Haberler

10 milyar olması beklenen nüfus nasıl doyurulacak?

İNSANLIK tarihi boyunca yeryüzünde yaşayan her bireyi doyurmayı başaramadı. İleri teknolojilere rağmen bugün de 7.5 milyarın tamamını tok olarak yataklarına gönderemiyor. Günümüzde ürettiğimiz besin maddeleriyle her bireyin ihtiyaç duyduğu yiyecek miktarı arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Bugün bile açlık, dünyanın hemen hemen her köşesinde, insanlığın büyük ayıbı olarak kendini gösteriyor. 2050’de dünya nüfusunun on milyar olması bekleniyor. Acaba 30 yıl sonra bütün dünya nüfusunu tam olarak besleyebilecek miyiz?


Gelirlerin arttığı, insanların kaynak-yoğun ve hayvan tabanlı yiyeceklere daha çok ilgi duyduğu bir dünyada üç alanda oluşan büyük açıkları kapatmak gerekiyor. Birincisi, 2010 yılında üretilen besin maddeleriyle 2050’de ihtiyaç duyulacak miktar arasında, hiç bir gelişme göstermediğimiz takdirde, yüzde 56’lık bir açık olacak. Bu, her iki kişiden birinin iyi beslenemeyeceği anlamına geliyor. İkincisi, yine söz konusu tarihler arasındaki 40 yıllık dönemde, 593 milyon hektar (Hindistan’ın yüzölçümünün iki katı) daha fazla tarım arazisine ihtiyaç duyacağız (Hektar, on bin metrekare). Üçüncüsü de, 11 gigatonluk sera gazını önleyip küresel ısınmayı 2 derecenin altında tutmamız ve atmosferik felaketlere neden olmadan yaşamımızı sürdürmek durumunda olacağız (Gigaton, bir milyar metrik ton). Bunun için neler yapmalı? 10 maddelik planlamayla bunu başarmamız mümkün…

1 – Besin kaybını ve israfı azaltmalı

Ürettiğimiz her besin maddesinin yaklaşık dörtte biri “yenmiyor”. Tarladan soframıza kadar olan besin zinciri, her aşamada fire veriyor. Bu kayıpların ve israfın yüzde 25’ini önleyebilsek, ekili alanlarda yüzde 27 oranında tasarruf etmiş olacağız. Besin açığı da, sera gazları da büyük ölçüde azaltılmış olacak. Kalori kaybı ve israfının yüzdesi Kuzey Amerika’da 42, Asya’da 25, Avrupa’da 22, Kuzey Afrika’da 19, Latin Amerika’da 15 olarak karşımıza çıkıyor.

2 – Sağlıklı ve sürdürülebilir diyetlere yönelmeli

Sığır, koyun, keçi etlerinin tüketimi 2050 yılına kadar yüzde 88 oranında artış gösterecek. Kırmızı et, kaynak-yoğun bir ürün. Fasulyeden, mercimekten, bezelyeden 20 kat daha fazla alan gerektiriyor, yenebilir bir gram protein başına 22 kat daha fazla sera gazı salıyor. Eğer insanlar, haftada iki adet daha az hamburger yerlerse, ekili alan açığı bugünden yarı yarıya kapanmış olacak. Bu nedenle hem bitkisel ağırlıklı rejimlere yönelmeli, insanlar kırmızı etten vazgeçmiyorsa, etin yerini tutan besin maddeleri geliştirmeli.

3 – Biyo-enerjinin rekabetinden kurtulmalı

Bugün ormanlık alanları yakıp, biyo-enerjide kullanılacak bitkiler yetiştiriyoruz. Ancak bu bitkileri yiyemeyeceğiz. Besin maddesi yerine, biyo-enerji yakıtı üretecek bitkilere/ağaçlara yönelmek son derece yanlış bir politika. Kaldı ki, biyo-enerjide kullanılacak flora, etkin bir yakıta dönüştürülmüyor. 2000 yılında bütün dünyada yetiştirilen besin maddelerinin tamamı biyo-enerji yakıtı olarak kullanılsaydı, 2050’nin enerji ihtiyacının sadece yüzde 20’sini karşılardı.

4 – Etkin nüfus planlaması yapılmalı

Besin maddeleri açığının en büyük nedeni, artan nüfus. Nüfus artışının yüzde 50’si Afrika’da, yüzde 30’u da Asya’da gerçekleşecek. Kuzey Amerika’da ve Avrupa’da artış oranı çok az. Sanayileşmiş pek çok ülkede nüfus geriliyor. Dünya, kadın başına 2.1 çocuk hedefine ulaşmak üzere. Afrika’nın kadın başına beş çocuk oranı, 2050’de 3.2 çocuğa düşürülmeye çalışılacak. Bu nasıl mı olacak? Eğitimle. Bugün Afrika’da okutulan, eğitilen kadınlar, iki çocuktan fazlasını istemiyor.

5 – Çiftlik hayvancılığı teşvik edilmeli

Çiftlik hayvanlarının hektar başına üretimi, doğal olarak ülkeden ülkeye değişiyor. Ama tropik kuşakta en düşük seviyede oluyor. 2050 yılma kadar hayvan kaynaklı besin maddelerine olan talebin yüzde 70 oranında artması bekleniyor. Hükümetler, verimlilik hedefleri belirlemeli, hedefe ulaşmak için çiftçileri desteklemeli, onlara finansal ve teknik yardımlar yapmalı.

6 – Ürünler ıslah edilmeli

Bugün bir birim alandan, 50 yıl öncesine oranla iki-üç kat daha fazla ürün elde ediyoruz. Fakat daha fazlasını yapabiliriz. Tohumların genetik yapısını bozmadan onları ıslah edebiliriz. Molekü-ler biyolojideki gelişmeler, besin maddelerini daha çok, daha hızlı yetiştirmemize ve çok ucuza mal etmemize imkan tanıyor. Darı ve Hint yer elması gibi “öksüz ürünler” olarak bilinen mahsul üzerine bile titizlikle eğilmeli, küresel olarak ticareti olmasa da onları önemli besin maddeleri arasına katmalıyız. Çünkü dünyada milyonlarca insan, yaşamını sürdürmek için bu ürünlere pirinçten daha fazla bağımlı.



7 – Toprak ve su yönetimini geliştirmeli

Değerlendirilmeyen topraklar, dünya tarım arazilerinin dörtte birini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Çöllerin ve çorak arazilerin tarifti alanlarını c kemirmesi gibi.

Çiftçilere toprak .ve su yönetimi öğretildiğinde bu olumsuz seyrin önüne geçmek hiç de zor olmayacak. Bir mısır tarlasını ağaçlarla çevirmek, ağaçlarla çevrilmemiş tarladan yüzde 88-190 arası daha fazla ürün almak anlamına geliyor. Evet, oranlarda yanlışlık yok. Yüzde 190 (iki kata yakın) oranda daha fazla ürün alıyorsunuz.

8 – Tarlalar birkaç kez ekilmeli

Geleneksel bilgilerimize göre tarla bir yıl ekilir, ikinci yıl toprak nadasa (dinlenmeye) bırakılır. Artık böyle bir lüksümüz olmamalı. Pek çok ülkede tarlalar, bırakın dinlendirilmeyi, yılda iki kez ekilip biçiliyor. Böylece ekilecek yeni alanlar açmak yerine, toprağın dinlendirildiği bir yıl da hesaba katıldığında, dört kat ürün elde ediyorsunuz. Bunun için ziraat mühendislerinin, fizibilite raporları çıkarması, su kaynaklarının verimli kullanımını hesaba katması ve çevresel kısıtlamaların üstesinden gelmesi gerekiyor.

9 – İklim değişikliğine uyum sağlamalı

İklim değişikliğini kısa vadede önleyemiyoruz. Öyleyse bu değişime’ayak uydurmak zorundayız, iklim değişikliğinin tarımsal verimliliği en az yüzde 5 oranında olumsuz etkileyeceği hesaplanıyor. 2100 yılında bu oran, katlanarak artabilir. Oran küçük gibi gözükse de bu durum, milyonlarca kişinin besin maddelerine ulaşamayacağı anlamına gelebilir. Ektiğimiz ürünleri, yüksek sıcaklıklara dayanabilir, daha az suyla yetinebilir hale getirebiliriz.

10 – Ağaçlara önem verilmeli

Tarım alanları açmak için ağaçları acımasızca kesiyor, ormanları yok ediyoruz. Oysa verimli olmayan tarım arazilerini ağaçlandırmalı, ormanlara geri vermeliyiz. Amerikan Yale Üniversitesi’nin araştırmasına göre dünyada 3 trilyondan fazla ağaç var. Fakat uygarlığın başladığı MÖ 3000 yılından bu yana ağaçların yüzde 46’sını kaybettik. Ağaçlar olağanüstü canlılardır. Göç ettiklerini biliyor muydunuz? ABD’de yapılan bir araştırmada, ağaçların 86 türünün, 1980-2015 yılları arasında Doğu ABD’den, yağışın fazla olduğu batıya doğru göç ettiği belirlendi. Sıcak sevmeyen ağaçlar da kuzeye doğru çekilmiş. Elbette ki, tohumlarını saçarak, sonraki nesillerini göç ettiriyorlar. Ağaçlar kentleri serin tutar, kirli havayı emer, insanları sağlıklı ve mutlu yapar, streslerini azaltır, kuş türlerinin devamını sağlar, meyvelerini dökerek hayvanları besler, toprak kaymalarını önler, zaman döngüleri sona erdiğinde de insanoğluna barınak ve yakıt olur.

Alev Rigel



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu