yatırım uzmanı LR iş ortaklığı
Anasayfa / Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi / KOBİ üstü ve orta ölçekli girişim sayısındaki artış

KOBİ üstü ve orta ölçekli girişim sayısındaki artış



KÜÇÜK ve orta boy işletmeler (KOBİ) üstü 9 bin 800 girişim, Türkiye’de reel sektörün 2015’te gerçekleştirdiği 4.9 trilyon TL cironun yandan fazlasını üretiyor. Sayısal olarak tüm girişimlerin yüzde 90’ını oluşturan mikro ölçekli firmalar ise toplam cironun sadece yüzde 10’unu yaratıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Girişimci Bilgi Siste-mi’ne (GBS) göre, 2015’te 3 milyon 14 bin girişimin 4 trilyon 899 milyar TL düzeyinde gerçekleşen toplam cirosunun yüzde 50.7’sini tüm girişimlerin yüzde 0.3’ünü kapsayan 9 bin 800 KOBİ üstü girişim sağlıyor. Tüm girişimlerin yüzde 90.2’sini oluşturan mikro ölçekli işletmeler ise toplam cironun yüzde 10’unu yaratıyor.

Ticari kazanç üreten mahalle esnafından holdinglere kadar 3 milyonun üzerinde girişimin sekiz kurumdaki 500 kalem verisini toplayan GBS’ye göre, döviz kurlarındaki artışlar, girişimlerin kambiyo değerlerinin 2008, 2011, 2013 ve 2015 yıllarında zarar görmesine neden oluyor. Söz konusu yıllarda yaşanan kambiyo zararları, girişimlerin vergi öncesi ve sonrası karlılık oranlarını düşürüyor. Tüm sektörler-de girişimlerin 133 milyar TL’ye, imalat sanayinde 45 milyar TL’ye ulaşan finansman giderleri reel sektör karlılığı üzerinde baskı oluşturuyor.

3 MİLYON GİRİŞİMİN FOTOĞRAFI

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Girişimci Bilgi Sistemi ile ticari kazanç üreten mahalle esnafından holdinglere kadar 3 milyonun üzerinde girişimin adeta MR’ını çekiyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), Sosyal Güvenlik Kurumu, KOSGEB, Türkiye İstatistik Kurumu, Türk Patent Enstitüsü (TPE) ve TÜBİTAK’tan oluşan sekiz kurumdaki 500 kalem veriyi GBS’ye entegre eden Bakanlık, tarım, sanayi, hizmetler ve bunların her bir alt sektörleri ve aralarındaki ilişkileri ortaya koyuyor.

GBS verilerini kullanarak strateji belgeleri hazırlanıyor, etki analizleri yapılıyor. Tüm kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ile Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar, GBS verileri ile değişik analizler yapıyor. Ekonomi Bakanlığı ihracatçı firmaların yurtdışı etkinliğini sistem üzerinden irdelerken, Kalkınma Bakanlığı ise sektör ve bölge bazında veri üretirken bu sistemden yararlanıyor. GBS ile ilgili Cumhurbaşkanlığı’na sunum yapan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, geçen hafta ise Merkez Bankası’na da bir bilgilendirme yaptı.

KOBİ'lerin e-dönüşüm hızı

“MİKRO REFORMLARA ODAKLANILMALI”

GBS’ye yönelik bilgi veren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, 2023 hedeflerine ulaşmak için, her bir sektör bazında rekabet gücünü artıracak mikro reformlara odaklamlması gerektiğini belirterek, bunu yapabilmek için de, tarım, sanayi, hizmetler ve bunların her bir alt sektörleri ve aralarındaki ilişkileri veren kapsamlı bir bilgi sistemine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Özlü, GBS verilerinin bu açıdan tüm politika yapıcılar ve karar alıcılar için önemli bir kaynak teşkil ettiğini kaydetti.

Peter Drucker’ın “Ölçemezseniz yönetemezsiniz” sözüne atıfta bulunan Özlü, “Ölçemediğiniz bir şeyi geliştiremezsiniz, geliştiremediğiniz bir şeyi de yönettiğinizi söyleyemezsiniz” ifadelerini kullandı.

GİRİŞİM SAYISINDA ARTIŞ VAR

GBS’ye göre, Türkiye’de girişim sayısı her geçen yıl artıyor. 2006’da sistemde 1 milyon 805 bin 410 girişim bulunurken, bu sayı 2014’te 2 milyon 892 bin 201’e, 2015’te ise 3 milyon 13 bin 706’ya ulaştı. 2015 itibarıyla, sistemde yer alan girişim sayısı 2014’e göre yüzde 4.2, 2006’ya göre ise yüzde 66.9 artış gösterdi.

KOBİ üstü ve orta ölçekli girişim sayısındaki artış, ortalama artış hızının üzerinde gerçekleşti. Verilere göre, 2015’te mikro ölçekli işletme sayısı 2006’ya göre yüzde 62 artarken, küçük ölçekli işletme sayısı yüzde 124, orta ölçekli işletme sayısı yüzde 174.6, KOBİ üstü işletme sayısı yüzde 184.8 oranında arttı.

CİRONUN YÜZDE 50.7’SİNİ ÜRETTİLER

GBS verilerine göre, 2015 itibarıyla 3 milyon 14 bin girişimin yarattığı toplam ciro 4 trilyon 899 milyar TL’ye ulaştı. Tüm girişimlerin yüzde 0.3 unü oluşturan KOBİ üstü 9 bin 800 girişim, “940 milyar TL” ciro ile Türkiye’de üretilen cironun yüzde 50.7’sini üretti. Sayısal olarak tüm girişimlerin yüzde 90.2’sini oluşturan mikro ölçekli firmalar ise, 488 milyar TL ciro ile toplam cironun sadece yüzde 10’unu yarattı. Girişimlerin yüzde 8.1’ini oluşturan küçük ölçekli işletmeler 940 milyar TL ile toplam cironun yüzde 19.2’sini, tüm girişimlerin yüzde 1.4’ünü oluşturan orta ölçekli işletmeler 987 milyar TL ile toplam cironun yüzde 20.1’ini oluşturdu.

İÇ PİYASA ÇOK ETKİN

Türkiye’de bilanço beyan eden, ciro bazında toplam girişimler içindeki payı yaklaşık yüzde 98’ler civarında olan 1 milyon 148 bin girişimin değerleri üzerinden yapılan hesaplamalara göre Türkiye’de reel sektörün ürettiği toplam ciro 4 trilyon 800 milyar TL düzeyinde gerçekleşti. Reel sektörün yarattığı toplam cironun yüzde 87.4’ü yurtiçi satışlardan, yüzde 12.6’sı ise yurtdışı satışlardan elde edildi.

4.8 trilyon TL cironun yüzde 40.2’si ticaret sektöründen, yüzde 24.7’si ise imalat sanayinden geldi. Reel sektörün ürettiği cironun yüzde 10.8’i finans ve sigorta faaliyetlerinde, yüzde 5.6’sı inşaat sektöründe, yüzde 5.3’ü ulaştırma ve depolama sektöründe, yüzde 4’ü elektrik, gaz ve buhar üretimi ve dağıtımı sektöründe üretildi. Buna karşın Türkiye’de bilanço beyan eden 1 milyon 148 bin girişimin ürettiği toplam 200.8 milyar TL faaliyet karının ise yüzde 43.6’sı imalat sanayinden, yüzde 25.2’si ticaret sektöründen elde edildi.

CİR01.2 TRİLYON TL

2015 yılında imalat sanayinde faaliyet gösteren ve bilanço beyan eden 169 bin 147 girişimin ürettiği toplam 1 trilyon 185 milyar TL cironun yüzde 14.8’i gıda sanayinde, yüzde 10.3’ü ana metal sanayinde, yüzde 9.2’si ise ihracat şampiyonu otomotiv sanayinde üretildi. Sektörlerin yerlilik oranına bakıldığında yüzde 88 oran ile en yüksek yerlilik oranına sahip sektör mobilya iken bu sektörü yüzde 86 ile kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması, yüzde 85 ile gıda, yüzde 83 ile giyim eşyası, yüzde 81 ile diğer metalik olmayan mineral ürünler izledi. İmalat sanayinde en düşük yerlilik oranına sahip sektörün ise yüzde 23 ile rafineri sektörü olduğu görüldü. İhracat şampiyonu otomotiv sektörünün yerlilik oranı yüzde 46 düzeyinde belirlendi. İthalatta ise yüzde 15.5 ile en yüksek paya sahip sektör kimya oldu. Bu sektörü yüzde 13.1 ile ana metal sanayi, yüzde 12.3 ile motorlu kara taşıtları ve yüzde 11.1 ile makine ve ekipmanları izledi.

YÜKSEK TEKNOLOJİNİN PAYI GERİLEDİ

İmalat sanayinde düşük teknolojilerin net satışlardaki payı 2015’te 2006’ya göre 0.8 puan artışla yüzde 39.2’ye yükselirken, ihracattaki payı 0.2 puan azalarak yüzde 35’e geriledi. 2015’te net satışlarda orta düşük teknolojinin payı 0.3 puan gerilemeyle yüzde 32.6, orta yüksek teknolojinin payı yüzde 0.7 puan artışla yüzde 25.5 olurken, yüksek teknolojinin payı ise 1.2 puan gerilemeyle yüzde 2.7 düzeyinde gerçekleşti.

2015 sonunda 2006’ya göre ihracatta orta düşük teknolojinin payı 0.6 puan artışla yüzde 29.5, orta yüksek teknolojinin payı yüzde 1.2 puan artışla yüzde 31.8 olurken, yüksek teknolojinin payı ise 1.6 puan gerilemeyle yüzde 3.7 düzeyinde belirlendi. Türkiye’de düşük teknolojinin ihracattaki payının yüzde 34.8 olduğu 2013 yılı verilerine göre AB üyesi 28 ülkede düşük teknolojili ürünlerin ihracattaki payı yüzde 18.7, OECD’de yüzde 16.2, dünyada ise yüzde 19.5 düzeyinde gerçekleşirken, ileri teknolojinin payı Türkiye’de yüzde 3.1, AB 28’de yüzde 16.8, OECD’de yüzde 17.8, dünyada ise yüzde 19.5 düzeyinde gerçekleşti.

“ÜRETİM YAPISI DEĞİŞMELİ”

Türkiye imalat sanayinin ihracatında düşük ve orta düşük teknolojili ürünlerin payının dünya ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini, orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payının ise dünya ortalamasının altında kaldığını vurgulayan Özlü, üretim yapısının bu konfigürasyonunun değiştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu konunun 10. Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program, Hükümet Programı, Sanayi Stratejisi ve diğer belgelerde öncelikli alan olarak görüldüğüne dikkat çeken Özlü, bu yönde çalışmalar başlatıldığım vurguladı.

REEL SEKTÖRÜN BORÇLULUĞU ARTIYOR

Türkiye’de reel sektörün borçluluk oranı artıyor. Tasarruf oranlarının yetersizliği nedeniyle reel sektör yatırımlarını ve sermaye yapılarını dış kaynaklardan temin ediyor. Yıllar itibarıyla öz kaynakların toplam kaynaklar içindeki payı gerilerken, reel sektörün uzun vadeli yabancı kaynaklarındaki artış dikkati çekiyor. GBS’de yer alan tarım, sanayi ve hizmetler sektöründeki 1 milyon 148 bin girişimin 2006’da yüzde 58 olan borçluluk oranı, 2013’te yüzde 63’e, 2014’te yüzde 64’e, 2015’te ise yüzde 66’ya yükseldi.

Reel sektör, son 10 yılda uzun vadeli borçlanmaya ağırlık verdi. 2006’da girişimlerde öz kaynakların toplam kaynaklar içindeki payı 42.4 düzeyindeyken bu oran 2015’te yüzde 33.7’ye geriledi. Bir yıl altı borçlanmayı ifade eden kısa vadeli yabancı kaynakların payı işletmelerde 2006’da yüzde 45 düzeyindeyken 2015’te yüzde 45.5’e yükseldi. Bu dönemde uzun vadeli yabancı kaynakların payı ise yüzde 12.6’dan yüzde 20.8’e ulaştı.

BORÇLULUK ORANI YÜZDE 65

İmalat sanayinde de tablo değişmedi. Şirketlerin borçluluk oranının arttığı, bu borçluluk yapısının ise uzun vadeli kaynaklar lehine değiştiği görüldü. GBS verileri ne göre, imalat sanayinde faaliyet gösteren 169 bin 147 girişimin 2006’da yüzde 54 olan borçluluk oranı 2013’te yüzde 62’ye, 2014’te yüzde 63’e, 2015’te ise yüzde 65’e yükseldi. İmalat sanayinde kısa vadeli yabancı kaynakların 2006’da yüzde 41.7 olan toplam kaynaklar içindeki payı 2015’de yüzde 46.6’ya çıkarken, uzun vadeli yabancı kaynakların payı ise yüzde 12.7’den 2015’te yüzde 18.4’e ulaştı. Özkaynakların toplam kaynaklar içindeki payı ise 2006’da yüzde 45.6 düzeyindeyken, 2015’te yüzde 35’e geriledi.

İŞLETMELERİN LİKİDİTE SORUNU YOK

Reel sektörün dönen varlıkların kısa vadeli borçlara oranını veren “cari oran değerleri” incelendiğinde, imalat sanayindeki cari oran değerlerinin tüm sektörlere göre daha yüksek olduğu görüldü. 2006’da imalat sanayinde yüzde 1.27 olan cari oran değeri 2010’da yüzde 1.37’yi gördü. 2010’dan bu yana her yıl cari oran değerlerinde yaşanan düşüşle 2015 sonunda yüzde 1.27’ye geriledi.

Tüm sektörlerde ise 2006’da yüzde 1.4 olan cari oran değeri, 2009-2010’da yüzde 1.45 seviyesini görmesinin ardından her yıl yaşanan gerilemeyle 2015’te yüzde 1.37 oldu. Bakanlığa göre cari oranın 1.5 ya da 2 olması finansal analiz açısından yeterli görülüyor. Katsayının 2 olarak hesaplanması her 1 TL’lik borç karşılığında şirketin 2 TL’si olduğu anlamına geliyor. Cari oranın l’in altında olması ise işletmenin likidite sorunu yaşadığını gösteriyor.

DÖVİZDEKİ ARTIŞ ETKİLEDİ

Döviz kurlarındaki artışlara bağlı olarak, girişimlerin kambiyo değerlerinin 2008, 2011, 2013 ve 2015 yıllarında zarar gördüğü, özellikle de kambiyo zararlarının 2013 ve 2015 yılında arttığı dikkat çekiyor. GBS verilerine göre, tüm sektörlerin net kambiyo karı 2006 yılında 2.6 milyar TL düzeyinde bulunurken, 2007 yılında 10 milyar TL düzeyine ulaştı. 2008 yılında 200 milyon TL kambiyo zararı verildi. 2009 yılında 4.4 milyar TL, 2010 yılında 7 milyar TL kambiyo karı, 2011’de 4.4 milyar TL kambiyo zararı, 2012 yılında 12.7 milyar TL kambiyo karı, 2013 yılında 15.8 milyar TL kambiyo zararı, 2014 yılında 6.3 milyar TL kambiyo karı, 2015 yılında ise 13 milyar TL kambiyo zararı verildi.

FİNANSMAN GİDERLERİ

Girişimlerin finansman giderlerindeki artış, reel sektör karlılığı üzerinde baskı oluşturuyor. 2006’da tüm sektörlerin 29 milyar TL olan finansman giderleri, 2013’te 80 milyar TL, 2014’te 85 milyar TL, 2015’te ise 133 milyar TL’ye yükseldi. İmalat sanayinde ise 2006’da 11 milyar TL olan finansman değeri, 2013 ve 2014 yıllarında 29 milyar TL düzeyinde gerçekleşirken, 2015’te 45 milyar TL’ye ulaştı.

Bakan Özlü, 2015’te tüm sektörler için 133 milyar TL, imalat sanayi için ise 45 milyar TL olarak gerçekleşen bu değerlerin, reel sektörün karlılığı üzerinde büyük bir baskı oluşturduğuna dikkat çekti. Finansman giderlerinin kısa ve uzun vadeli borçlanma giderlerinden oluştuğuna dikkat çeken Özlü, bu değerleri de ağırlıklı olarak banka faizlerinin oluşturduğunu vurguladı. Özlü, Türkiye finans piyasalarındaki bu durumun iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, aksi halde bu durumun sanayideki çarkların sağlıklı dönmesini de zorlaştıracağını kaydetti.

NET KÂRLILIK AZALDI

GBS verilerine göre Türkiye reel sektörü için net satışlara göre faaliyet karlılıkları istikrarlı bir seyir gösterirken, net karlılık ise ağırlıklı olarak kambiyo zararları ve finansman giderlerine bağlı olarak belirgin bir şekilde düşüş gösterdi. Döviz artışına bağlı kambiyo zararlarının verildiği 2008’de faaliyet karlılığı yüzde 4.3, net karlılık ise yüzde 2.2 oldu. 2011’de faaliyet karlılığı yüzde 4 ve net karlılık yüzde 1.2, 2013’te faaliyet karlılığı yüzde 3.8 ve net satış karlılığı yüzde 1.8 oranında gerçekleşti. Faaliyet karı oranının yüzde 4.1 olduğu 2015’te ise kambiyo zararları ve finansman giderlerine bağlı olarak net karlılık oranı yüzde 2.1’e düştü.

İmalat sanayinde de tüm sektörlerde olduğu gibi, ağırlıklı olarak kambiyo zararları ve finansman giderlerine bağlı olarak net karlılık oranları belirgin bir şekilde düşüş gösterdi. 2006’da imalat sanayi şirketlerinin faaliyet karlılığı yüzde 6.4 düzeyindeyken, 2013’te bu oran yüzde 6.2’ye, 2014’te yüzde 6.1’e geriledi. 2015’te ise imalat sanayi faaliyet karlılığı yüzde 7.2 oransal değer ile son 10 yılın en yüksek değerine ulaştı. 2006’da yüzde 3.4 olan net karlılık ise 2013’te yüzde 2.7, 2014’te yüzde 3.8 oldu. Yüzde 7.2 oranıyla son 10 yılın faaliyet karı rekorunun kırıldığı 2015 yılında ise net karlılık oranı yüzde 3.4’e indi.

TASARIM YAPANIN KARI ARTIYOR

İmalat sanayinde ihracat yapan firmaların faaliyet karlılığı 2006-2015 döneminde tüm ölçeklerde yüzde 6.8 iken, ihracat yapmayanlarda yüzde 3.9’da kaldı. İhracat yapmayan mikro ölçekli işletmelerde faaliyet karı yüzde 2.2, küçük ölçekli işletmelerde yüzde 3.9, orta ölçekli işletmelerde yüzde 4.4 ve KOBİ üstü işletmelerde yüzde 4.4 düzeyindeyken, ihracat yapan firmalarda bu oranlar sırasıyla yüzde 3.2, yüzde 5.2, yüzde 6.1 ve yüzde 7.1 olarak gerçekleşti.

Farklı kurumlardan gelen verilerin çapraz sorgulamasının yapılabildiği GBS’de, TPE ve GİB’den alman veriler çerçevesinde, tasarımın faaliyet karlılığına etkisi de görülüyor. Tasarım faaliyetinin en fazla olduğu hazır giyim sektörü örneğinden hareketle 2006-2015 döneminde tasarım yapan firmaların karlılığı tasarım yapmayanlara fark attı. Tasarım yapan firmaların karı tüm ölçeklerde yüzde 8.1 düzeyindeyken, tasarım yapmayanların karı yüzde 4.5’te kaldı. Tasarım yapmayan mikro ölçekli işletmelerde faaliyet karı yüzde 1.5, küçük ölçekli işletmelerde yüzde 4, orta ölçekli işletmelerde yüzde 4.7 ve KOBİ üstü işletmelerde yüzde 5.2 düzeyindeyken, tasarım yapan firmalarda bu oranlar sırasıyla yüzde 2.8, yüzde 5.1, yüzde 6.3 ve yüzde 9.2 olarak gerçekleşti.

Tasarım ile karlılığın doğru orantılı bir şekilde seyrettiğini ifade eden Bakan Özlü, tasarım faaliyetinin en fazla yapıldığı sektörlerden biri olan hazır giyim sektöründe her ölçek düzeyinde, tasarım yapanların karlılığının, yapmayanlara göre daha yüksek olduğunu vurguladı. Özlü, bu nedenle Meclis’te yasalaşan Ar-Ge Reform Paketi ile tasarım ofislerini de Ar-Ge merkezleri gibi desteklemeye başladıklarım ifade etti.

Teknoloji düzeyi arttıkça kârlılık da artıyor

Teknoloji düzeyi ve ölçek yapısı arttıkça, reel sektörün karlılığı da artıyor. Girişimci Bilgi Sistemi verilerine göre, 2006-2015 döneminde düşük teknolojide yüzde 5.2 olan faaliyet karlılığı, orta-düşük teknolojide yüzde 6.3, orta-yüksek teknolojide yüzde 7.1, yüksek teknolojili sektörlerde ise yüzde 8’e yükseldi. Benzer şekilde, işletmelerin ölçeği büyüdükçe karlılığı da arttı. Mikro ölçekte yüzde 2.3 olan kar, küçük ölçekli işletmelerde yüzde 4.4, orta ölçekli işletmelerde yüzde 5.6, KOBİ üstü girişimlerde ise yüzde 6.9’a yükseldi.

Teknoloji arttı, çalışan sayısı azaldı

İmalat sanayinde teknoloji düzeyi arttıkça ücretler yükseliyor, çalışan sayısı azalıyor. Girişimci Bilgi Sistemi’ne göre, 2015’te düşük teknolojili sektörlerde 1 milyon 848 bin kişi istihdam edilirken, yüksek teknolojili sektörlerde 78 bin kişinin istihdam edildi. Düşük teknolojili sektörlerde bin 744 TL olan ücretlerin, yüksek teknolojili sektörlerde ise 3 bin 617 TL olduğu belirlendi. Her bir yıl için teknoloji düzeyi arttıkça asgari ücretli oranı da azaldı. 2015 yılında düşük teknolojili sektörlerde yüzde 31.8 olan asgari ücretli oranının yüksek teknolojili sektörlerde yüzde 6 oldu.

Asgari ücret alanların sayısı geriliyor

2015 yılında en çok istihdam 3 milyon 681 bin çalışan ile imalat sanayinde yaşandı. İmalat sanayini 2 milyon 676 bin çalışan ile toptan ve perakende ticaret sektörü, 1 milyon 523 bin çalışan ile inşaat sektörü izledi. Bunun yanı sıra imalat sanayinde 2 bin 78 TL ortalama brüt ücretlerin, tüm sektörlerin ortalama brüt ücret değeri olan bin 858 TL’nin üstünde yer aldığı gözlendi. En yüksek ortalama brüt ücretlerin 3 bin 487 TL ile elektrik sektöründe olduğu ve bu sektörü sırasıyla 3 bin 290 TL ile bilgi ve iletişim sektörü, 2 bin 992 TL ile madencilik sektörü izledi. Tüm sektörler için asgari ücretli oranı 2006’da yüzde 47.5 iken 2015’te yüzde 35.9’a geriledi. İmalat sanayinde ise asgari ücretli oranı yüzde 38.3’ten yüzde 26.2’ye düştü.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir