Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi

Kısa vadede şans, orta/uzun vadede strateji önemli

VİRÜS salgınına ilişkin endişeler ve küresel resesyon korkulan şubat ayından itibaren risk iştahı üzerinde baskı oluştururken, küresel hisse senedi piyasalarında sert satışların yaşandığı görüldü. Bununla birlikte son haftalarda gerek ekonomiyi desteklemeye yönelik atılan adımlar gerekse salgında en kötünün geride kalabileceğine ve ekonomilerin yakın zamanda tekrar açılabileceğine yönelik iyimser beklentiler neticesinde piyasalarda toparlanma çabası etkili oluyor. Halen salgına “yönelik gelişmeler gündemdeki yerini ve önemini korurken, son zamanlardaki iyimserliğe rağmen gelişmelere bağlı olarak piyasalarda tekrar satış baskısının artış kaydedebileceğini göz ardı etmiyoruz.


Bununla birlikte şubattan itibaren yaşanan sert satışlar neticesinde temel yönden güçlü olan birçok şirket oldukça iskontolu hale geldi. Bu ıskonto orta ve uzun vadeli düşünen bireysel ve kurumsal yatırımcıların iştahını kabartmış durumda. Bu nedenle tepkiler kuvvetlenmeye başlarken, bundan sonra olacak düzeltmelerde eski diplerin ve daha aşağısının görülebilmesi için bugün gündemimizde olmayan, ülke ya da global ölçekteki firmalardan bir ya da birkaçının yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığına ilişkin haberler gibi çok daha büyük belirsizlikler oluşması gerekiyor. Aksi takdirde koronavirüs kaynaklı krizin, hisse senetleri endekslerinde oluşturduğu dip seviyeler geride kalmış olabilir.

KISA VADEDE ŞANS FAKTÖRÜ ÖNEMLİ

Küresel ölçüde neredeyse her üründe volatilitenin oldukça yüksek seyrettiği bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın en önde gelen borsalarmdaki volatilite, normal zamanlarda küçük ölçekli spekülatif hisse senetlerinde görülen volatiliteyi aşmış durumda. Bu durum kısa vadeli öngörüde bulunmayı oldukça zorlaştırıyor. Gün içinde bile her iki yönde bazen bir haber akışı ile bazen de haber akışına ihtiyaç duymadan sert dalgalanmalar yaşanıyor. Oldukça kısa vadeli bu hareketlerden faydalanabilmek için her şeyden önce biraz da şansa ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle yatırım yaparken şans faktörünün etkisini azaltmak için biraz daha orta ve uzun vadeye odaklanmak gerektiğini düşünüyoruz.

ORTA/UZUN VADEDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Ürün bazlı volatilitenin oldukça yüksek seyrettiği günümüz koşullarında risk yönetimi ve portföy çeşitlendirmesi her şeyden önemli hale gelmiş durumda. Koronavirüs krizi ile oluşan fiyatlamalar en sert finansal ve ekonomik krizlerin dahi önüne geçmiş, başta emtialar ve hisse senetleri olmak üzere volatilite tarihin en yüksek seviyelerinden birine ulaşmış durumda. Bu nedenle yatırımcıların da her iki yönde gerçekleşen bu fiyat hareketlerinden mümkün olduğunca korunabilmek ve aynı zamanda faydalanabilmek adına portföylerinde bu çeşitlenmeyi kendi risk ve getiri beklentilerine göre şekillendirmesi gerekiyor.

Koronavirüs salgınının ne zaman sonlanacağı, ekonomiler üzerindeki tahribatının kaç ay ya da kaç çeyrek daha görüleceği konusunda aslında kimsenin net bir bilgisi yok. Şu an için piyasalar yeni vaka sayısındaki azalışa odaklanmış durumda. Bu azalışın olduğu ülkelere yönelik iyimser beklentiler oluşuyor. Yalnız gözden kaçan nokta daha birkaç ay öncc bu vaka sayılarının tek haneli rakamlarla ifade edildiği birçok ülkede sayıların binli rakamlarla ifade edilir hale gelmesi birkaç hafta ile sınırlı kaldı. Bu nedenle kalıcı bir çözüm bulunamadığı sürece vaka sayıları binli, on binli rakamlardan yüzlü rakamlara düşse bile toplumun rutin hayatına dönmesi oldukça uzun zaman alabilir. Aksi takdirde olası bir rehavet yüzlü rakamların çok kısa bir sürede yeniden binli hatta on binli rakamlara çıkmasına neden olacaktır. Bu nedenle son zamanlarda tecrit ve izolasyonun en üst düzeyde seyrettiği bu günlerde salgının hızının yavaşlamasına yönelik haberlerin getirdiği iyimserliğin kalıcı olmama ihtimalini yüksek görüyoruz.

KOLAY GERİ ÇEKİLEMEYECEK LİKİDİTE

Kısa vadedeki tüm belirsizliklere rağmen düşük maliyetli bol likidite koşullarının uzun süre devam edeceğine yönelik tahminin gerçekleşme olasılığı oldukça yüksek. Likidite koşullarının genişlemesinin hisse senetleri üzerindeki etkilerini 2008 sonrasındaki süreçte gördük. Ancak bu sefer durum biraz daha farklı, günümüzde harcamaları ve üretimi durduran sorunun çözümü tek başına likidite koşullarının esnemesine bağlı değil. Virüs korkusu nedeniyle, evinden çıkamayan, seyahat edemeyen, alışveriş yapamayan ve tüm bunların üstüne bu sürecin getirdiği korku ile muhtemelen tasarruf eğilimi daha da artacak bir toplum ile karşı karşıyayız. Bu durum doğal olarak mal ve hizmet üretimini de bir süre baskı altında tutacak. Buna karşın merkez bankaları ile hükümetlerin piyasaya moral verme adına atacağı genişlemeci her adım sonrası için özellikle hisse senetleri tarafında potansiyelin birikmesine neden olacak. Virüs salgınına yönelik endişeler ilaç ya da aşı bulunması gibi gelişmelerle ortadan kalkmaya başladığında ise hisse senetleri endeksleri muhtemelen önceki zirve seviyelerinin üzerinde yeni zirve arayışına başlamış olacak. Bu nedenle riskler tamamen ortadan kalkınca yatırım yapmayı düşünenler bu fırsatın çok büyük bir bölümünü kaçırmış olacak.

“DEĞER” VE “GETİRİ” FAKTÖRÜ

Finansal piyasaların doğasında risk ve getiri beklentisi arasında sıkı bir ilişki vardır. Yani risk ne kadar artarsa getiri beklentisi de o oranda artar. Riskin yüksek olduğu zamanlar hisse senedi piyasalarında fiyatların da en düşük olduğu zamanlardır. Finansal piyasaların, reel pazarlardan en büyük farkı ise ucuz olan fiyatların insanları çok fazla cezbetmemesidir. Örneğin semt pazarında ucuz olana rağbet çokken, finansal piyasalarda fiyatı yükselenin hatta yükselmiş olanın peşinden koşmak modadır. Bunu birkaç örnekle açıklamak gerekirse, ilk olarak Borsa İstanbul’da son 10 yılda yatırımcı sayılarının artığı dönemlere bakmak yeterli. 2013 yılında BIST-lOO’de 93 bin civarında görülen tarihi zirvelerin olduğu aylar, 2018 başından 120 bin civarında görülen tarihi zirvelerin ve son olarak 2019 sonunda 124 bine doğru giden süreçteki aylar yatırımcı sayılarının anlamlı arttığı nadir dönemler.



Başka bir örnek de son günlerde popülaritesi azalmaya başlayan Bitcoin ve sanal paralarda yaşanan süreç. Bitcoin fiyatlarının 20 bin dolara yaklaştığı dönemdeki furya ve bu alana ilgi duyan ya da para yatıran kişi sayısındaki artış unutulmuş değil. Bunun sebebi finansal piyasalarda “değer” kavramından ziyade “getiri” kavramına odaklanışmış olmasıdır. Değer yatırımcısı ucuz olanı ararken, getiriye odaklanmış yatırıcı son zamanlardaki performansı baz almakta, değeri en çok artanlar radara takılmaktadır. Bu durum hızlı yükselmiş değerini bulmuş ya da aşmış varlıkların bir süre sonra hayal kırıklığına dönüşmesine neden olmaktadır.

BIST-100’de dip görüldü mü?

Alırken dibi bulmak ve satarken zirveyi yakalamak tam anlamı ile şanstır ve insan hayatında çok fazla karşılaşılmaz. Bu nedenle alırken ve satarken değer kavramı üzerinden yola çıkarak makul bir maliyet oluşturmak ve makul bir kar hedefi belirlemek gerekiyor. Finansal piyasalarda panik ve coşku dönemlerinde dip ve tepe oluşumunda çoğu zaman abartılar olabilmekte ve bunun boyutunu tahmin etmek zor olmaktadır. Yatırımcıların bu abartılardan uzak durması esas olmalıdır. Bu nedenle alırken de satarken de dibi ve tepeyi aramaktan ziyade makul fiyata odaklanmak gerekir. Koronavirüs salgını sürecinde hisse senetlerinde görülen sert satışların ardından son günlerde güçlü tepkilerin görülmüş olması, dip geride mi kaldı sorusunu akıllara getirdi. Bunu tahmin etmek zor olsa da gerek salgının seyri gerek ekonomilerde yaşattığı tahribatın silinmesi zaman alabilir ve bu da fiyatlarda bir süre volatilitenin yüksek seyretmesine neden olabilir gibi görünüyor.

Bu süreçte BIST-100 için orta ve uzun vade için 100 bin altındaki tüm rakamları ıskontolu olarak değerlendirmek gerektiğini düşünmekle birlikte daha önceki görülen dip seviyelerin de bir kez daha test etme olasılığının da göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle bahsettiğimiz bu iki rakam arasında ortalama bir maliyet oluşturmaya odaklanılabileceğini düşünüyoruz. Bu süreçte hisse seçiminde özsermeye karlılığı yüksek ve istikrarlı şirketlerden, bilançosundaki nakit ve benzeri varlıkları yüksek olan şirketler tercih edilebilir.

ÜZEYİR DOĞAN



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu