Kapat !
Anasayfa / Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi / En kötü çeyreğin geride kaldığını umuyoruz

En kötü çeyreğin geride kaldığını umuyoruz



BIST son haftalarda 70 bin üzerinde tutunmaya çalıştı. Üçüncü çeyrekte gerçekleşen volatilitenin devam etme olasılığına karşı, 68 bine kadar olacak geri çekilmeleri de göz önünde bulundurarak, mali yapıları güçlü hisselerden kademeli alım yapılabilir…

2015 yılına büyük bir coşku ile başlayan hisse senedi piyasalarında yılın ikinci çeyreği kararsızlık, üçüncü çeyrek ise tam anlamıyla yıkım dönemi oldu. İzlediğimiz önemli hisse senedi endeksleri içinde üçüncü çeyreği artışla tamamlayan olmadı.

İzlediğimiz 31 endeksin tamamı üçüncü çeyreği düşüşle kapatırken, ortalama kayıp bu çeyrekte yaklaşık yüzde 11.5 düzeyinde gerçekleşti. Bu çeyrekte düşüşte Asya ve GOP endeksleri başı çekti. Çin Shanghai Composite endeksi en çok düşen endeks olurken, burayı Hong Kong, Arjantin, Rusya, Brezilya, Yunanistan ve Singapur takip etti. (Hisse netleri endekslerinin Temmuz-Ağustos-Eylül dönemini kapsayan kayıpları aşağıdaki grafikte verilmiştir.)

ekonomi

Çin’deki yaşananlar Hong Kong ve Singapur’u doğrudan etkilerken Brezilya gibi emtia üreticisi ülkeler de bu süreçten etkilendi. Bunun yanında Brezilya’da devlet kontrolünde olan petrol şirketi Petrobas’taki yolsuzluk skandali ve emtia fiyatlarının genel seviyesindeki düşüş hisse senetlerini baskıladı. Standard&Poor’s’un ülkenin kredi notunu çöp seviyeye düşürmesi de buradaki satışların daha sert olmasına neden oldu.

Rusya piyasası ise jeopolitik riskler ve başta petrol ve doğalgaz olmak üzere emtia fiyatları genel seviyesindeki düşüş nedeniyle sıkıntılı bir dönem yaşadı. Ukrayna kriziyle birlikte AB ve ABD’nin yaptırımları ile karşı karşıya kalan Rusya’da merkez bankasının faiz artışlarına rağmen ruble çok sert bir şekilde değer kaybetti. Bu gelişmeler hisse piyasasından da kaçışı beraberinde getirdi ve üçüncü çeyrekte Rusya borsasını en çok düşen ülkeler arasına soktu.

Arjantin ve Yunanistan geçmişten gelen sıkıntılarının etkisini bu çeyrekte de gördüler. Gelişmekte olan ülkelerin topyekûn satıldığı bu dönemde borç ödeme sıkıntıları yaşamış olan bu iki ülkedeki geçmiş tecrübeler yatırımcıyı bu piyasalardan uzaklaştırdı. Yunanistan tarafında yapılan seçimler ve AB ile müzakerelerin geleceğine yönelik endişeler de bu negatif performansta etkili oldu.

BIST-100 ise yılın dokuz ayında yüzde 14.5’lik kayıpla bahsettiğimiz 31 endeksin ortalama yüzde 6.5 olan kaybının üzerinde bir düşüş sergiledi. Bu dönemde baz aldığımız GOP’larda ortalama kayıp yüzde 6.8 civarında gerçekleşti. BIST’teki bu kaybın büyük bir bölümü üçüncü çeyrekte yaşandı. Temmuz-Ağustos-Eylül dönemini kapsayan aralıkta BIST-100 yüzde 10.9 düşüş yaşayarak bahsettiğimiz 31 endeksin ortalaması olan yüzde 11.5’e yakın bir düşüş sergilemiş oldu. BIST’in ilk dokuz aylık dönemdeki kaybının ortalamanın üzerinde olmasında ilk çeyrekte yaşanan yüzde 5.7’lik kayıp etkili oldu. İlk çeyrekte burada yer alan 31 endeksin ortalama kazancı yüzde 7 civarında olurken GOP’larda da bu orana yakın bir yükseliş gerçekleşmişti.

DOLAR VE FRANK

Yılın üçüncü çeyreğinde borsalann tamamında düşüş yaşanırken, izlediğimiz önemli para birimleri içinde son çeyrekte Japon Yeni ve yılın ilk dokuz aylık kısmının tamamında ise İsviçre Frangı dışında dolara karşı değer kazanan para birimi olmadı.

AB ve Asya’da yeni genişleme hamlelerinin konuşulmaya devam ettiği ortamda FED’in faiz artışı ve sterilizasyonu tartışıyor olması doların buradaki para birimlerine karşı değerlenmesine neden oldu. Gelişmekte olan piyasalardaki volatilité ve istikrarsız görünüm de bu ülkelerden önemli ölçüde sermaye çıkışına neden oldu. Bu çıkışlar bazı merkez bankalarının aldığı önlemlere rağmen yerel para birimlerinin gücünü korumaya yetmedi. Aslında merkez bankalarının bu dönemde aldıkları önlemler para birimlerinin dolar karşısındaki değerini korumaktan çok volatiliteyi azaltmaya yönelikti. Sermaye ihtiyacı yüksek ekonomilerin para birimleri bu dönemde en çok satılanlar listesinde ilk sıraları paylaştı.

Bu yılın geride kalan kısmının tamammda Brezilya Reali, TL ve Malezya Ringiti ile listemizdeki en çok değer kaybeden üç para birimi olurken, son çeyrekte bu listede TL’nin yerini Rus Rublesi aldı. TL ise bu üçlünün hemen arkasına konumlandı. (Üçüncü çeyrekte para birimlerinin dolar karşısındaki değişimleri tabloda gösterilmiştir.)

ÇİN VE DEĞERLENEN DOLAR

Dolar dışındaki varlıkların genelinde olduğu gibi emtialar da 2015 yılının geride kalan kısmını düşüşle geçirdi. Geçtiğimiz yılın son aylarında petroldeki düşüşün dikkatleri çektiği emtia fiyatlarındaki düşüş yılın ilk çeyreğinde daha ılımlı bir düşüş sergilerken, üçüncü çeyrekte özellikle enerji ve sınai ürünlerdeki düşüş dikkat çekti. Çin kaynaklı endişelerin artmasıyla global ekonominin büyüme hızının daha da düşeceği endişesi ve Çinli firmaların uluslararası piyasada daha agresif fiyatlamalarla konumlanması başta endüstriyel metallerde olmak üzere emtia fiyatlarında düşüşü getiren nedenler oldu.

Emtiaların büyük oranda dolarla fiyatlanması ve doların değerlenme sürecinde olması da ürünlerin dolar bazlı fiyatlarında geri çekilme yaşanmasına neden oldu. Ürün fiyatlarında dolar bazlı düşüşler olsa da birçok ülkede yerel para biriminin dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle emtia fiyatlarındaki bu düşüş yerel para birimleriyle ölçüldüğünde oldukça sınırlı kaldı ya da ters yönde hareketler görüldü. Bireysel yatırımcılar tarafından da çok yakından takip edildiği için altın örneğini verecek olursak; altının ons fiyatı (Ons/Dolar) sene başından itibaren yaklaşık yüzde 6 gerilerken, dolardaki yükseliş nedeniyle altının gramı TL bazında yüzde 20 civannda yükseliş gösterdi. Bu durum ülkelerin para birimlerinin dolar karşısındaki değerindeki değişme farklı boyutlarda hissedildi.

RİSK PRİMİ ARTIYOR

Global ölçüde volatilite artışı, sermayenin daha güvenli gördüğü alanlara yönelmesine ya da gittiği yerde daha fazla getiri talep etmesine neden oluyor. Bu durum hem faizlerin hem de ülkelerin risk priminin göstergesi olan bir nevi sigorta primi niteliğindeki CDS’lerin de artmasına neden oluyor.

Sermaye ihtiyacı göreceli olarak daha düşük, dış açık vermeyen ya da AB çıpasma dahil olan ülkelerin bir kısmında bu durum çok daha sınırlı kalıyor. Gelişmekte olan ülkeler içinde Türkiye, Brezilya, Rusya, Güney Afrika, Malezya ve Endonezya gibi ülkelerin CDS primlerinde son dönemde yaşanan artışlar, bu ülkelere global sermaye tarafından nasıl bakıldığının da bir resmini oluşturuyor.

OLUMSUZLUKLAR FİYATLANDI

Büyüme ve enflasyon başta olmak üzere makro hedeflerden negatif yönde gerçekleşen sapmalarla birlikte siyasi ve jeopolitik risklerin BIST ve TL tarafında yeterince fiyatlandığını, hisse senetlerinde emsal teşkil edebilecek ülke piyasalarına ve tarihsel çarpanlara göre ucuz olarak nitelendirilebilecek seviyelere gelindiğini düşünüyoruz.

Son haftalarda BIST’in yurtdışında yaşanan negatif gelişmelere rağmen 70.000 üzerinde tutunmaya çalıştığını izledik. Üçüncü çeyrekte gerçekleşen volatilitenin devam etme olasılığına karşı temkinli bir strateji ile 68.000’e kadar olacak geri çekilmeleri de göz önünde bulundurarak, mali yapıları güçlü hisselerden kademeli bir şekilde alım yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle siyasi belirsizliğin ortadan kalktığına yönelik bir algı oluşursa BIST’in üzerinde uzun süredir devam eden baskının azalacağını düşünüyoruz.

Geçmiş yıllardaki seçim tecrübelerimiz piyasanın hükümet sözcüğüne oldukça sıcak yaklaştığını gösterdi. Bu sene de benzer bir sürecin yaşanmaması için bir engel görmüyoruz. Bu nedenle seçim sonrası güçlü bir hükümet kurulacağına inananların bu ay ve seçim sonrası olacak volatiliteyi hisse senedi biriktirmek için kullanmasının doğru olacağını düşünüyoruz.





Bunu da İnceledinizmi ?

Fon Yöneticilerinden Yatırım Stratejileri

Piyasalar yüksek dalgalanmanın yaşandığı bir yılı geride bıraktı. 2016 yılana göre daha iyimser bir hava …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir