Pazartesi , Eylül 17 2018
Anasayfa / Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi / Faiz 3 puan arttı, sadeleştirme bekleniyor

Faiz 3 puan arttı, sadeleştirme bekleniyor



Merkez Bankası, geç likidite penceresi borç verme faiz oranını 3 puan artışla yüzde 16.5’e yükseltti. Ekonomistler, 7 Haziran toplantısında sadeleştirme adımı atılmasını, gerekirse ilave sıkılaştırmaya gidilmesini bekliyor…

YILBAŞINDA 3.78 TL olan dolar geçen hafta 4.92 ile tarihi rekor kırdı. Döviz kurlarında kritik eşik aşılınca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) faiz hamlesi geldi. 4 yıl 4 ay aranın ardından 23 Mayıs’ta olağanüstü toplanan TCMB Para Politikası Kurulu (PPK), piyasayı fonladığı geç likidite penceresi (GLP) borç verme faiz oranını 300 baz puanlık artışla yüzde 13.5’ten yüzde 16.5’e yükseltti. Merkez Bankası’nm faiz hamlesinin ardından ilk etki olarak dolar 4.55’e kadar geriledi. PPK, son olarak GLP borç verme faiz oranını 25 Nisan’daki toplantısında beklentilerinin üzerinde 75 baz puan artışla yüzde 13.5’e çıkarmıştı. TCMB, diğer faiz oranlarında ise bir değişikliğe gitmedi. Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8’de, marjinal fonlama oranını yüzde 9.25’te sabit tutan TCMB, Merkez Bankası borçlanma faiz oranını yüzde 7.25 düzeyinde sabit bıraktı.

Yakın dönemde piyasalarda gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları ve enflasyon beklentilerinde süregelen yükselişin genel fiyatlama davranışlarına dair riskleri artırdığına dikkat çeken TCMB, PPK sonrasında yaptığı yazılı açıklamada Kurul’un fiyat istikrarını desteklemek amacıyla güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar verdiğini vurguladı. TCMB’nin fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edeceğine işaret eden TCMB, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruşun kararlılıkla sürdürüleceğinin altı çizildi.

(Doların gelecek haftaki seyrine ilişkin para uzmanlarının beklentilerini “Finans” sayfalarımızda Esin Çetinel’in haberinde okuyabilirsiniz.)

TCMB’DEN HAMLELERE DEVAM

TCMB geçen hafta ayrıca 2018 yılının ikinci çeyreğinde gerçekleştirilecek Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine ilişkin takvimi de güncelledi. İkinci çeyrekte ihaleler yoluyla oluşacak vadeli döviz satım pozisyonu tutarını 6.15 milyar dolardan 8 milyar dolara ulaşabilecek şekilde güncelleyen TCMB, 2018 yılı boyunca vadeli döviz satım pozisyon tutarının ulaşabileceği üst sınırı ise 10 milyar dolar olarak belirledi.

TCMB’nin diğer bir adımı ise, 31 Temmuz’a kadar vadesi dolacak reeskont kredileri geri ödemelerinde TL ödeme imkanı getirilmesi oldu. TCMB, 25 Mayıs 2018 tarihinden önce kullanılan ve 31 Temmuz 2018 (dahil) tarihine kadar vadesi dolacak olan ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredilerinin, kredinin vadesinde ödenmesi halinde, dolar için 4.20, euro için 4.90, sterlin için 5.60 kuru kullanılarak TL olarak yapılabilmesine olanak tanıdı. İlgili düzenlemenin yaklaşık 3.5 milyar dolar tutarında reeskont ödemesine tekabül ettiği ifade ediliyor. TCMB, kredi kullandırım tarihindeki işlem kurunun sa-bitleme kurundan yüksek olması durumunda kredi geri ödemesinde kredi kullandırım tarihindeki işlem kurunun esas alınmasını karara bağladı.

Bu arada Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, 28-29 Mayıs’ta İstanbul ve Londra’da finans kuruluşları temsilcileri ve yatırımcılarla bir araya gelecek.

“Güçlü faiz” kararı ile TCMB’nin kendine bir miktar hareket alanı açtığını vurgulayan ekonomistler, 7 Haziran’da yapılacak PPK toplantısında da benzer şekilde faiz artırımı kararı alınabileceğinin altını çiziyor. TCMB’nin artık sadeleştirme adımı atması gerektiğini belirten ekonomistler, GLP üzerinden faiz konuşmaktan artık vazgeçilmesi gerektiğini ifade ediyor. Dolardaki tarihi zirvenin yaşandığı saatlerde “tedbir” çağrısı yapan iş dünyası ise TCMB’nin faiz artırımı kararını “geç ama doğru” bir hamle olarak değerlendiriyor. İş dünyası gerekli tedbirlerin zamanında alınmasını istiyor.

“FAİZ ARTIRIMI KAÇINILMAZDI”

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, kurun son iki haftada göstermiş olduğu hızlı yükselişin faiz artırımını kaçınılmaz kıldığını vurguladı. Türkiye’de reel sektörün 222 milyar dolar civarında bir dış borcu olduğunu belirten Demiralp, “Aybaşından beri görülen kur artışı bu borcu 166 milyar TL artırdı. Bu göz ardı edilemeyecek bir maliyet. Merkez Bankası’nm en önemli fonksiyonlarından birisi işlerin ters gitmesi durumunda düşenleri tutacak bir ‘güvenlik filesi’ (safety net) olmasıdır. Kurdaki yükselişin fiyat istikrarında yarattığı bozulmayı bir kenara bırakırsak sırf özel sektör üzerinde yarattığı ek yüke sessiz kalmaması gerekiyordu. Aksi takdirde şirket iflasları başlayabilir ve bu durum ciddi bir durgunluk riski oluştururdu.”

Gedik Portföy Portföy Yönetim Müdürü Eral Karayazıcı ise, dolar/TL’nin küresel mortgage krizinin yaşandığı Ekim 2008 sonrası dönemde ilk kez bir ay içinde yüzde 19.5 değer kazandığını ifade etti. Dolar/ TL’de 1994 krizi sonrası geçen hafta yaşanan benzer üç atak yaşandığını vurgulayan Karayazıcı bu atakları ve doların değer kazanma oranlarını şöyle sıraladı: “Şubat 2001 yüzde 42 (Türkiye 2001 Krizi), Mayıs 2006’da yüzde 19 (Küresel FED fiyatlaması) ve Ekim 2008 yüzde 21 (küresel mortgage krizi).”

“İÇ VE DIŞ FAKTÖRLER İÇ İÇE”

Dolarda yaşanan tarihi rekorda iç ve dış faktörlerin iç içe olduğunu söyleyen Ekonomist Erdoğan Turan ise, dış faktörleri küresel çapta değer kazanan ve kazanmaya devam etmesi muhtemel dolar, küresel risk iştahında azalma ve ABD tahvil faizlerindeki yükseliş olarak sıraladı. İç faktörler ise yüksek cari açık, yüksek enflasyon, bütçe açığı ve yaklaşan seçimler olarak ifade eden Turan, “Nereye kadar yükselir bunu kestirmek güç fakat net bir şey var; dolar 2013 Mayıs’ta dönemin Fed başkanı tarafından yapılan parasal genişlemeye son mesajıyla değer kazanmaya başladı, bugün yükselen tahvil faizi ile destekleniyor. Güçlü bir yükseliş trendi var. TL cephesinde riskler azaltılsa da bu trendin bozulmasını şu an için beklemiyorum” dedi.

Ahlatçı Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Tonguç Erbaş ise, Merkez Bankası faiz artırımı kararını piyasalar kapalı olduğunda aldığından, kurda 4.54 seviyelerine kadar geri çekilme görüldüğünü söyledi. Erbaş, yılbaşından bu yana gelişmekte olan ülkeler içerisinde, Arjantin Pezosu ile birlikte, dolara ve euro’ya karşı yaklaşık yüzde 20 değer kaybeden TL’nin, yurtiçi ekonomik göstergelerde aşırı bir bozulma görülmese de son zamanda faiz oranlarını yüzde 25 seviyelerinden yüzde 40 seviyelerine yükselten ve IMF’den borç alarak ekonomisine destek veren bir ülke para birimi ile aynı seviyede değer kaybı yaşaması normal şartlarda çok anlaşılabilir bir gelişme olmadığını savunuyor.




“Merkez Bankası’nın faiz artışı kararı piyasanın tahvil ve swap faizleri değerlendirildiğinde beklediği ve olması gereken bir artış olarak değerlendirildiği için kura etkisi sınırlı kaldı” diyen Erbaş, TCMB’nin 7 Haziran’da kurda yaşanan dalgalanmanın devam etmesi durumunda daha önce uyguladığı faiz aralıklarında birden fazla faiz ile gerçekleştirdiği gün içi fonlamalara benzer bir sadeleştirme süreci ile piyasaları rahatlatmaya çalışacağını söylüyor. Erbaş sözlerini şöyle sürdürüyor:

Bu beklenti ile sadeleştirme adımı içerisinde günlük fonlamanın politika veya marjinal fonlamadan gerçekleştirileceği ve bu faiz oranlarından birini yüzde 16,50 seviyesine yükselterek GLP’yi yüzde 19-20 aralığına yükselterek kullanabilir. Bu yıl itibarıyla yıl içerisinde PPK toplantı sayısını 12’den 8’e indiren TCMB bu sayede yeni toplantıyı beklemeden kura günlük fonlama faiz oranlarını değiştirerek müdahale edebilecek noktaya gelecek.”

Prof. Dr. Selva DEMİRALP / Koç üniversitesi Öğretim Üyesi
”Enflasyonla mücadele uzun vadeli faiz artışı gerektiriyor”

Mevcut karar geç kalmış olması nedeni ile kuru aybaşındaki seviyesine çekmekte yetersiz kalabilir. Bu durumda 7 Haziran’daki PPK toplantısı değerlendirilmeli ve ek adımlar gelmeli.

Bu adımlar ne olabilir? Eğer enflasyonla mücadele tekrar öncelik kazanacaksa o zaman yüzde 10 üzerindeki enflasyon rakamının gerektirdiği daha fazla faiz artışıdır. İlave olarak GLP uygulaması ne kadar çabuk terk edilirse iletişim o kadar çabuk netlik kazanır.

GLP uygulamasının sebebi her an geri dönmeye imkan tanıması olarak nitelendirildi. Ancak kronik enflasyonla mücadele hızlı geri dönüş değil bilakis uzun vadeli faiz artışı gerektiriyor. Bu nedenle piyasalar TCMB’nin attığı sıkılaştırma adımlarını uzun vadeli enflasyon beklentilerine yansıtamadı ve GLP ile yürütülen para politikasından tam randıman alınamadı.

Murat SAĞMAN / Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi
Merkez Bankası geç kaldı

TL’deki değer kaybında Merkez Bankası’nm enflasyon ve faiz politikalarının yabancıların üstünde yarattığı tedirginlik etkili oldu. Merkez Bankası müdahalede geç kaldı. İki hafta önce 200 baz puanlık faiz artışı yeterken, Merkez Bankası 300 baz puanlık artışa gitti.

Bono ve tahvil piyasalarına baktığımızda, zaten 300’den aşağı bir faiz artırımının etkisi olmazdı. Merkez Bankası’nm bu hamlesi, 7 Haziran’a kadar idare edebilir. İkinci adımın da PPK’nın 7 Haziran toplantısında atılması gerekecek.

Merkez Bankası ek sıkılaştırmaya gitmek zorunda kalabilir. Merkez Bankası’nm artık sadeleştirmeye gitmesi lazım. Merkez Bankası’nm 23 Mayıs’ta attığı adım döviz kurunun aşırı yükselişini durdurmuştur ancak döviz kurlarının eski seviyelere inmesi için yeterli değil.

Doların 4 TL ve altını görmesi için Merkez Bankası’nın 7 Haziran’da hem sadeleştirmeye hem de ek sıkılaştırmaya gitmesi lazım. OHAL’in kaldırılması, siyasetin normalleşmesi ve seçim belirsizliğinin bitmesi gerekir. Bunlar olmadan döviz kuru normal seviyelerine inmez.

Erdoğan Turan / Ekonomist
Yangına müdahalede yeterli

Dövizde dalgalanma ilk başta belirsizlik ve risk artışı olarak değerlendirildiği için yatırım dünyasının bir derece kenardan gelişmeleri izlemesine ve döviz borcu olanların tekrar hesaplarını gözden geçirmesine neden oluyor. Kurdaki artışın doğrudan etkisini enflasyonda izliyoruz. Döviz kurundaki yüzde 10‘luk yükseliş enflasyonu da yüzde 1-1.5 civarında yukarı itiyor.

300 baz puanlık faiz artısı beklentilerin biraz üzerinde. İlk etapta kurdaki oynaklığı baskılayacak bir hamle ama tek başına TL’ye değer katmaz. Sıkı para politikasına maliye politikası da destek olursa o zaman TL’de kalıcı olabilecek değerlenmeden bahsedebiliriz. Merkez’in gelişmelere kayıtsız kalmadığını, kalmayacağını göstermesi açısından değerli. Piyasada 7 Haziran toplantısında bir faiz artırımı daha olabilir beklentisi var. Küresel koşullar da zorluyorsa Merkez faizi yine yükseltebilir ancak geç likidite penceresi üzerinden faiz konuşmanın sonuna gelmemiz gerekiyor.

Mustafa ÇIKRIKÇIOGLU / Türkiye İhracatçılar Meclisi [TİM) Başkanvekili
“Dövizdeki iniş çıkışlar ihracatçıya da zarar veriyor”

Merkez Bankası, faiz artırımına giderek çok doğru bir karar verdi. Piyasalarda yaşanan paniği önlemek için bu kararı daha önce vermesi gerekiyordu. Ekonomi arz ve talebin dengesidir. Faiz ve döviz dengesini çok iyi ayarlamak lazım. TCMB’nin bundan sonra da döviz fiyatlarını dengede tutmak için sıkı para politikasını uygulamasını bekliyorum. Şartlar gerektiğinde hiç geç kalmadan gerekli müdahaleyi yapmalı. Geç alman karar, istenilen faydayı sağlamıyor.

Döviz kurundaki bu tür yüksek iniş çıkışlar hem ithalatçıya hem de ihracatçıya zarar veriyor. Biz ihracatçılar olarak, dövizde dalgalanma istemiyoruz. Neticede ihracat yapmak amacıyla ithal edilen hammaddeyi de dövizle alıyoruz. Girdilerin de çoğu dövizle. Yüksek döviz kuru, döviz borcu olan şirketleri de sarstı. 0 günlerde borç ödeyenlerin ‘Allah yardımcısı olsun’ diyoruz.

Yüksel MERMER / TOBB Türkiye Otomotiv Ticaret Meclisi Başkanı
“Çok geç alınmış bir karar”

Birkaç ay önce alınmış olsa, son haftalarda yaşanan sıkıntılar yaşanmazdı. Merkez Bankası’nın bu kararı neden geciktirdiğini anlayabilmiş değiliz. Dövizdeki eşiklerin aşılacağı belliydi. Yıllardır ticaretle uğraşıyorum, üç haftalık bir dönemde bu kadar yüksek oranlı artış yaşandığını hatırlamıyorum. Dövizdeki yükseliş, ekonomiyi sarstı. Allah borçlu olanlara kolaylık versin. Dövizle alıp, TL ile satıyorsunuz.

Sattıklarınızın yerine koymak da zor. Otomotiv, vergi yüklerinin fazla olduğu bir sektör. Fiyat artışları yaşandığında otomatik olarak KDV ve ÖTV üzerine biniyor. Örneğin bir lüks araçta bin TL’den fazla fiyat artışı olduğunda, bin TL’nin üzerinde vergi de geliyor. Sektörde, döviz kurundaki artış nedeniyle iki üç partide toplam yüzde 8’e varan zam yapan firmalar olduğunu duydum. Bu tüketicinin dayanabileceği bir şey değil.

Bendevi PALANDÖKEN / Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı
“Merkez Bankası’nın özerkliği güçlendirilmeli”

Dövizdeki spekülatif yükseliş, seçim döneminde piyasaları alt üst etti. Merkez Bankası yerinde müdahale etti. Keşke daha önce hamle yapsaydı. Dövizdeki artış, özellikle yeni ürünleri alırken ya da üretimde kullanılan malzemeleri yerine koymada sıkıntı yarattı. Halbuki bizim ülkemizde üretilen birçok ana kalem ürün var. Ben tahmin ediyorum ki bu süreç önümüzdeki ay regüle edilecek. Dolar ve euro eski seviyelerini görmese de önemli ölçüde düşecek. Piyasada dalgalanmaların önüne geçilmesi için ekonominin tek başına yönetilmesi lazım. Merkez Bankası’nın özerkliği güçlendirilmeli.

Hülya Genç Sertkaya





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

myfikirler.org

Bunu da İnceledinizmi ?

Bilançosu Al Veren 32 Hisse

Uzmanlar, ikinci çeyrekte finansal performans bakımından holding, demir çelik, havayolu, madencilik, savunma sanayi, kimyasal maddeler, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir