegas su kullanımını üçte bir oranında azaltmış. Kişi başına harcanan su miktarı günlük 1.200 litreden 800 litreye inmiş. Ama daha yapılabilecek çok şey var. Örneğin, su hâlâ çok ucuz. İlk kullanım sınıfında suyun bin galonuna (3.700 litre) sadece 1,16 dolar alınıyor. Aynı Colorado Nehrinin suyunu kullandığım halde ben Los Angeles’ta bu rakamın yaklaşık üç katını ödüyorum. Las Vegas kuraklığın ve çölün ortasında. Üstelik doğu kıyısı’ndaki bahçelerinin aynısını Las Vegas’a yerleşince Mojave çölünün ortasında yeniden yaratmaya çalışan emeklilerin akınına uğramış bir yer. Bununla beraber şehir, kuraklığı kolayca atlatabilir. Üçüncü Pipet işte bu garanti politikasının önemli bir bileşeni.

Üçüncü Pipet’in yapımı tıpkı bir metro tünelininkine benziyor ama ek bir zorluk var. Moonin, bunun “Dünyada şu ana kadar kazılmış en yüksek basınçlı tünel” olduğunu söylüyor. Gölün altındaki kaya tabanı delikli; dolayısıyla yeraltı suyu tünele yanlardan sızıyor ve göl suyunun da yukarıdan akarak tüneli basma riski var. Bağlantı tünelindeki kum torbaları, aktif inşaat alanından yarım metre yüksekliğindeki su sızıntısını kontrol altında tutuyor ve pompalar her dakika yüzeye 5.365 litre su pompalıyor. Ana giriş tünelindeki su problemi daha da büyük. Kazı ilk başladığında tüm işçilerin tepeden tırnağa yağmurluklarla çalışması gerekmiş.

Bundan altı yıl önce temeli atılan 817 milyon dolarlık proje defalarca gecikmiş ve bütçesini çoktan aşmış durumda. 2010’da işçiler bir fay hattına rastladılar. Bu, tünelin su altında kalmasına yol açtı ve mühendisler büyük bir masrafa girerek tünelin yerini değiştirdiler. 2012’de tünel duvarındaki beton parçaları kopunca püsküren yüksek basınçlı harç, 44 yaşında bir inşaat işçisinin ölümüne, bir diğerinin yaralanmasına yol açtı. Son iki yıldır tünel kazma makinesi atmosferik mod ve basınçlı mod arasında gidip geliyor. Basınçlı modda kesici başlık suyun gelmesini önlemek için önünde basınçlı bir alan oluşturarak kayayı kesiyor.

Şu ana kadar 14,5 bar hidrostatik basınçla karşı karşıya kaldı. İlerleme hızlı değil. 3 Numaralı giriş tüneli, 2012 e başladığından beri kazıcının atmosferik moddaki günlük ortalaması sadece 10 metre. Basınçlı modda ise bu, 1,5 metreye kadar düşüyor. Eğer inşaat umulduğu gibi Temmuz 2015’te biterse öngörülen tarihten üç yıl geri kalmış olacak. Elbette başka gecikmeler de yaşanabilir, neticede kazılması gereken 1,5 kilometre daha var.

Güney Nevada Su Dairesi daha bile cüretkâr bir B planı üzerinde çalışıyor. Toprak üzerinden 400 kilometrelik, 3 milyar dolarlık bir boru hattıyla eyaletin doğusundaki vadilerden, sulak alanlardan Las Vegas’a su taşınacak. Bundan otuz yıl önce teklif edilen proje hâlâ açılan davalarla boğuşuyor. İnşaatın başlamasına en azından on yıl var. Bundan kısa süre önce Las Vegas için bu yapılanlar anormal görülürdü. Aşırı bir şehir için aşırı çözümler. Şimdiyse bunlar yaklaşan bir felaketin ayak sesi gibi. Carlsbad Californiada bir milyar dolarlık tuz giderme tesisi ve 2020 yılında San Diego’nun su gereksiniminin %7’sini karşılayacağı düşünülen 16 kilometrelik boru hattı yapılıyor. Daha kuzeyde ise Sacramento-San Joaquin deltasının altına iki tünelin kazılacağı 15 milyar dolarlık bir proje için şiddetli tartışmalar yaşanıyor.

Bu plan Sierra Nevada kar örtüsü tarafından beslenen nehir suyunun güneydeki çiftçilere ve şehirlere taşınmasını kolaylaştıracak.

Bu yıl Sierra Nevada’daki kar yağışı rekor kıracak kadar düşük, ama Las Vegas’ta olduğum hafta Facebook’taki arkadaşlarım kendilerinin Colorado kayak tesislerinde yarım metreyi aşan yeni karla çekilmiş fotoğraflarını atıp duruyorlardı. Nisan geldiğinde Colorado Nehri havzasının büyük kısmının rahatladığı görülüyordu; Colorado Havzasında kar örtüsü normalin %115’i olmuştu. Eriyen kar sularının ne kadarının Mead Gölüne gideceği ise erimenin zamanı ve hızıyla ilgili karmaşık bir hesaplama gerektiriyor. Fakat şurası kesin: Hiçbiri yetmeyecek. Pacific Enstitüsünden Gleick’in dediği gibi, “20. Yüzyüda kurduğumuz altyapı bize 21. Yüzyılda yetmeyecek. Bir şeyleri farklı yapmalıyız.” Bunun da maliyeti yüksek olacak. Kentler büyüdükçe, iklim değiştikçe suyun kıymeti daha da artacak ve suyu idare etmek için daha fazla para harcamamız gerekecek. Su için ödediğimiz bedelin de artması gerekiyor. Çünkü su kalmayınca kaç tane tünel yaptığınızın bir anlamı olmuyor.

 

 





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir