Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi

Doğal Tuz Pazarı Büyüyor

Doğal ürünlere yönelik tüketici eğilimi tuzda da etkisini gösteriyor. Genel tuz pazarı yüzde 2, doğal tuz pazarı yüzde 10 büyüyor. Peki, market raflarında satılan onlarca tuz çeşidi arasından hangisini tüketmeliyiz?..

SİZ de sofraya oturduğunuzda ilk olarak tuzluğu kontrol edenlerden misiniz? O halde bu haberimiz sizin için… Zira yıllardır uzmanların tüketiminin azaltılması yönünde yaptığı açıklamalar çok da karşılık bulmamış gibi görünüyor. Rakamlar ülkemizdeki tuz tüketiminin arttığına işaret ediyor. Elbette şunu da gözden kaçırmamak gerek. Dünya Sağlık Örgütü yaptığı bir açıklama ile Türkiye’de kişi başı günlük tuz tüketiminin yaklaşık 18 gram olduğunu belirtmişti. Sağlık Bakanlığı kişi başı tuz tüketiminin azaltılması yönünde kararlar almıştı. Hatırlarsanız bir dönem restoranlarda tuzlukların masalardan kaldırılması gündeme gelmişti. Sağlık Bakanlığı’nm 2010-2015 yıllarında uygulamaya koyduğu “Tuz Tüketiminin Azaltılması Stratejisi” kapsamında kişi başı tuz tüketimi azaldı ve günlük 15 grama kadar düştü. Ancak bu rakam hala tüketmemiz gereken miktarın oldukça üzerinde. Ülke olarak beş gram olması gereken rakamın üç katı tuz tüketiyoruz.

tuz

YILDA 3.5 MİLYON TON

Aslında tuz yaşamsal kaynaklarımızdan biri. Vücudumuz için her gün belli bir ölçüde tuz tüketmemiz gerekiyor. Ancak tuz tüketimi deyince akla ilk olarak masalarımızda bulunan ya da yemek hazırlarken kullandığımız tuz geliyor.

Aslında tuz hayatımızın her alanında. Satın aldığımız çoğu gıdada tuz zaten var. Hatta çikolatada bile…

Tuz ve türevleri sadece gıdada değil metalürjiden kozmetiğe, deriden tekstile kadar yaklaşık 14 bin farklı alanda kullanılıyor. Kısacası tuz sadece bizim değil pek çok ürünün de önemli parçası. Ülkemiz tuz kaynakları bakımından oldukça zengin. Yılda 3.5 milyon ton tuz göllerden, denizden ve kayalardan çıkarılıyor. Bu tuzların büyük çoğunluğu endüstriyel alanda kullanılıyor. Bir kısmı ise paketlenip, market raflarında tüketicinin karşısına çıkıyor. Yıllarca sadece büyük ya da küçük plastik poşetler içinde görmeye alışkın olduğumuz tuz şimdilerde kaya tuzu, Himalaya tuzu, göl tuzu ya da deniz tuzu gibi farklı kategorilerde ve ambalajlarda satılıyor. Haliyle pek çok tüketicinin kafasında tuz tüketimini azaltmak kadar hangi tuzun kullanılması gerektiğiyle de ilgili pek çok soru var.

DOĞAL TUZA TALEP ARTIYOR

Yaklaşık bir buçuk yıldır raflarda olan, baharatlı, acılı gibi tuzu farklı kombinasyonlarla tüketici ile buluşturan Efsina markasının Genel Müdürü Özgür Özdemir’e soruyoruz bu soruyu. Tuz üreticisi olarak hangi tuzu tercih ettiğini merak ediyoruz. Hi-malaya tuzunu tercih ettiğini söylüyor Özdemir ve bunu şöyle açıklıyor:

“Himalaya tuzu yapısı itibari ile hücre zarından geçebilen tek oluşum olarak tanımlanıyor. Diğer ürünlerden kendini böyle sıyırıyor. Ben kendi ürünümüz olan acılı Himalaya tuzunu kullanıyorum.

Sevdiğim için… Oysa ben baharat tüketmezdim bile.”

Efsina sadece ürün gamı ile değil sektöre yönelik yaptırdığı kapsamlı araştırma ile de farklılaşıyor. Özdemir, Efsina markasını yaratmadan önce bir pazar analizine ihtiyaç duyduklarını ama araştırdıklarında tuz sektörüne yönelik kapsamlı bir rapor bulamadıklarını anlatıyor. îş başa düştü deyip bir araştırma firması ile anlaşıyorlar ve 19 ilde 14 bin kişiyle yapılan görüşmeler sonucu bir rapor ortaya çıkıyor. Bu raporun ortaya koyduğu çarpıcı sonuçlardan biri, tuz sektörü yüzde 2 büyürken doğal tuz ürünleri pazarının yüzde 10 büyümesi olmuş. Özdemir, bu sonucu “Kendi içinde küçük bir yüzdeyi oluşturuyordu ama büyüyen bir trenddi” diye anlatıyor ve bu bilgi ile yaptıkları yatırımın teyidini aldıklarını kaydediyor.

İKİ TÜR ÜRETİM VAR

Bu noktada “tuz nasıl doğal olur, organik tuz diye bir şey var mıdır” gibi sorular geliyor aklımıza. Aslında tuz için organik tanımını kullanmak yanlış. Tuzun doğal olup olmadığından bahsedebiliriz ki, bu da üretim süreçlerine bağlı olarak değişiyor. Tuz zaten doğal bir ürün ancak işlenişi doğallığını ne ölçüde koruduğunu da etkiliyor.

Tuzun iki ayrı üretim yöntemi var. Kaynağı ne olursa olsun, eğer tuz rafinasyon işlemine tabi tutuluyorsa mineral zenginliği yok oluyor. Rafine edilme işlemi sırasında uygulanan buharlaşma tuzdaki minerallerin kaybedilmesine sebep oluyor.

Bu işlem sonrası tuzun kaynağının da bir önemi kalmıyor.

Diğer yöntem ise kurutma. Bu yöntem ile tuzun bileşeni ile oynanmıyor, yabancı madde ya da kirlilik ayıklanıyor. Bu yöntem tuzun doğallığını da koruyor. Şu an piyasada doğal olarak tabir edilen tuzlar da bu şekilde üretiliyor. Efsina Genel Müdürü Özgür Özdemir de sadece Türkiye’de değil dünyada doğal olana ve doğal tuza bir eğilim olduğunu hatırlatarak “Tüketiciler genel anlamda daha sağlıklısını, daha doğalını, rafine edilmemişini tercih ediyor” diye konuşuyor.

TÜKETİCİ ŞAŞKIN

Yaklaşık 20 yıl önce Güney Marmara’da kurulan Barış Tuz, kurulduğu bölgenin tuz ihtiyacını karşılayan firmalardan biri. Özellikle endüstriyel tuz üretimi ve satışı yapan firma daha sonraları sofra tuzu olarak aynı adla market raflarındaki yerini aldı. Bu anlamda yerel bir marka olan Barış Tuz’un Genel Müdürü Barış Şenol da son yıllarda tüketicilerin doğal ürünlere daha fazla ilgi gösterdiğini söyleyerek “Her öğün yediğimiz yemeğin biricik değişmez katkı maddesi tuzun da doğallığı sorgulanmaya başladı, iyi de oldu” diye konuşuyor. Bunun sebebini ise şöyle açıklıyor Şenol:

“Son yıllarda market raflarında görülen marka ve içerik olarak tuz çeşitliliği, aslında tüketicinin kafasını karıştıracak kadar çok. Özellikle doğal gıda ve beslenme SIK uzmanlarının sabitlenemeyen görüşleri ve açıklamalarındaki tutarsızlıklar kafaları daha da karıştırıyor. Kimi deniz tuzu, kimi kaya tuzu, kimi okyanus tuzu derken bir kısmı da Himalaya tuzu gibi ithal tuzları tavsiye ediyor.

Tüketici haklı olarak neyi kullanacağım şaşırıyor.”

FİKİR BİRLİĞİ YOK

Her yaştan her profilden tüketiciye hitap eden tuzun ülkemizdeki kişi başı yıllık satın alımı yaklaşık 5 kilogram. Market faturalarına göre bakıldığında en fazla tuzun satıldığı bölge yüzde 40’lık pay ile Marmara iken, ikinci sırada Ege Bölgesi bulunuyor. Geçtiğimiz yıl itibari ile 118 milyon TL’lik perakende pazarı bulunan tuzda en hızlı büyüyen alan ise daha önce de belirttiğimiz gibi doğal tuzlar. Bu tuzlar «g içinde Himalaya tuzu daha sağlıklı olduğu gerekçesi ile öne çıksa da satış rakamlarında kaya tuzları ön planda.

Söz konusu tuz olduğunda gıda uzmanları ya da diyetisyenler arasında bir fikir birliğinden bahsetmek zor. Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Canan Karatay’m açıklamasını hatırlatan Özgür Özdemir, Karatay’ın kaya tuzunu tavsiye etmesinin direkt satışlara yansıdığını belirtiyor. Ancak farklı görüşler ve bazen bilimsellikten uzak açıklamalar tüketicileri yanlış da yönlendirebiliyor. Renkli Himalaya tuzunda olduğu gibi…

PEMBESİNDEN UZAK DURUN

ilk etapta çeşitli aktarlar aracılığı ile yıllar önce hayatımıza giren, pembe renkli Himalaya tuzu bir dönemin en popüler ürünüydü. Pek çok uzman sağlığına dikkat etmek isteyenlerin bu tuzu tüketmesini önerdi. Özdemir, bu tuzun 2013 Ağustos ayına kadar kozmetik ürünü olarak ithal edilip gıda ürünü olarak satıldığına dikkat çekiyor ve tuza rengini veren demiroksitin zararlarını anlatıyor: “Tuza pembe rengi veren içindeki demiroksit Demiroksit vücudun atamadığı elementlerden biri. Vücudun demire ihtiyacı var kabul ama siz bunu fazlasıyla alıyorsunuz.

Biz bunu ithal ettik ve analiz ettirdik. Analiz sonuçlarına göre, kesinlikle gıda tüketiminden uzak tutulması gereken bir ürün. Firma olarak bize sorarsanız tüketilmemesi gereken bir ürün ve zaten ürün gamımızda yok. Bir yandan doğal ve sağlıklı ürün derken sadece ticari bir kazanç uğruna bunu yapmak doğru değil.”

“ Barış Şenol da pembe renkli tuza tüketicilerin dikkat etmesini söyleyerek “Bugün gelişmiş ülkelerde de yaygın kullanılan, en güvenilir ve en sağlıklı gıda tuzu kaya tuzundan elde edilmiş, iyotla zenginleştirilmiş, zararlı anti kek (topaklanmayı önleyici) içermeyen rafine tuzdur” diyerek bu türden tuzları tavsiye ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu