Salı , Temmuz 25 2017
Anasayfa / İş Fikirleri / Doğal katkılı besinlere yatırım zamanı

Doğal katkılı besinlere yatırım zamanı



Gelişmiş ülkelerde görülmeye başlanan bir trend. Tam da bizim coğrafyamıza özgü bir girişim alanı: ‘Mikro takviyeli makro besinler’…

ÖNCE ‘mikro besin’, ‘makro besin’ nedir onu açıklayalım: Bugüne kadar ‘mikro besin’ denince daha çok takviye amacıyla raflara giren vitaminler akla geliyordu. Bir dönemin mucize sağlık unsurlarıydı bunlar. Hala da öyle…

Çoğu doğal kaynaklardan elde edilir; uygun cinsleri ise sentetik usullerle üretilirdi. Daha sonra gruba ‘esansiyel’ (gerekli / lüzumlu) mineraller eklendi. ‘Ginseng’ gibi bazı bitkilerin ilavesiyle de ‘mucize’ formüller yaratıldı.

Genel tanımıyla bu türden tüm katkılara ‘mikro besin’ adı veriliyor. Dışarıdan alınıyor; mevcut diyete eklenerek bireylerin daha sağlıklı olması sağlanıyor. 20. yüzyıl bu mucize ürünlerin zirve yaptığı dönem oldu.

Fakat bir sorun vardı: Her bünyeye optimal (uygun) doz nasıl sağlanacaktı? Bazı vitamin ve katkıların yüksek dozda alınması kimi sağlık sorunlarına yol açıyordu. Çeşitli önlemler alındı. Örneğin, Amerika’da günlük ihtiyaç değerleri yasal zorunluluk olarak ‘takviye özellikleri’ (supplement facts) açıklamasıyla ambalaj etiketlerine eklendi.

Doğal katkılı besinler

DEĞERLİ KATKILAR DÖNEMİ

Sürecin tüm evreleri 21. Yüzyılın başlarında da devam etti. Doğal olarak bugün de standart uygulama halinde sürüp gidiyor. Her kullanıcı kendi bünyesine uygun eksik değerleri hekim, eczacı veya diyetisyenlerden öğreniyor; uygun dozda kullanıyor. (Sosyal medyanın etkisiyle maalesef günümüzde bunları ‘enerji takviyesi’ niyetine kullananlar da yok değil!)

Peki, ‘mikro besin’ olarak adlandırılan ‘vitamin bazlı’ takviyelere karşı ‘makro besin’ nedir onu açıklayalım şimdi de: Makro besinler günlük diyetimize giren hemen her türden lezzetli yiyeceklerin tümüdür. Kültürlere göre ağırlığı değişmekle birlikte, başta tahıl ürünleri olmak üzere; et, süt, meyve, sebze ve diğerleri…

İşte tam bu noktada son yıllarda farklı bir süreç başladı. Acaba ‘dışarıdan mikro besin takviyesine ihtiyaç kalmadan ‘makro besinlerin besleyici değerleri’ arttırılabilir miydi?

İlk çalışmalar Amerika’da ‘Ulusal Kanser Enstitüsü’ ile ‘Johns Hopkins Üniversitesi’ gibi kurumlarda yapıldı. Doza bağlı olmadan, yan etkileri bulunmayan bileşikler makro besinlere eklendi. Böylece besleyici özellikler arttırılmış oluyordu. Örneğin, kalp damar ya da kanser hastalarının tüketeceği özel besinler çeşitli markalar halinde raflara çıktı. İlk örnekler kolesterol düşürücü bazı takviyelerin eklendiği besinlerdi.

DOĞADAN DOĞALLIĞA GİDEN YOL

Bu katkıları doğal ‘mikro besin’ olarak kabul edebileceğimiz siyah üzüm ve kırmızı bitkilerde ki ‘resveratrol’, İikopen’ gibi onlarca madde izledi. Pazı, brokoli gibi sebzelerdeki ‘sulforaphan’ ve benzerleri maddeler süreci takip etti.

Şimdi çoğu hastalığa ‘koruyucu’ ya da ‘şifa’ olabilecek ‘takviyeli makro besinler’in öncülleri rafları süslüyor. En başta da bizim yoğurt mayası (acidophilus) ailesine bağlı ‘probiyotik’ ve ‘prebiyotik’ mayalarla takviye edilmişler…

Bunlar kronik (süreğen) bazı rahatsızlıklara sanki deva gibi karşılanıyor. Özellikle de gastro-intestinal (mide bağırsak) sorunlarda epey popülerlik kazanmış dürümdalar, ‘huzursuz bağırsak sendromu’ adıyla anılan nedeni meçhul ‘irritable kolon’ rahatsızlığında da çokça tüketiliyor.

Tüm benzeri işlemlerin yer aldığı ‘takviyeli makro besin’ kategorisine her geçen gün yenileri ekleniyor. Sıkı diyet gerektiren ‘çölyak’ gibi gıda intoleransı olanlarda vazgeçilmezler arasında yine bunlar. Sonuçta ‘takviye edilmiş’ makro besinlerle şifa bulup dinginleşmek artık mümkün!

ANADOLU’DA HER TÜRÜ VAR



Biz henüz toprakları kirlenmemiş yörelerimizde yetiştirilen bazı organik besinlerden elde edilen katkılarla takviyeli ‘özel sağlık ürünleri’ imal edilebilir diye düşünüyoruz. Bu üretim biçimine gelişmiş ülkelerde ‘designer foods’ (dizayn edilmiş besinler) deniyor. Yöntem yaratıcı ve yenilikçi bir akla dayanıyor. Uygun besinleri kişiye / kişilere özel hale getirmek bu işin sırrı. Biraz yenilik, biraz inovasyon, çokça da doğal içerikli takviyeler.

Yeni kategorilerin içinde vitamin sayılamayacak doğal ‘mikro besin’ bileşikleri var. Çoğu konsantre hale getirilmiş özütlerden elde ediliyor. Kimi ise özel proseslerden geçirilip kodekslere uygun gıdaların ‘dizaynına’ giriyor. Kimi zaman da bazı maddeler yapısal formüllerden çıkarılıyor.

Bizim ülkedeki hastalık yaygınlığına göre buluşsal, girişimsel, yenilikçi dizaynları düşünmek mümkün. Bunu şimdiden marka sahibi büyük gıda şirketleri yapmaya başladı bile.

Bir şeyleri eklemek ya da çıkarmak.. .Başta yeniden dizayn edilmiş laktozsuz yoğurt, süt peynir gibi ürünlerin ‘laktoz intoleransı’ olan çoğu insanın tüketmesi gereken makro besinlerden birkaçı olduğunu da hatırlatalım bu arada.

BESİNLERİ DEĞERLİ HALE GETİRMEK!

Yenilikçilik adına neler dizayn edilebilir birkaç misal vererek Ar-Ge yaklaşımına yararlı olmaya çalışalım: Örnekler konuyu girişimci cephesinden ele alan bu coğrafyaya ait birkaç basit üründen ibaret. Meraklıları bu işi daha da çeşitlendirebilir; hatta mükemmel ihraç ürünü haline getirebilir. Mesela son yıllarda sağlık meraklılarının dillerinden düşmeyen ‘bioflavonoid’lerden yararlanmak!

Örneğin, hasat sahaları giderek daralan Dörtyol, Payas, Tarsus ve Mersin yörelerinde yetişen turunçgillerde çok bulunan antioksidan değeri yüksek meyvelerden bioflavonoid’ türleri izole edilip bazı besinlere katılabilir. Tansiyon hastaları için sayısı 10’u aşan yardımcı takviyeler yine bu ürünlerden elde edilebilir.

Unutulmasın ki yöresel ürünler fiyat oynamaları nedeniyle kimi zaman dalında heba olup gidiyor. Buna dünyanın en iyi limonlarından biri olarak kabul edilen Mersin’in ‘Lamas limonu’nu da dâhil. Yüksek kaliteli ‘limonen’ adlı bileşik bilinçli pazarlama taktikleriyle bu türe özgü hale getirilebilir. Madde içeriği orijin ismiyle çeşitli gıdalara ilave edilebilir de…

Urfa ve çevresinde yetişen renkli biberlerden elde edilebilecek maddeler de var. İltihap ve bazı içsel yangıları tedavi etmeye yardımcı ‘saf capsaicin’ maddesi pastırma sucuk gibi kimi besinlere (açıklayıcı bilgi verilerek) takviye amacıyla katılabilir. Hatta ‘Isot biberiyle katkılı taze et ürünleri üretmek bile gündeme gelebilir.

Tüm bunların ‘trigliserid’ adıyla anılan bazı kan yağlarını dengede tuttuğu kanıtlanmış. Ürün dizaynı için tabii ki gerekli bakanlıklardan izin alarak ve üniversitelerle işbirliği yaparak…

‘Rize çayı’nın fermente edilmeden yeşil haliyle içerdiği ‘catachine’ bileşiğinin bazı kanser türlerinde yararlı olduğu biliniyor. Rize çayı bu konuda yeni bir çıkış yaparak çeşitli araştırmalar eşliğinde bu baskın özelliğini dünyaya ilan edebilir. Geleneksel usullerin yanı sıra ‘Yeşil Rize Çayı’yla tüketiciyi ‘sütlü yeşil çay’ tüketimine özendirmek yeni bir kategorinin kapısını açabilir.

PAZARLAMADA YENİ BİR DÖNEM

Ve bu arada önemli bir pazarlama sırrını paylaşmakta yarar var: Klasik hale gelmiş ürünleri farklı imajlarla yenilenmek pazarda dikkat çekmenin en kolay yollarından biri bugün. Bu alanda o kadar çok fırsat var ki. Çeşitli nedenlerle elde kalan, tarlada çürümeye terk edilen bazı ürünlerdeki mikro nitelikli bileşikler izole edilip markalı takviyeler yaratılabilir. Bu konu kapsamlı yeni bir sanayi dalını müjdelemekte.

Türkiye gibi tarımsal ürünleri takviye unsurlarıyla zenginleştirip, çeşitlendirmek isteyen ülkeler için bulunmaz fırsat. Brezilya, Şili gibi ülkeler şimdi bu işlere yoğunlaşmış dürümdalar. Soya gibi bir besinden onlarca yan ürün elde edip bunları yenilik olarak sunan Japonya, Çin gibi ülkeleri bir an anımsamakta yarar var.

Gelecek hafta bu konuya daha değişik örneklerle devam edeceğiz. Ne demişler: Her kazançlı girişim yeniden keşfedilecek değişimlerin ayrıntısında yatar…

Nur Demirok / Para Dergisi





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir