Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi

Türkiye’nin Kredi Notu ve Not Görünümü

Türkiye’ye yönelik notlar olması gereken düzeyin altında

“YATIRIM YAPILABİLİR OLMALI”

Kırıkkale Üniversitesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Öztürkler, Türkiye için kredi notlarına tarihsel olarak bakıldığında sübjektif değerlendirme eleştirileri yapıla geldiğini vurgulayarak, “Buna karşın ortalama olarak bakıldığında büyük sapmalar olmadığı söylenebilir. Bu kuruluşlar için Türkiye bağlamında ‘yatırım yapılabilirlik’ değerlendirmesinin büyük ölçüde mevcut durum üzerinden yapıldığı, potansiyelin yeterince dikkate alınmadığı temel eleştirisi yapılabilir. Türkiye’nin ekonomik potansiyeli dikkate alındığında, doğal olarak adil notunun yatırım yapılabilir olması beklenir. Buna karşın, Türkiye’nin değerlendirmeye temel olan alanların her birinde yapması gereken iyileştirmeler olduğu da vurgulanmalı. 2001 krizi sonrası gerçekleştirilen güçlü ekonomiye geçiş programı ile ekonomik, mali ve kurumsal reformlar sonrasında ve 2008 küresel finansal krizi sonrasında Türkiye’nin notundaki yükselme bu argümanı doğruluyor” şeklinde konuştu.


İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın ise, Türkiye’nin mevcut potansiyeli dikkate alındığında kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye yükselmesinin bir gereklilik olduğunun gözüktüğünü bildirdi.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye not verirken aşırı ihtiyatlı davrandığını belirten İstanbul Gedik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abuzer Pınar, genel eğilimleri bu olmakla beraber ülkelerin notlarını revize ederken teknik olarak geçmişe fazlasıyla bağımlı kaldığının altlını çizdi. 2008’de batan Lehman&Brothers’ın hemen birkaç ay öncesinde aldığı notun oldukça yüksek olduğunu anımsatan Pınar, “Tersine oldukça dinamik bir ekonomisi olan Türkiye’nin notu hala ‘yatırım yapılamaz’ anlamına geliyor. Halbuki Türkiye finansal yükümlülüklerini yerine getirmede her zaman başarılı olmuştur. Dolayısı ile Türkiye’nin notu BBB- ve üstü olmalıdır kanaatindeyim. Bu not yatırım yapılabileceği ancak ekonomik koşullara göre oynaklıklar olabileceği anlamına gelir” dedi.

“OBJEKTİF DEĞİLLER”

İstanbul Medipol Üniversitesi öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurullah Gür, Güney Afrika gibi ekonomik ve siyasi istikrar açısından bizden daha geride bir ülkenin yatırım yapılabilir nota sahip olduğu düşünüldüğünde, Türkiye’nin de en az bir uluslararası derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yapılabilir seviyede notlanması gerektiğini söyledi.

Dr. Cahit Sönmez ise, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının yüzlerce faktörü yüzlerce uzmanla değerlendirip karar verdiklerini belirterek buna karşın verilen kararın her zaman objektif olmadığını vurguladı. Sönmez, risk göstergesi olan CDS’ler takip edildiğinde, bazı makroekonomik verilerdeki pozitif yönlü değişimler dikkate alındığında Türkiye’nin notunun bir kademe yukarıda olabileceğini ifade etti.

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Dr. Levent Yılmaz, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye notlarının her zaman olması gerekenden en az iki basamak aşağıda olduğu görüşünü paylaştı.

Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl, Türkiye’nin bugün Fitch’in BB- olarak, Moody’s’in B1 olarak, S&P’nin B+ olarak verdiği yatırım yapılabilir seviyenin altındaki notların üzerinde bir nota sahip olması gerektiği görüşünde.

“İKİ BASAMAK YUKARIDA OLMALI”

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çetinkaya uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının ekonomik aktivitelerde düzelme ortaya çıktığında not iyileştirme konusunda kayıtsız kalırken, bazı değişkenlerde ortaya çıkan bozulmaya anında not düşürülmesi olarak tepki vermelerinin düşündürücü olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin notunun orta seviyenin altında yatırım yapılabilir bölgede olması gerektiğini kaydetti.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye karşı fazlasıyla kötümser bir tutum sergilediklerini belirten Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ege Yazgan, “Türkiye ekonomisi şimdi toparlanıyor ama ciddi bir saldırı da geçirdi. Ancak reyting kuruluşlarının verdiği notlar hak edilenin altında oldu. Başka bir ülke olsa, bu kadar sert bir cezalandırma görmezdi.

En azından Türkiye’nin notun iki basamak yukarıda olabilirdi. Büyüme patikasına girilmesi, dördüncü çeyrek büyüme performansının beklendiği şekilde gerçekleşeceğinin anlaşılması, enflasyonda olumlu seyrin devam etmesi halinde uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarında bir iyileşme bekliyorum” dedi.

“GÖRÜNÜMÜ DÜZELTMELİLER”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Sağman da uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notların yüzde 100 bağımsız ve objektif olmadığı görüşünde. Verilen notların içinde her zaman siyaset olduğunu dile getiren Sağman, ABD eski Başkanı Obama ve Erdoğan görüşmesinin yap ildiği gün Moody’s’in Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyeye çıkarmasının, 15 Temmuz darbe girişiminden yalnızca beş gün sonra S&P’nin Türkiye’nin notunu indirmesinin siyasi kararlara örnek olabileceğini ifade etti. Moody’s ve S&P’nin notunun yatırım yapılabilir seviyesinin dört basamak, Fitch’in ise üç basamak altında olduğuna dikkat çeken Sağman, “Bu kuruluşlardan bize en iyi not veren Fitch.


2012’de ilk yatırım yapılabilir notumuzu artıran da Fitch’ti. 2019 Kasım’da Fitch Türkiye’nin kredi notunu BB- olarak korurken ‘negatif olan görünümünü ‘durağan’ olarak güncelledi. Moody’s, 6 Aralık’taki değerlendirmesinde en azından görünümde bir değişikliğe gitmeliydi. Görünümü mutlaka durağana çekmeliydi. Bana göre kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin görünümünü mutlaka düzeltmeleri gerekiyor” dedi.

“ATILACAK ADIMLAR AÇIK”

Ekonomistlere Türkiye’nin notunu yükseltmesi için atılması gereken adımları da sorduk. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, ileriye bakıldığında atılması gereken adımların çok net olduğu görüşünde, öncelikle fiyat istikrarına odaklanan birbiriyle uyumlu para ve maliye politikaları uygulanması gerektiğini dile getiren Demiralp, “Bu anlayış zaten bir mcntalite değişikliğine işaret eder. Merkez Bankası bağımsızlığın ve kurumsallaşmanın altını çizer. Makro ihtiyati politikalarla özel sektör dış borç sorununun ele alınması, serbest piyasa düzeninden taviz verilmemesi, kural ve mevzuatta sık değişikliklere gidilmeyerek yatırımcının desteklenmesi artı hanemize yazılacaktır. Uzun vadede üretim sisteminde rekabetçi bir yapıya geçilmesi, üretkenliğimizin yüksek olduğu sektörlerin desteklenmesi ve bu şekilde cari açığın sürdürülebilir şekilde azaltılması önemli bir yapısal sorunun çözümlenmesine imkan tanıyarak kredi notumuzu çok olumlu etkileyecektir” diye konuştu.

Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Uğur Yasin Asal, Türkiye’nin notunu belirleyen temel parametrelerden birisinin ekonomideki yapısal sorunların çözülebilmesi ve siyasal istikrarın güçlü bir şekilde sürdürülmesi olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin ülke notunun istikrarını sağlayacak en önemli parametrelerin başında cari açığın kademeli olarak kapatılabilmesi, doğrudan yabancı yatırım oranlarının kümülatif olarak artışı ve coğrafi krizler temelli siyasal risklerin azaltılabilmesinin geldiğini kaydetti.

“HER REFORM ARTI NOT YAZAR”

önümüzdeki dönemde enflasyonu ve cari açığı yapısal olarak düşürmeye yönelik atılacak her reform adımının Türkiye’nin kredi notu hanesine artı yazacağını dile getiren Doç. Dr. Nurullah Gür, “Ancak verilen kredi notu kararlarının ekonomik temellerden çok siyasi parametrelerle verildiği gerçeğini göz önünde bulundurarak, batı ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik diplomasi adımlarının not artırımında daha fazla etkili olabileceğini söyleyebiliriz” dedi.

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Dr. Levent Yılmaz, gelişmekte olan ekonomi olarak Türkiye’nin çözmesi gereken önemli teknik konuları olduğunu vurgulayarak, öte yandan bu kuramların notlarına etki eden esas unsurlardan birisinin CDS primleri olduğunu söyledi. Yılmaz, “Ancak bu noktada da risk primlerinin ağırlıklı olarak ekonomiye etki eden ekonomi dışı gelişmelerden kaynaklandığını unutmamak lazım. Buralardaki toparlanmanın notlara olumlu yansıyacağı kanaatini taşıyorum” dedi.

“HALKIN GÜVENİ KAZAN UMALI”

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Arzova, Türkiye’nin ekonominin gereklerini ekonominin kurallarına uygun olarak kurgulaması gerektiğini vurgulayarak, öncelikle açıklanan ekonomik veriler konusunda gerek halkın güvenini kazanmak, gerekse de ileride bu bağlamda ortaya çıkabilecek sorunları önleme açısından mutlaka Türkiye İstatistik Kurumu’nun an veri sağlayıcı olarak uluslararası yetkili kuruluşların (örneğin EuroStat) denetimine açılarak bağımsız bir denetimden geçmesinin ve bunu raporlandırmasının zorunlu olduğunu dile getirdi. İkinci önemli konunun kamunun tasarrufu olduğunu dile getiren Arzova, şunları kaydetti: “Bütçe dengesini sağlamada ekonomik şartlar tam olarak iyileşmediği için bütçenin gelir ayağım yaratmakta zorlanıyoruz. Oysa bütçenin bir de gider ayağı var. Burada harcamalar çok çeşitli alanlarda devam ediyor. Ama bir türlü kamunun tasarruf etmediğini görüyoruz. O nedenle bunun hayati öneme sahip bir konu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin IMF’siz bir IMF programına ihtiyacı var. Bunun için kısa ve uzun süreli hedeflerin net olduğu, yapısal reformlarla örülmüş bir ekonomik programa ihtiyaç duyuyor Türkiye. Bu program ‘kalkınma’ öncelikli bir program olmalı. Türkiye yeniden planlamaya dönmeli. Milli Planlama Teşkilatı yeniden oluşturulmalı. Teşvik sistemi yenilenmeli. Kurumsal özgürlüğü olan kuramlara, özgürlük alanları hiçbir müdahaleye imkân vermeyecek şekilde özgürlükleri yeniden verilmeli.”

Notlar ne anlama geliyor?

Kredi derecelendirme notu bir ülkenin kendisine verilen borçlan geri ödeyebilme kapasitesini veya geri ödeyememe olasılığını gösteren bir kredi riski değerlendirmesi olarak ifade ediliyor. Açıklanan ülke kredi notları ne kadar yüksek olursa devletler gerek bono, tahvil gibi menkul kıymetler ihraç ederek yatırımcılardan borç alıyor ve sermaye piyasasında kendisine fon yaratıyor gerekse de aldığı borcun geri ödemesini daha düşük faiz oranından ödeyerek maliyetini azaltıyor. Uzun vadeli kredi derecelendirme notları bir yıl üzeri orta ve uzun vadeye ilişkin mevcut görüşü, kısa vadeli kredi derecelendirme notları ise bir yıla kadar olan süreye ilişkin görüşü ifade ediyor. Uzun vadeli notlar yatırımcılar ve kreditörlerin yatırım kararları açısından daha çok önem taşıyor. Uzun vadeli kredi derecelendirme notları en yüksek kaliteli gösteren AAA’dan başlayıp en düşük kalite (temerrüt] olan D’ye kadar veriliyor.

AA ve CCC kategorileri arasında nispi ayrımı daha ayrıntılı yapabilmek için artı ve eksi işaretleri kullanılıyor. Kuruluşlardan “BBB-” kredi derecelendirme notunu ya da daha yükseğini alan ülkeler “yatırım yapılabilir” olarak değerlendiriliyor. Daha düşük not alan ülkeler ise “yatırım yapılamaz” olarak tanımlanıyor. Kredi derecelendirmede notlarla birlikte bir de görünüm kısmı var. Kuruluşlar ülkelerin puanlan ile beraber, bir sonraki notun ne olacağına dair mesaj olarak nitelendirilen pozitif, negatif ve durağan görünümlerini de paylaşıyor. Görünümün pozitif olması bir sonraki notun artabileceği negatif olması ise bir sonraki notun düşebileceği anlamına gelebiliyor.

Önceki sayfa 1 2 3 4Sonraki sayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu