Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi

Temmuz ayında piyasaları bekleyenler

YURTİÇİ piyasalar açısından iç dinamikler kaynaklı olarak baskı unsuru oluşturan temelde üç faktör bulunmaktaydı: Seçim belirsizliği, S400 üzerinden ABD ile gerilen ilişkiler ve iktisadi göstergelerdeki zorluklar. Bunlardan bir tanesi (seçim) geride kaldı. ABD ile gerilen ilişkiler açısından önümüzdeki bir aylık sürecin jjeliîleyici olma potansiyeli çok yüksek. Bu yazının hazırlandığı 28 Haziran Cuma günü başlayan ve 29 Haziran Cumartesi günü sona erecek olan G-20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump arasında gerçekleşecek görüşmeden çıkacak mesajlar ilk önemli ve piyasaların en azından kısa vadeli seyri üzerinde etkili olma potansiyeline sahip gelişme olarak not edilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile yakın dönemde gerçekleşen görüşmelerinde yaptırım uygulanmasına yönelik bir izlenim almadığını ifade etmişti.


Dolayısıyla, görüşmeden çıkacak ilk mesajların da en azından hafta başında TL varlıkların seyri açısından görece olumlu etkiler bırakacak tonda gelmesi beklenebilir. Ancak, yalnızca bu görüşmeden çıkacak mesajlar Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginliğin sona ermesi açısından tek başına yeterli bir kriter olmayacak.

GELİŞMELER MERAKLA BEKLENİYOR

S400’lerin Türkiye’ye teslimatının temmuz ayının ilk yarısında gerçekleşmesi bekleniyor. Son durum itibariyle, ABD tarafından, S400’lerin teslim alınması durumunda Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması ve ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act. – CAATSA) kapsamında Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması yönünde Türkiye’ye yönelik müttefiklik hukukuyla bağdaşmayan tehditleri bulunmakta. Önceki haftalarda ABD tarafından gönderilen uyarı/tehdit mektubunda Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması ve ABD’de eğitim alan Türk pilotların eğitim programlarının tamamen sonlandırılması için 31 Temmuz tarihi işaret edildi. Ağustos 2017’de çıkan CAATSA kapsamında bugüne kadar Iran, Kuzey Kore, Rusya ve Çin’e yaptırım uygulandı. S400 satın almış ve kısa süre içinde teslim alması beklenen Hindistan ve Türkiye’ye eğer teslimatlar gerçekleşirse yasa gereğince yaptırım uygulanması beklenmekte. CAATSA kapsamında olası yaptırımlara yönelik 12 yöntem yer almakta. Yasaya göre, ABD Başkam’nm bu 12 maddeden en az beş tanesini uygulamaya koyması öngörülüyor, ancak Kongre’nin bunları değiştirme hakkı da var. Yurtiçi piyasalarda bir süredir olası yaptırıma yönelik beklentilerin kısmen de olsa fiyatlara yansıdığı düşünülebilir. Dolayısıyla, Türkiye’ye yönelik olası CAATSA yaptırımlarının sembolik olarak tanımlanabileceklerden oluşması piyasadaki olası negatif etkilerin sınırlı kalmasını sağlayabileceğini söyleyebiliriz.

Bu noktada, yurtiçi piyasalardaki bir diğer baskı unsuru olan iktisadi göstergelerdeki zorluklar ve önümüzdeki sürece yönelik beklentilere odaklanıp; geçen yıl ABD ile yaşanan rahip krizi sonrasında alınan yaptırım kararı ve etkileri ile mevcut durumu karşılaştıralım. Geçen yılın ikinci yarısı itibariyle öne çıkan iktisadi faaliyetteki zayıflık devam etmekte. Aslında, yılın ilk çeyreğinde ekonomik büyümeye yönelik öncü göstergelerden kademeli bir toparlanmaya yönelik sinyaller gelmekteydi. Ancak, şu ana kadar açıklanan öncü göstergeler genel olarak uzayan seçim belirsizliğinin söz konusu toparlanma sinyallerinin duraksamasına neden olduğunu işaret etmekte. Her ne kadar olası CAATSA yaptırımlarının sembolik olarak tanımlanamayacaklardan seçilmesi bu anlamda bir diğer risk unsuru olsa da; seçim belirsizliğinin ardından haziran ayma ait güven endekslerinde ve imalat sanayi kapasite kullanım oranında gözlenen toparlanma eğilimi, yılın ikinci yarısında baz etkilerinin de büyüme rakamlarını destekleme potansiyeli, TCMB’nin para politikasında gerekli sıkılığı gözetecek şekilde faiz indirimlerine gidecek olmasının beklenmesi ve dış dinamiklerde gelişmekte olan ülkelerin lehine olan dönüşüm gibi unsurlar yılın ikinci yarısında görece daha olumlu büyüme rakamları görmemizi sağlayabilir.

İKİNCİ YARI DAHA UMUTLU

Ekonomi yönetiminin bundan sonraki süreçte atması muhtemel adımların bir kısmı bütçe disiplinini sağlamak adına çok hoşa gitmeyebilecek olsa da bazı kritik sektörlerin desteklenmesi yönünde atılabilecek seçici ve stratejik adımlar da yine dolaylı yoldan ve kademeli de olsa büyümenin desteklenmesini sağlayabilir.

Ancak, 2019 sonunda ekonomik büyümenin yüzde l’ler civarında ve Türkiye’nin potansiyel büyümesinin oldukça altındaki seviyelerde gerçekleşebileceğini beklediğimizi, burada bahsettiğimiz senaryonun aslında yılın ikinci yarısında daralmadan kademeli bir toparlanma eğilimine geçilmesini yansıttığım ifade edelim. Bununla birlikte, iç talep koşullarındaki zayıflık ve güçlü baz etkileri kaynaklı olarak yılın ikinci yarısında enflasyondaki yavaşlama eğiliminin güçleneceğini düşünüyoruz.

Özellikle baz etkilerinin en güçlü şekilde hissedileceği eylül-ekim döneminde yıllık enflasyonun yüzde 11-13 civarlarına kadar gerilediği görülebilir. Yılsonunda enflasyonun yüzde 14-16 civarlarında olmösı ve bir süre bu seviyelerde dengelenmesi beklenebilir.

Seçim sonrasında biriken maliyetlerin yansıması olarak itelenebilecek zamların devam etmesi enflasyonda beklenen düşüş eğilimini bir miktar sınırlayabilir. Ancak, TCMB’nin faiz indirimleri için şu ana kadar aceleci olmaması ve olası faiz indirimlerinin gereken sıkılığı sağlayacak şekilde kademeli gerçekleşmesini beklenmesinin de enflasyondaki düşüş eğilimine katkı vermeye devam edebilir. Cari denge tarafında, ağırlıklı olarak iktisadi faaliyetteki yavaşlık kaynaklı olan iyileşme eğiliminin devam etmesi beklenebilir. Haziran ayı itibariyle bir süre yeniden cari fazla verilmesi de son derece yüksek bir olasılık. Bu durum, bir anlamda döviz ihtiyacının görece düşük kalmaya devam etmesi olarak da okunabilir. Aynı zamanda, enflasyonda beklenen düşüş ve döviz ihtiyacının görece zayıf seyretmesi faizlerde ve TL’nin seyrinde görece daha istikrarlı bir görünümü de beraberinde getirebilir.



Bütçe tarafında bir süredir, ekonomik büyümedeki zayıflığın ve çeşitli teşviklerin vergi gelirlerinin düşük kalmasına neden olması, tek seferlik gelirlerin ön plan çıkması, giderlerdeki artışlar (personel, cari transferler ve faiz giderleri gibi) zorluklara yol açtı. Kısa vadede ekonomi yönetimi tarafından bütçe görünümünün güçlendirilmesine yönelik adımlar atılabileceğine dair çeşitli sinyaller alınmakta. İkinci yarıda iktisadi faaliyette görülebilecek kademeli toparlanma ve kaynakların seçici/verimli şekilde kullanılmasına ekstra özen gösterilmesi böylelikle de tek seferlik/sürdürülebilir olmayan gelirlere yönelik ihtiyacın azaltılması son derece önemli olacak. Özetlemek gerekirse, yılın ikinci yarısının, ilk yarıya kıyasla ekonomik büyüme, enflasyon, cari denge ve finansal koşullar açısından görece daha olumlu bir tabloyla karşılaşma olasılığımız ağır basmakta.

DAHA HAZIRLIKLIYIZ

Geçen yılki dalgalanmalar bir miktar gecikmeli de olsa ilgili politika yapıcılar tarafından atılan birçok kapsamlı ve güçlü adımlarla geride bırakıldı. Gelelim bugünkü duruma… Öncelikle, büyüme tarafında ısınma endişesinin aksine kademeli bir toparlanma görülebileceğini konuşuyoruz ve 12 aylık cari açık tek haneli seviyelere gerilemiş durumda (her ikisi döviz ihtiyacının görece düşük olduğunu da işaret ediyor). Enflasyonda düşüşün hızlanacağı yönünde beklentiler genel kabul hâline dönüşürken, TCMB’nin sıkı duruşundaki sabır ve kararlılık ön planda, ağırlıklı olarak da faiz indirimi için önemli bir manevra alanı olduğuna yönelik beklenti hâkim, Fed ve ECB’nin faiz indirim olasılığı güçlenmekte, Fed’in kısa bir sürede bilanço küçültmeyi durdurması ve ECB’nin ek teşviklere gitmesi beklenmekte. Özetle iç ve dış dinamikler bu defa ağırlıkla destekleyici. İç dinamikler tarafındaki önemli belirsizlikler TCMB rezervlerinin yeterliliğine yönelik yakın dönemde gündeme gelen haber akışları ve ABD yaptırım belirsizliği; dış dinamikler tarafında ABD-Çin arasında yeniden ticaret müzakere sürecine mi geçileceği yoksa ticaret savaşının mı derinleşeceği en önemli soru işareti ki G-20 zirvesi ABD-Çin arasındaki dış ticaret belirsizliğinin seyri açısından kritik bir eşik olma potansiyeline sahip.

Dolayısıyla, olası olumlu/olumsuz haber akışı hem hafta başında kısa vadeli ve devamında orta vadeli olarak küresel piyasaların yönü açısından kritik bir belirleyici olabilir.

Bunlara ek olarak, temmuz ayı başında Yunanistan’daki seçimler dikkate alınacak olursa Doğu Akdeniz konusundaki olası haber akışları, ABD-İran gerginliğine yönelik olası gelişmeler, ay sonundaki TCMB, Fed ve ECB faiz kararları ile TCMB’nin basın toplantısıyla tanıtacağı yılın üçüncü enflasyon raporu da gelecek ayın önemli gelişmeleri olarak not edilebilir.

Toparlayalım… Yurtiçi piyasalar açısından önemli belirsizlik unsurlarından biri geride kalırken, ABD ile ilişkiler kaynaklı belirsizliğin ne şekilde sona ereceğini kestirmek kolay değil. Bunun haricinde yılın geri kalanı açısından iç ve dış dinamiklerin ağırlıklı olarak görece olumlu olduğu söylenebilir. ABD’nin olası yaptırımına yönelik beklentiler bir miktar da olsa piyasa fiyatlarına girmiş durumda. Ayrıca son bir yıllık dönemde yaşanan yüksek oynaklıklarıyla elde edilen tecrübe ve önlemleri de unutmamak lâzım. Önceki yazılarda değindiğimiz gibi BIST’in gerek kendi tarihsel ortalamalarına gerekse de benzer ülke piyasalarına kıyasla yaklaşık yüzde 50 civarında tarihi seviyelerde iskontoya sahip olması ve yakın dönemde yapılan düzenlemeyle emeklilik fonlarının hisse senedi piyasasındaki ağırlığının artmakta olması da yaşanabilecek olası olumsuz senaryoda borsada görülebilecek negatif fiyatlamaym sınırlı kalmasını sağlayabilir. Tüm bunları bir araya alarak ABD’nin olası yaptırımlarının hisse senedi piyasalarında sindirilmesinin çok uzun bir zaman almamasının zayıf bir olasılık olmadığını söyleyebiliriz. Uzun lafın kısası, kısa vadede oynaklık yüksek seyredebileceğinden sabırlı olup kısa vadeli panik alım-satımdan uzak durmak; olası sert düşüşlerde uzun vadeli beklentilerle ve seçici yaklaşımla portföylerdeki hisse senedi ağırlığını kademli olarak artırmaya başlamak mevcut süreçte izlenebilecek bir strateji olarak görülebilir.

EROL GÜRCAN



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu