Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi

Risk iştahı baskı altında

ŞUBAT ayı içerisinde teşvik paketine ilişkin gelişmeler, ekonomik toparlanmanın güç kazanacağına ilişkin beklentiler ve emtia fiyatlarında gözlenen yükseliş, enflasyon endişelerini küresel piyasaların gündemine taşıyan temel faktörler olarak sıralanabilir. Verilen desteklerin de katkısıyla ekonomilerin aşırı ısınma kaydedeceğine ilişkin değerlendirmeler, küresel çapta enflasyonun hızlı ve kontrolsüz bir artış kaydedeceğine ilişkin endişeleri artırıyor. Bu durum başta ABD olmak üzere uzun vadeli tahvil faizlerinde yükselişlere neden olurken, risksiz varlıklarda artan getiriler küresel risk iştahı üzerinde baskı oluşturuyor. Özellikle şubat ayının son bölümünde tahvil faizlerindeki yükselişe bağlı olarak riskli varlıklarda sert satışlar yaşanırken, geçen haftanın ikinci yarısında faizlerde yeniden yukarı yönlü ivmelenme hisse piyasalarını baskılamaya devam etti.


Salgın kaynaklı ekonomik sıkıntıları hafifletmek ve ekonomileri desteklemek adına parasal ve mali adımlar eşgüdümlü bir şekilde atılırken, mali desteklerin enflasyonist bir baskı oluşturup oluşturmayacağı takip edilmesi gereken önemli bir kriter olacaktır. 2008 Finansal Krizi sonrasında para politikasının enflasyon oluşturmada görece başarısız kalması belirli ölçüde likidite tuzağı teoremiyle açıklanabilir. Ancak mevcut konjonktürde mali destekler bu tuzağı kırarak enflasyon tarafında daha ciddi yükselişleri ve enflasyonist bir dönemi beraberinde getirebilir.

Bu nedenle başta ABD olmak üzere küresel çapta açıklanacak enflasyon rakamları yakından izlenecek. Açıklanacak verilerin ve gelişmelerin enflasyon endişelerini haklı çıkarması, tahvil faizlerinde daha kalıcılı yükselişleri ve risk iştahında bozulmayı beraberinde getirebilir.

NORMALLEŞME GÜNDEMİ GÜÇLENİYOR

Mevcut durumda aşı cephesindeki olumlu gelişmeler ve bahar aylarından sonra görülebilecek daha olumlu bir tablo ile enflasyon endişeleri arasında sıkışan küresel piyasaların ve fiyatlamalarm netlik ve yön kazanması açısından bir süre daha veri akışlarının ve gelişmelerin izlenmesi gerektiği kanısındayız. Artan belirsizlik ve piyasalardaki kafa karışıklığı volatilitenin de yükseliş kaydetmesine neden olurken, bir süre daha bu volatilite ortamın devam edebileceğini değerlendiriyoruz. 2021’de düşük faiz-bol likidite ortamında bir değişim beklenmemesine karşın, ilerleyen dönemler açısından enflasyonun izleyeceği seyir, merkez bankaları ve hükümetlerin ekonomileri desteklemek için attıkları adımlar üzerinde etkili olacağından büyük önem taşıyor. Enflasyon konusu gündemin ilk sıralarında yer alırken, aynı zamanda aşılama çalışmaları ve kademeli normalleşme planları da piyasaların izlediği önemli konu başlıkları.

Dünya çapında aşılama çalışmaları hızla devam etmekte olup, bahar aylarından sonra salgın açısından daha olumlu bir görünüme sahip olunacağı değerlendiriliyor. Elbette bu süreç içerisinde koronavirüsün yeni varyantları ve aşıların yeni varyantlar üzerindeki etkinliği salgınla mücadele konusundaki temel belirleyiciler olacak. Geçen hafta başında yurtiçinde kademeli normalleşme hayata geçirilirken, Avrupa’da da mart ayının ilerleyen bölümünde kademeli normalleşmenin hız kazanması bekleniyor. Tedbirlerdeki gevşeme ilerleyen aylarda ekonomik görünümün güç kazanmasına katkı sağlayacak. Ancak iyi gelen ekonomik verilerin enflasyon endişelerini tetikleyip tetiklemeyeceği de ayrıca izlenmeli.

SÖZLÜ YÖNLENDİRME YENİDEN ÖNEM KAZANDI

Uzun vadeli tahvil faizlerinde yaşanan artış finansal koşulların sıkılaşmasına yol açan bir gelişme olurken, bu durum 2020’den itibaren ekonomileri desteklemeye yönelik adımlar atan merkez bankalarını rahatsız eden ve ekonomik toparlanma ile genişlemeci politikaların etkilerini baskılayabilecek bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Yaşanan faiz artışlarına bağlı olarak ilk müdahale geçen hafta başında Avustralya Merkez Bankası’ndan geldi. Avrupa Merkez Bankası (ECB) üyelerinden gelen açıklamalarda da tahvil getirilerindeki istenmeyen yükselişe karşı harekete geçilebileceği ve pandemi acil tahvil alım programını kullanarak getirilerin aşağı çekilebileceği mesajları verildi. ECB üyeleri güçlü bir sözlü yönlendirme ile faizlerdeki yükseliş eğilimini kontrol altına almaya çalışırken, geçen hafta perşembe günü konuşma gerçekleştiren Fed Başkanı Povvell’ın da bu yönde bir yönlendirme de bulunacağına ilişkin beklentiler güç kazandı.

Tahvil faizlerindeki yükselişe ilişkin olarak Powell, tahvil piyasasındaki oynaklığın dikkatini çektiğini belirtirken, “Fed, varlık atımlarını azaltarak insanları şaşırtmak istemiyor. Piyasalardaki düzensiz koşullar endişe duymak için bir sebep. Finansal koşulların sürekli sıklaşmasından endişe duyacağım. Küresel düşük enflasyon ortamı yakın zamanda değişmeyecektir” dedi. Güvercin tondaki mesajların devam ettiği ve kısa vadede genişlemeci politikada bir değişiklik olmayacağına ilişkin vurgular ön plana çıksa da Fed Başkanı Powell konuşmasında tahvil faizlerindeki artışa dair piyasaların görmek istediği ifadelere yer vermedi. Povvell’ın getiri eğrisi kontrolü konusunda mesaj vermekten kaçınması, tahvil faizlerinde yükselişe, dolarda değer kazanımına ve küresel risk iştahının baskılanmasına neden oldu, ilerleyen süreçte merkez bankalarının sözlü yönlendirmeleri ve getiri eğrisi kontrolünü gündeme alarak tahvil piyasasına yönelik olası müdahaleleri küresel piyasaların yakından takip edeceği gelişmeler arasında yer alacaktır.

GÖZLER REFORM PAKETİNDE

25 Şubat’ta Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, “Makroekonomik İstikrar Politikalarını ve Yapısal Politikaları içeren ‘Ekonomik Reform’ çalışmalarımızda sona geldik.



Reform politikalarımızın detaylarını Sayın Cumhurbaşkanımız Mart ayının ikinci haftasında kamuoyuyla paylaşacak. 2021 reformlar yılı olacak” açıklamasında bulundu. Kasım ayındaki ekonomi yönetimindeki değişimler ve devamında gelen ekonomi politikalarında gözlenen değişimlerle birlikte yapısal reform mesajları piyasalar tarafından olumlu karşılanmıştı. Bu hafta içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanması beklenen reform paketi ve paketin içeriği yurtiçi piyasaların yakın takibinde olacak. Piyasaların paketin içeriğini olumlu karşılaması TL varlıklarda pozitif ayrışmayı ve değer kazanımlarını gündeme getirebilir.

FAİZ ARTIRIM BEKLENTİLERİ GÜÇ KAZANDI

Enflasyon endişeleri ve ABD uzun vadeli tahvil faizlerinde gözlenen yükseliş, doların küresel çapta değer kazanmasına ve gelişmekte olan ülke para birimlerinin değer kaybetmesine neden oluyor. Şubat ayının son haftasında değer kayıplarının görüldüğü Türk Lirası’nda mart ayının ilk haftasında da beklentilerin üzerinde gelen enflasyon rakamları ve Povvell’ın konuşması sonrasında faizlerde etkili olan yükseliş nedeniyle değer kaybı devam etti. Geçen hafta açıklanan şubat ayı TÜFE rakamı aylık bazda yüzde 0.91 oranında artış kaydetti ve yüzde 0.75 artış yönünde olan konsensüs beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Yıllık enflasyon rakamı yüzde 14.97 seviyesinden yüzde 15.61 seviyesine yükseldi. Son aylarda beklentilerin üzerinde gelen ve dirençli bir görünüm ortaya koyan enflasyon rakamları ile son haftalarda TL’de etkili olan değer kayıpları piyasalarda faiz artırım beklentileri güç kazanmasına neden oluyor. Mart’taki PPK toplantısında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararı hem kasım ayından itibaren kazanılan kredibilitenin korunması hem de enflasyonla mücadele konusunda atılan güçlü adımlara yönelik güvenin devam etmesi açısından kritik önem taşıyor. TCMB’nin faiz artırımına giderek güçlü duruşunu pekiştirmesi Türk Lirası’nda yeniden değer kazanımlarının güç kazanmasına katkı sağlayabilir. Ancak özellikle TCMB toplantısına kadarki süreçte Türk Lirası’nın seyri üzerinde ABD tahvil faizlerindeki gelişmeler, doların küresel çaptaki görünümü ve yurtiçinde açıklanması beklenen reform paketi etkili olacak.

BIST-100 Endeksinde toparlanma çabası var

Avustralya Merkez Bankası’nın tahvillere müdahale etmesi ve şubat ayının son bölümünde sert yükselişlerin yaşandığı tahvil faizlerinde bir miktar dengelenmenin görülmesiyle birlikte küresel hisse piyasaları geçen haftaya pozitif bir seyirle başladı. Aynı zamanda 1.9 trilyon dolarlık teşvik paketinin ABD Temsilciler Meclisi’nden geçmesi de risk iştahını destekleyen bir diğer önemli gelişme oldu. Yurtdışındaki olumlu görünüm ve yurtiçinde açıklanan büyüme rakamının katkısıyla Borsa İstanbul da haftaya güçlü bir açılış yaptı. Geçen haftanın ilk yarısında küresel risk iştahı ve piyasalarda toparlanma eğilimi ön plana çıkarken, hafta ortasından itibaren ABD uzun vadeli tahvil faizlerinde yeniden yükselişlerin hız kazanması risk iştahı ve piyasalar üzerinde baskı oluşturdu. Piyasaların beklediği mesajları ve yönlendirmeyi Fed Başkanı Povvell’ın perşembe günkü konuşmasında bulamaması sonrasında tahvil faizlerinde yükseliş hız kazanırken, küresel risk iştahı zayıflama kaydetti. ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki hız kazanan yükselişler geçen haftanın ikinci yarısında hisse piyasaları üzerinde baskı oluşturdu. Haftaya güçlü bir yükselişle başlayan BIST-100 Endeksi’nde hafta içerisinde toparlanma çabası ön plana çıktı. Geçen hafta yurtdışı piyasalara kıyasla pozitif ayrışan endekste hafta ortasından sonra yurtdışındaki zayıflama yükselişleri sınırlayan bir gelişme olsa da endeks haftayı yüzde 4.80 oranında bir yükselişle 1.542 puan seviyesinden tamamlamayı başardı. Küresel çaptaki gelişmeler ve fıyatlamaların yakından izleneceği yeni haftada aynı zamanda açıklanması beklenen reform paketi de endeksin seyri üzerinde belirleyici olacaktır. Yeni haftada yukarı yönlü seyrin korunması durumunda 1.550 seviyesi ilk izleyeceğimiz direnç noktası olacaktır. Endekste yükselişlerin devamlılığı açısından 1.550 üzerinde kapanışlara ihtiyaç olduğu görüşümüzü koruyoruz. 1.550 üzerinde 1.565 ve zirvenin bulunduğu 1.582 seviyesi direnç olarak takip edilebilir. Zirvelerin gündeme gelmesi durumunda 1.600’lü seviyeler yeniden konuşulmaya başlanacaktır. Ancak gelişmelere bağlı olarak yeniden satış baskısının görülmesi durumunda 1.520’li seviyelerde bulunan 50 günlük hareketli ortalama ilk önemli destek noktası olurken, ortalama altında 1.500 seviyesi destek olarak izlenebilir. Psikolojik öneme de sahip olan 1.500 seviyesi altında 1.470 ve 28 Ocak’ta test edilen 1.431 seviyesi destek olarak önem kazanacaktır. 1.431 desteği altındaki kapanışlarda endeksteki orta vadeli teknik görünümün bozulma kaydedeceğini ve satışların derinleşebileceğini değerlendiriyoruz.

ONURCAN BAL



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu