Anasayfa / Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi / Brexit sonrası yeni hesaplar yapılıyor

Brexit sonrası yeni hesaplar yapılıyor



Piyasalar, Ingiltere’nin AB referandumu sonrası, sert hareketlere sahne oldu. Yaşanan gelişmeler sonrası piyasalarda hesaplar yeniden yapılıyor. İngiltere’nin domino etkisi yapma ihtimali dahi konuşuluyor. Bunun yanında ABD’de de FED’in faiz artırma ihtimalinin azaldığı görülüyor. Artık Merkez Bankaları faiz kararlarında daha ince eleyip sık dokumak zorunda kalacak.

Yılın ilk yarısı geride kalırken, piyasaların gözü Merkez Bankalarının üzerinde olmaya devam ediyor. Son aylarda özellikle FED tarafından gelebilecek faiz artışı endişeleri yaşandı. Ancak haziran ayının sonunda gerçekleşecek kritik İngiltere’nin AB referandumu öncesi, FED temkinli olmayı tercih etti.

Haziran ayının 23’ünde gerçekleşen ve sonucunun 24’ü sabahı netleştiği Ingiltere’nin AB referandumu oylamasında BREXİT gerçekleşti. Son gelen anketlerin kalma yönünde olmasına karşın beklenen olmadı ve İngiltere AB’den çıktı. Şimdi merak edilen soru ise piyasalar ne olacak ve Merkez Bankaları buna nasıl tepki verecek?

Brexit sonrası

BİRLİK BOZULUYOR MU?

Avrupa 2011 yılından itibaren ciddi ekonomik sorunlarla uğraşmaya devam ediyor. Geçmişte yaşanan bu ekonomik problemler ise Avrupa’nın iç yapısını derinden sarsmış durumda. Avrupa içerisinde sadece Almanya bulunduğu konumdan memnun görünüyor. Almanya dışındaki diğer ülkeler ise ciddi sorunlarla karşı karşıya. İspanya , İtalya ve Portekiz gibi ülkeler borç sorunlarıyla hala dertte. Yunanistan’ın toparlanması çok uzun yıllar alacak gibi görünüyor. Doğu Avrupa ülkeleri ise Rusya’dan gelen tehditle karşı karşıya yaşamaya çalışıyorlar. Rusya’nın bu ülkelere ilerleyen dönemlerde baskısını arttırması bekleniyor. Batı ile Rusya arasında yaşanan bu çekişme AB’yi ekonomik olarak da etkilemiş durumda. Son olarak ise İngiltere’nin AB’den ayrılma isteği ‘sonun başlangıcını mı yaşayacağız’ sorusunu sordurtuyor.

İngiltere’deki son seçimler esnasına şimdiki Başbakan Cameron, belki seçim etkisiyle belki de o günkü düşünceleriyle İngiliz halkına AB’den ayrılma sözünü vermişti. Ancak aradan geçen zamanda bu söz tabii ki unutuldu.

Geçen yıl ise İngiltere bazı ekonomik imtiyazlar alabilmek için AB’den ayrılma tehdidini kullandı. İlk başta blöf gibi görünen İngiltere’nin bu hareketi, bir anda farklı bir yöne doğru kaymaya başladı. İngiliz hükümeti bile yaptıkları blöfün kendilerine pahalıya mal olacağının farkındaydı. Ancak iş işten geçti ve İngiliz halkı referandumda oy kullanmak için zamanın gelmesini beklemeye başladı.

Son gelen anketler kalma yönünde gerçekleşse de, ortaya çıkan sonuç farklı oldu ve BREXİT gerçekleşti. Sonuçların ardından tüm dünya piyasalarında sert satışlar yaşanırken, altın ve dolar değer kazandı.

MB’LER NE YAPACAK?

Avrupa’da bu denli siyasi sorunların yaşanmasındaki en önemli etken ise ekonomi. Avrupa’nın ekonomik gücünün giderek azalması, halklarda farklı düşüncelere neden oluyor. Avrupa halkının bu durumda birliğe olan güveni ise giderek azalıyor. Ekonomik olarak kendine en güvenen ülke olarak Almanya’yı gösterebiliriz. Ancak Almanya dışındaki diğer ülkeler çok ciddi işsizlik problemleriyle uğraşıyor. Özellik bazı ülkelerde genç işsizlik oranı yüzde 50 seviyesine bile ulaşmış durumda. Genç işsizlerin artması, bununla birlikte mülteci göçünün yükselmesi ve gelen mültecilerin daha ucuza çalışmaya razı olması, Avrupa halkında memnuniyetsizliğe yol açıyor. Bu yüzden birlikten ayrılmak isteyen nüfus giderek artıyor.

Bu süreçte en çok korkulan ise bankacılık risklerinin devam edemeyecek noktaya gelmesi olacak. Yaşanabilecek siyasi karşıklık, ekonominin güvenini kökünden sarsacak ve başta bankaları vuracaktır. Bu durumun sistematik olarak global sisteme sıçraması ise kaçınılmaz olacak. Bu yüzden hem FED hem de ECB, bu tehlikelerin farkında.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise son yapmış olduğu açıklamada Brexit gerçekleşmesi halinde tüm silahları kullanacaklarını belirtmişti. Benzer bir uygulamada FED tarafından bekleniyor. Bu durumda Merkez Bankaları’nın ne yapacakları sorusu ortaya çıkıyor.

Piyasalarda dalgalanma ciddi boyutlara ulaşırsa başta ECB ve FED olmak üzere 2008-2011 yıllarında yaşanmış olduğu gibi para musluklarını yeniden açabilirler. Böyle bir gelişme piyasaların sakinleşmesine neden olur. Orta ve uzun vadede ise Merkez Bankaları genişlemeci politikalarına devam etmek zorunda kalabilir.

ABD EKONOMİSİ



İlk çeyrek verilerinin ardından bazı ABD ekonomik verilerinde toparlanmaların gerçekleştiğini gördük. Bu gelişmelerin ardından FED’in faiz arttıracağına ilişkin piyasada görüşler artmaya başladı. Ancak unutulmaması gereken bir nokta varki; ABD bir daha 2008 dönemindeki gibi yeni bir ressesyon ile karşı karşıya gelmek istemiyor. Bu yüzden FED, adımlarını temkinli atmak zorunda. İlk çeyrek verilerinin ardından toparlayan imalat ve üretim rakamları ABD ekonomisi için umut ışığı olmuştu. Ayrıca inşaat sektöründe yaşanan yeniden canlanma emareleri de büyüme tarafına olumlu katkı yapabilecek gibi görünüyor. Son olarak da artan petrol fiyatları istenilen yüzde 2 enflasyona ulaşılması için önemli bir etken. Tüm bunlar bir araya getirdiğimizde faiz artışı için yeterli görülebilir. Ancak beklenmedik bir yerden gelen olumsuz data, işlerin istenildiği gibi gitmediğinin göstergesi oldu. Geçen yıl sağlanan 200 bin ortalama aylık istihdam verisinden bu yıl uzaklaşılabilir. Son iki istihdam verisi gidişatın hiç iyi olmadığının habericisi. İstihdamın toparlanamadığı bir dönemde FED’in kısa dönem içerisinde faiz arttırması mümkün görünmüyor. Son yapılan faiz toplantısında da FED Başkanı Yellen, istihdam raporunun kötü olduğuna vurgu yaparak, faiz konusunda ihtiyatlı davranacaklarının altını çizdi.

FAİZ ARTIRIM İHTİMALİ BİTTİ Mİ?

FED’in en çok korktuğu ve Yellen’m da bahsettiği gelişmelerden biri İngiltere’nin AB’den ayrılmasıydı. Bunun gerçekleşmesiyle birlikte FED’in tüm planlarının alt üst olduğunu belirtebiliriz. Dış risklerden çekinen bir FED olduğunu belirtebiliriz. Son dönemlerde açıkça belirtmese bile hem AB hem de Çin piyasalarında yaşanabilecek olumsuzlukların FED’in politikalarını ciddi bir biçimde etkileyebileceği aşikar. Bu yüzden Brexit’in ardından FED düşük faiz politikasını uzun süre koruyabilir. Bunun yanında faiz indiriminin bile gerekirse gündeme gelebileceğinin altını çizelim.

İngiltere’nin AB’den çıkması AB’yi hem ekonomik hem de diplomatik bir çıkmaza sürükleyeceği için piyasaların yeni bir güvene ihtiyacı olacaktır. Bu güveni sağlayacak en önemli kaynak ise FED.

ÇİN’İN DÖVİZ REZERVİNE DİKKAT

FED, Çin ekonomisinden çekiniyor. Bunun en büyük nedeni gölge bankacılık olarak adlandırılan ve bu sistemde kullandırılan kredi riskinin boyutunun bilinememesi. Riskin bu kısmıyla Çin hükümeti ve Merkez Bankası mücadele ediyor. Ancak bu savaştaki en önemli silah ise döviz rezervleri olacaktır. Bu yüzden Çin’in sahip olduğu döviz rezervlerinin miktarı önemli. Çin’in döviz rezervlerini gösteren grafiğe bakacak olursak, FED ‘in 2015 yılında faiz arttırımına gideceğinin belirtmesinin ardından rezerv miktarının ciddi bir biçimde azaldığına şahit oluyoruz. 2016 yılına girildiğinden itibaren ise bu düşüş bir nebze olsun duruyor ve Çin ekonomisi bu bölümde biraz olsun nefes alıyor. Eğer FED geçen yıl olduğu gibi bu yıl da faiz artırma trendinde ısrar ederse, Çin’in döviz rezervlerindeki düşüş yeniden hızlanacaktır. Şunu belirtelimki Çin’deki rezervlerin 2,7 trilyon dolarlık kısmı zorunlu tutulması gereken miktar. Bu miktara yaklaşılması halinde Çin’de büyük bir devalüasyon gerçekleşir ve dünyada doların değer kazancı önemli ölçüde artar. Bu yüzden FED, Çin’de oluşan bu görünmeyen tehlikeden oldukça çekiniyor.

GOP VE TÜRKİYE

Rusya ve Brezilya gibi gelişmekte olan piyasaların (GOP) başını çeken ülkelerde emtia fiyatlarındaki düşüş kaynaklı geçen yıl büyük değer kayıpları oluşmuştu. Ancak bu yıl durum tam tersine dönmüş görünüyor. Başta petrol fiyatları olmak üzere hammadde fiyatlarının yükselmesi bu ülke borsalarmda da değer kazançlarının artmasına neden oldu. Bu ülkeler arasına Türkiye’yi de eklersek, benzer bir değer kazancından yararlandığını görebiliriz. Aslında Türkiye ne kadar da hammadde fiyatlarının artmasından negatif yönde diğer ülkeler gibi aynı sepette bulunduğundan dolayı benzer trend yönünde hareket ediyor. Geçen yıl 500 milyar doların üzerinde bu ülkelerden para çıkışı gerçekleşmişti. Bu yıl ise yeniden düşük faiz politikasının devam edeceği beklentisi durumu tersine çevirmiş gibi görünüyor.

Merkez Bankalarının düşük faiz politikasına devam etmesi bu ülkelere para girişinin sürmesinin devam etmesine yol açacaktır. Bunun bir göstergesini de faiz trendlerinden anlayabiliriz. Geçen yıl faiz arttıran Brezilya bu yıl faizleri sabit tutmaya devam ederken, Rusya ise faiz indirimlerine devam ediyor. Benzer bir şekilde Türkiye’de faiz indirim sürecine devam ederek, global piyasalarda yer alan fazla parayı ülke içerisinse çekmek istiyor.

Yurtdışı piyasalarda sıkılaştırıcı politikalar uygulanmadığı ve iç tarafta ise siyasi riskler bulunmadığı müddetçe Türkiye’de faiz indirimlerinin devam edebileceğini belirtebiliriz. İlk önemli etkiler bu bahsettiklerimiz olurken, ikinci önemli neden ise büyüme politikasının sürdürülme istediğinden kaynaklanıyor. Türkiye’de büyümenin önemli bir kısmını tüketici harcamaları oluşturuyor. Tüketici harcamalarının finansmanına baktığımızda ise kredi kaynaklı olduğunu görebiliriz. Faiz indirimleri ise kredi büyümesinin artmasına ve tüketici harcamalarının yükselmesine yol açacaktır. 2016 yılı büyüme tahmini yüzde 4,5 olurken, hedefin tutturabilmesi için harcama kalemlerinin ve dolaylı yoldan kredi büyümesinin artarak devam etmesi gerekiyor.

Faiz indirim süreci büyümeye destek vereceğinden ve politikanın büyüme yönünde sürdürülme isteği devam ettiğinden ötürü faiz indirim sürecinin de önümüzdeki aylarda süreceğini söyleyebiliriz.

Son olarak global konjentüre baktığımızda Merkez Bankalarının düşük faiz politikasının sürdürmeye devam edeceklerini düşündüğümüzü belirtelim. Küresel ölçekte genişlemeci politikanın devam etmesi orta vadede piyasalara para girişinin artarak sürmesine neden olacaktır. Bu para girişinden en çok gelişmekte olan ülkelerin faydalanacağını belirtelim. Türkiye ise siyasi risklerden uzak durduğu müddetçe bu para girişinden faydalanmaya devam edebilir.





Bunu da İnceledinizmi ?

Mevduat faizleri tırmanışa geçti

Merkez Bankası para musluklarını kısınca mevduat faizleri tırmanışa geçti. Bankalar 30-90 gün vadeli mevduatlarda faiz …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir