Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi

2022 Yılında Küresel Ekonomi Beklentileri

EKONOMİSTLER, 2022 yılında küresel ekonominin karşı karşıya bulunduğu en önemli risklerden birini yine “Covid-19” salgını olarak görüyor. Küresel ekonomi ve ticarette büyüme öngörülerine karşın pandeminin yeni varyantlarla yayılma tehlikesinin sürdüğüne dikkat çekilirken, bu çerçevede küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendirilmesi, emtia arzı güvenliği, hizmetler sektöründe dalgalanmaların önlenmesi ve istihdam kayıplarının telafi edilmesinin küresel gündeminin öne çıkan maddeleri arasında yer alması bekleniyor.

Küresel Ekonomi Beklentileri

Küresel ekonomi için önemli bir diğer risk unsurunun ise gelişmiş ülke ekonomilerinde yaşanan enflasyonist baskının kalıcı hale gelmesi ve bu durumun yol açabileceği parasal sıkılaşma politikaları olacağı öngörülüyor. ABD Merkez Bankası’nın (FED) varlık alımlarını azaltma ve kademeli olarak faiz artırma yönünde atacağı adımların dış finansman gereksinimi yüksek ülkeler için risk olacağı belirtiliyor.

Ekonomistler, Çin’de ekonomik aktivitenin yavaşlaması ve küresel ekonomiye sağladığı desteğin zayıflamasını öne çıkan riskler arasında sıralıyor. Uluslararası ilişkiler ve askeri alandaki hareketliliklerin, yeniden şekillenen küresel ekonomiyi etkilemesi, küresel ekonomik restleşmelere neden olması bekleniyor. Ekonomistlere göre; 2022’de küresel ekonominin bir diğer önemli değişkeni dolarizasyon olacak.

Ülkeler arası ticarette yerel para kullanım stratejilerinin yanı sıra, dijital para etkisi de hızla artacak. İklim krizi, küresel salgın öncesi dönemde başlayan ticaret savaşları ve kutuplaşma küresel gündemin önemli maddelerinden olacak. Aşılamanın hızlanarak salgına karşı küresel ölçekte bağışıklığın sağlanması, enflasyonist baskıların 2022 yılı ortalarından sonra azalmaya başlaması ise küresel ekonomide bir canlanma yaratabilecek. Ekonomistlere göre, pandemi nedeniyle yaşanan tedarik sorunu kaynaklı talebin Türkiye’ye yönelmesi fırsatlardan olacak.

“Pandemi Başlı Başına Sorun”

Küresel düzeyde 2021’in zor geçtiğini, bu zorlukların 2022’de de devam edeceğinin öngörülebileceğini belirten Altınbaş Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, 2022’ye de pandemi ile giriliyor olmasının başlı başına bir sorun olduğunu vurguladı. Pandeminin getirdiği ekonomik yüklerin 2022’de kendini daha fazla göstereceğini dile getiren Ataman, pandemi ile mücadelede yapılan kamu harcamalarının, enerji fiyatlarındaki artış ile gıda arz yetersizliğinin neden olduğu fiyat artışlarının ve tedarik sorunlarından kaynaklı arz-talep dengesizliklerinin 2022’ye de aktarılarak enflasyonu körüklemesinin beklendiğinin altını çizdi.

“Küresel Bir Sıkılaşma Olacak”

Pandemi ile mücadele eksenli parasal ve mali genişlemeci politikaların sürdürülebilir olmasının zor gözüktüğünü dile getiren Ataman, bu nedenle 2022’de küresel düzeyde para politikalarında bir sıkılaşma olacağının anlaşıldığını kaydetti. Bu çerçevede çok sayıda ülkede faiz artışları beklendiğini, bu bağlamda faiz indirimine giden Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisi ile entegrasyonunu nasıl sağlayacağı belirsizliği ve bunun yarattığı güven sorununu 2022’de karşılaşılacak bir risk olarak değerlendirildiğini kaydetti. Ataman, şöyle devam etti:

“Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği örgütü’nün (OECD) Ekonomik Görünüm Raporu 2022 için dünyada ekonomik büyümenin yüzde 5 olacağını tahmin ediyor. Rapor, 2022’deki büyüme oranlarını ABD’de yüzde 3.7; Çin’de yüzde 5.1; Euro Bölgesi’nde yüzde 4.3 olarak tahmin ediyor. Türkiye ekonomisine yönelik büyüme tahmini ise yüzde 3.3. Bu ekonomik büyüme seviyeleri kritik olup yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik ortamında bir risk olarak görülebilir.”

Ataman’a göre pandemiden hayata dönüşün küresel ekonomide bir canlanma yaratması 2022’de değerlendirilmesi gereken bir fırsat. Pandemi nedeniyle yaşanan tedarik sorunu kaynaklı talebin Türkiye’ye yönelmesinin Türkiye ekonomisinde ihracatı arttırarak bir fırsat yarattığını vurgulayan Ataman, “Ancak Türkiye’nin tedarik açığını kapatacak fazladan talebi karşılayacak bir ölçeğinin olmadığını vurgulamak gerekir. Bu çerçevede yatırımların artması için 2022’de Türkiye ekonomisindeki belirsizlik ve güven sorunun aşılmasına yönelik önlemler alınmalı” diye konuştu.

“İhracat Değerli Kaldıraç…”

OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek, 2020’de tüm dünyada pandeminin birçok piyasada yıkıcı etkiler oluşturduğunu, hızla daralan dünya ekonomilerinin özellikle 2021 itibarıyla toparlanmaya başlasa da pandemi etkisinin henüz geçmediğini söyledi. Yülek, “özel sektör odaklı toparlanma süreci hızla devam ediyor. Pandemi etkisi, küresel ölçekte olduğu gibi ülkemizde de devletimizin ekonomi politikalarında önemli değişimlere neden oldu. Coğrafi stratejinin de etkisi ile özel sektörde ihracat odaklı bir etki ortaya çıktı.

Kaliteli ve yüksek üretim kapasitesi ile Türkiye, Avrupa ve İngiltere’nin yeni ithalat alanı oldu. Ekonomik parametrelerde ihracat tek başına bir etken olmasa da üretimi etkilediği için bunun orta vadede Türkiye için değerli bir kaldıraç olacağına inanıyorum” dedi.

Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersan Öz de 2022’de Covid-19 sürecinin hala devam etmesi ve ne zaman biteceğinin bilinmemesinin küresel ekonomi açısından olumsuz sonuçları beraberinde getireceği görüşünde, öz, Covıd-19 varyantları, merkez bankalarının arz talep dengesizliklerinin devam etmesinin küresel ekonominin risk altında olduğunu gösterdiğine dikkat çekti.

2022 yılında küresel ekonomi
2022 yılında küresel ekonomi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sınav Dönemi Olacak

2021’i tüm dünyada yaşanan yüksek enflasyon ile beraberinde negatif büyümeyle geçen dolayısıyla ekonomilerin entübe edildiği bir yıl olarak ifade eden Selçuk Üniversitesi Beyşehir Ali Akkanat işletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Mangır, ancak Türkiye’nin salgına rağmen küresel tedarik zincirlerinde oluşan fırsatları iyi kullanarak ihracat ve imalat sektörlerinin öncülüğünde büyümede dünyada pozitif ayrıştığını vurguladı.

OECD ve Moody’s gibi kurumların Türkiye için 2021 yılı GSYH büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize ettiğini belirten Mangır, tüm bu gelişmeleri takip eden dönemde 2021’de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini indirdiğine dikkat çekti. Mangır, “Bu karar Türkiye’de KOBl’ler başta olmak üzere reel sektör ve ticaret kesimi adına sevindirici ancak belli bir kesim için şaşırtıcı ve yanlış bir politika olarak değerlendirildi. Bu yüzden 2022 Türkiye için kritik bir yıl ve bu argümanların ne kadar dolu ne kadar boş olduğunun görüleceği ekonomik bir sınav dönemi olacaktır” dedi.

Türkiye’yi 2021’de bekleyen enflasyon riskinin TCMB’nin beklentileriyle piyasa beklentilerinin örtüşmesiyle azalacağını dile getiren Mangır, ancak ekonomide yapısal sorunlara odaklanarak finans sektörüne finansman sağlayan ülkeler ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gerçekleştirilirse 2022 faiz kur ve enflasyonun daha az, tarım, enerji, bilişim ve savunma gibi konuların daha çok konuşulduğu bir yıl olacağını belirtti.

“Büyüme Ilımlı da Olsa Devam Eder”

Anadolu Üniversitesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa özer’e göre küresel ekonomik büyüme, 2022’de ılımlı bir hızda da olsa devam edecek. Pandeminin bölgesel ekonomiler üzerindeki olumsuz etkileri aşılama ve tedavi konusunda sağlanan gelişmeler nedeniyle 2021’e oranla daha azalacak. Arz koşulları ve tedarik zincirlerinde iyileşmeler devam edecek.

Bu gelişmeler sonucu 2022’nin ilk yarısında enflasyon oranlarında düşmeler başlayacak. Merkez bankalarının uygulayacakları ve uygulamaya başladıkları, örneğin FED’in varlık alımlarım azaltma ve 2022’de faiz artırım kararları sonucu, hem enflasyon beklentilerinde ve gerçekleşen enflasyonda artışları sınırlamaya yardımcı olacak. 2021 yılında yüzde 5’ler civarında büyümesi beklenen dünya reel GSYÎH’sının, önümüzdeki yılda yüzde 4’ler civarında artmasının çok muhtemel olduğunu dile getiren özer, “Aşılamanın yaygınlaşması, hastalığın tedavisi konusunda ilerlemeler, işletmelerin pandemiye kendilerini adapte etme çabalan ile hizmetler sektörlerinde de önemli gelişmeler beklemek gerekir” dedi.

Seyahat ve Turizm Toparlanacak

Seyahat ve turizmde ile hizmet sektörlerinde ciddi bir toparlanma eğilimi olacağı öngörüsünde bulunan Özer, bu gelişmelerle istihdamda toparlanmanın süreceği görüşünde. Pandemi ile birlikte ortaya çıkan üretim ve tedarik zincirlerindeki aksaklıkların enflasyonu artırma yönündeki baskılarının bir miktar gevşeyeceğini dile getiren özer şunları söyledi:

“Ayrıca, tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların kısmen 2022’de giderilmesi ve Çin ekonomisinde beklenen yavaşlama nedenleriyle emtia fiyatlarında ortaya çıkacak bir gevşeme de enflasyonu artırma yönündeki baskıları azaltacak. Bununla birlikte, dünya genelinde yaşlanan nüfus ve işgücü arzındaki azalmalar ve artan yüksek ücret talepleri, enflasyonu artırıcı etkiler yaracak. Globalleşmenin tersine dönmesi ve Çin’in içe dönük politikalara ağırlık vermesi de enflasyonu alışıldık oranların üzerine taşıyabilecek.”

Kur Riskine Karşı Korunun…

Ekonomistler şirketlere/KÖBl’lere de önerilerde bulundu. Finansal yatırım stratejilerinin önem kazandığına dikkat çeken ekonomistler, şirketlerin kur risklerine karşı pozisyon almaları gerektiğini söylüyor. OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek, global ticaret sisteminin ve ekonomi uygulamalarının hızla dönüştüğü böyle bir ortamda KOBÎ’lere, sanayii ve iş dünyasına stabiliteyi mümkün olduğunca korumalarını, üretim odaklı yatırımlarını artırmalarını, istihdamda nitelikli iş gücü oluşumuna katkı sağlamalarını ve global dünya trendlerini takip etmelerini önerdi. Yülek, şirketlerin uzun vadeli kredilendirmelerden kaçınmaları, arz talep dengesi, verimlilik ve sürdürülebilirliğe önem vermeleri gerektiğini kaydetti.

“Bugünler var olanı muhafaza etme dönemi” diyen TOBB ETÜ ÎİBF İşletme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ramazan Aktaş, işletmelerin asıl faaliyetlerine odaklanarak bu dönemi atlatmaları gerektiğine dikkat çekti. Aktaş, “İşletmeler, bu dönemde satışları artırmaktan ziyade pazar payını artırmaya odaklansınlar. Krizden çıkışta artan pazar payları onlara satış artışını da getirir. Bu dönemde alacakların tahsilatı önemli olacak. Likidite çok önem kazanacak. Rekabette bir adım önde olsunlar, önünüzü görüyorsanız, öz sermayeniz yeterliyse, projeniz fizibıl ise yatırım yapılabilir” dedi.

“Teşvikleri Yakından Takip Edin”

Prof. Dr. Mangır ise, 2021’de düşük faizi döngüsüne giren Türkiye ekonomisinde bankaların da bu politikaya cevap vermeye başlamasının firma ve KOBÎ’lerin mali yapısının güçlenmesi adına önemli olduğunu vurguladı. Şirketlerin/KOBÎ’lerin her ne kadar düşük faiz ortamında çalışmak isteseler de döviz kurlarındaki istikrarsız fiyat hareketlerinden özellikle ödeme açısından olumsuz etkilendiklerini kaydeden Mangır, Covid-19 sonrası dönemde firmalar için finansal yönetim stratejilerinin daha da önem kazanmaya başladığını kaydetti. Mangır, şunları söyledi:

“Bu süreçte firmalar, devletin başlattığı vergi teşviki ve indirimlerini yatırım ve kredi olanaklarını yakından takip etmeleri gerekiyor. Bu yüzden firmalar, gelir ve giderler açısından borçlanmada kur riskini azaltmak için aynı kurdan işlem yapmaları gerekmektedir. Firmalar finansal yönetim mekanizmalarını daha etkin kullanarak yaptıkları işlemlerde kur riskine karşı korunma adına fonvard, (ileri vadeli döviz alım/satım anlaşması), döviz opsiyonları ve futures sözleşmelerine daha çok başvurarak lehlerine bir pozisyon almaları önemlidir.”

Türkiye Yeni Merkez Olabilir…

Şimdi de küresel yatırım beklentilerine bir göz atalım. 2022’de küresel salgının sona ermesiyle sağlanacak toparlanma, firmalara ait ‘sağlam bir bilanço artışı’ ve tedarik zinciri sorunlarının azalmasının küresel yatırım ikliminde gidişatı pozitife çevireceğini vurgulayan Mangır, Türkiye’nin bu süreçte firmalara ait sanayide kapasite kullanım oranlarını ve katma değeri yüksek ihracat artışlarını destekleyici politikalarına devam ederse, Çin’den başka coğrafyalara üretim tesislerini değiştirme stratejilerinde olan çok uluslu şirketlerin yeni merkezi olma payını artıracağını kaydetti. Mangır, bunun da ürün çeşitliliği ve iş gücü niteliğini arttırıcı politikalarla perçinlemesi gerektiğini kaydetti.

Prof. Dr. Murat Yülek, küresel yeni ekonomi ve ticaret yaklaşımlarının uluslararası etkenlere bağlı olarak ilerlediğini vurgulayarak, pandemi etkisi ile Çin’in ana üretici ve tedarikçi olma başat rolünün sarsılmış durumda olduğunu dile getirdi. Özellikle Amerika, Ingiltere ve Avrupa’nın üretimde yeni coğrafyalar aradığını belirten Yülek, yine Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ticaret savaşlarının fiziki savaşa dönüşme ihtimalleri yeni üretim alanlarında alternatifleri zorunlu kıldığını kaydetti. Türkiye’nin, 2021’de bunun için iyi bir alternatif teşkil ettiğini vurgulayan Yülek, “Son aylarda yaşanan tarihi ihracat rakamları ve oranları bunun en iyi göstergesi.

Bu etkinin artarak devam etmesi bekleniyor. Ancak, burada dikkat etmemiz gereken en önemli faktör, nitelikli üretim, yüksek teknoloji ve katma değerli ihracat kalemlerinin ağırlık kazanmasıdır. Nitelikli iş gücünün artırılması, aranan eleman (mesleki istihdam) ihtiyacının devlet politika ve stratejilerine göre planlanması, teşvik ve hibe programlarının artırılarak denetlenebilir bir iklimde üretici ve sanayicilerimiz için cazip hale getirilmesi, bu kritik ve stratejik dönüşümde önemli bir güven iklimi sağlayacaktır” diye konuştu.

Salgın Öncesine Dönüş Beklenmiyor…

2022’de işgücü piyasalarında salgın öncesine dönüş beklenmiyor. Mal ve hizmet piyasalarındaki arz talep dengesizliğinin işgücü piyasalarına da yansımasının kaçınılmaz olduğunu belirten Prof. Dr. Ataman, OECD Ekonomik Görünüm Raporu’nda gelişmiş ülkelerdeki işgücü piyasalarında 2022 sonunda bile salgın öncesi seviyelere dönüş beklenmediğinin belirtildiğine değindi.

Küresel düzeyde yaklaşık 114 milyon iş kaybı yaşanırken iş arayan 14 milyon insanın OECD tarafından atıl işgücü arasında sayıldığını belirten Ataman, “2022 yılına aktarılan ve olası yeni pandemi dalgalarının uzun dönemli işsizliği artıracağı ve eşitsizlik eğilimlerini güçlendirebileceği öngörülebilir. 2022’de bizi bekleyen en büyük risk küresel düzeyde aşılanma dengesizliğinin gelir dağılımı adaletsizliği ile birleşerek yaratacağı ekonomik ve sosyal sorunlar olacaktır. Aşılanma oranı düşük olan Güney Afrika çıkışlı Omicron varyantının yarattığı sorunlar, aşılanmada küresel eşitliğin sağlanmasının kaçınılmaz olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilmelidir” dedi.

Türkiye işgücü piyasasında işten çıkarma yasakları ve kısa çalışma ödeneği önlemlerinin işsizliği ertelediğini belirten Ataman, bu önlemlerin kalkmasıyla geniş tanımlı işsizlikte artış ve işgücüne katılımda bir azalma görüldüğünü kaydetti.

Nureddin NEBATİ / Hazine ve Maliye Bakanı
“Küresel ekonomide en önemli risk halen Covid-19”

Küresel ekonominin karşı karşıya bulunduğu en önemli risk, halen Covid-19 salgını. 2022 yılı için öne çıkan ikinci önemli risk, gelişmiş ülke ekonomilerinde yaşanan enflasyonist baskının kalıcı hale gelmesi ve bu durumun yol açabileceği parasal sıkılaşma politikaları olacak. Sıkılaştırıcı para politikasıyla birlikte büyümeler baskı altında kalabilecek, piyasalardaki oynaklık artabilecek. Diğer taraftan, gelişmiş ülke merkez bankaları tarafından sıkı para politikasının erken ve küresel ekonomik mimari içerisinde gerekli koordinasyon olmaksızın hayata geçirilmesi, finansal sistemde çeşitli sorunlara yol açabilecek.

2022’de takip edilecek bir diğer husus, jeopolitik gerginlikler olacak. Küresel salgın öncesi dönemde başlayan ticaret savaşları ve kutuplaşmanın yeniden hız kazanması, ekonomik önceliklerin geri plana itilmesine neden olabilecek. Bir diğer aşağı yönlü risk, Çin’de ekonomik aktivitenin yavaşlaması ve küresel ekonomiye sağladığı desteğin zayıflaması olacak. Küresel ekonomide yaşanan dönüşüm nedeniyle gündemde yer alan yapısal hususlar da 2022’de yeniden önem kazanacak. Yine küresel gündemin önemli bir maddesi dijital dönüşüm, getirdiği riskler ve ülkeler d|jital uçurum olacak. Aşılamanın hızlanarak salgına karşı küresel ölçekte bağışıklığın sağlanması en önemli kazanım olacak.

Yine gelişmiş ülkelerdeki enflasyonist baskıların 2022 yılı ortalarından sonra azalmaya başlaması da küresel toparlanmayı destekleyecek. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan değişimde Türkiye’nin nitelikli insan gücü, kurulu üretim kapasitesi, pazara yakınlığı ve güçlü bir piyasa ekonomisi oluşu rekabet gücünü artırıyor.

Dyital dönüşüm ve iklim değişikliği mutabakatı yönünde attığımız adımlar da yine ülkemizi yeni küresel ekonomik mimaride öne çıkarıyor.

Hülya Genç Sertkaya / Para

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu