Perşembe , Kasım 23 2017
Anasayfa / Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi / ABD Faiz Artırımı Gelişmekte Olan Ülkeleri Nasıl Etkiler?

ABD Faiz Artırımı Gelişmekte Olan Ülkeleri Nasıl Etkiler?



ABD analizinden sonra şimdi biraz da olası bir faiz artırımının gelişmekte olan ülkeleri nasıl etkileyeceğini incelemekte fayda var. Sonlandıı ılan QE3 programından çıkışın ilk sinyali 22 Mayıs 2013 tarihinde dönemin FED Başkanı Bernanke tarafından verildi. 2014 yılında da ‘Tapering’ olarak adlandırılan varlık alım azaltım sürecine girildi. Peki, bu süreçte gelişmekte olan ülkeler, özellikle de fınans piyasalarında kırılgan beşli olarak adlandırılan ülkeler nasıl etkilendi?

ab faiz

Hali hazırda olan etkiyi iyi analiz edebilirsek girilecek faiz arttınm sürecinde nasıl etkilenebileceğine yönelik bazı öngörülere gitmemizin mümkün olacağını düşünüyorum. Bu bağlamda, ekonomik yapılarından ötürü kırılgan olarak adlandırılan, yapısal sorunları olan ve bu sorunların çözümü için mali reformlara ihtiyaç duyan ülkelerin CDS (Credit Default Swap) oranlarını incelemekte fayda var. Söz konusu incelemede Grafik 3’ün bize yardımcı olacağını düşünüyorum, incelemeye geçmeden önce CDS’in ne demek olduğuna kısaca değinmek gerekirse, alacaklı tarafın alacaklarını bir kuruma belli bir bedel karşılığında sigorta ettirmesidir. Bizim takip ettiğimiz CDS primi, ülkelerin çıkardığı tahvil, bono gibi borçlanma araçlarının ödenmeme riskine karşı belli bir bedel (prim) karşılığı sigortalanması anlamına geliyor. Yani CDS primi ne kadar düşükse söz konusu ülkenin borçlarını ödeyememe riski de o kadar düşük demektir.

Peki, bunun ABD’nin faiz arttırmasıyla nasıl bir ilgisi var diye soracak olursanız basitçe şöyle açıklayabiliriz: ABD risk primi en düşük ülkeler arasında yer alıyor ve ABD Doları’nda yaşanacak faiz artışı, doların anavatanına geri dönmesine, yani gelişmekte olan ülkelerden fon çıkışlarına neden olabiliyor. Bu durumda da Türkiye gibi cari açık sorunu olan ülkeler sermaye karşısında cazip olabilmek adına daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmakta. Yükselen faiz ise ileride yaşanabilecek olası bir ödeme güçlüğü durumunda ülkeleri zorda bırakacağı için bu durum söz konusu borçların sigorta primlerine yansımakta.



22 Mayıs 2013 tarihindeki CDS primlerine göz attığımızda Türkiye 118 puanla, 130 puanda olan Brezilya, 140 puanda olan Endonezya ve 169 puanda olan Güney Afrika’dan çok daha iyi bir konumda bulunmaktaydı. Gelişen süreçte yükselen CDS primleri sonucu 30 Eylül 2014 tarihi itibariyle Türkiye 208 puanla, 174 puanda olan Brezilya, 167 puanda olan Endonezya ve 195 puanda olan Güney Afrika’dan kötü bir konumda bulunmakta. Türkiye CDS primleri geçen yaklaşık bir buçuk yıllık sürede yüzde 76, Brezilya CDS’leri yüzde 34, Endonezya CDS’leri yüzde 19, Güney Afrika CDS’leri ise yüzde 15 artış gösterdi. Kırılgan beşli dolarak adlandırılan ülkeler arasında Türkiye sınırında yaşanan jeopolitik olaylarında etkisiyle şuanda en riskli görülen ülke konumuna gelmiş görünüyor. Cari açıkta yaşanan görece düzelmeye karşılık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nm (TCMB) açıkladığı son beklenti raporunda da görüleceği üzere yılsonu ve gelecek yıl enflasyon ve Dolar/TL kur artışı beklentileri yükselmeye devam ediyor. Bu durumun devam etmesi halinde TCMB’den faiz indirimi beklemenin pek mümkün olmadığı görülmekte. FED’den gelecek olası bir faiz arttırımı durumunda ise faiz konusunda harekete geçmeyen Türkiye’nin ABD Doları karşısında parasının değerini koruması zor görünmekte.

Grafik 4’te de görüldüğü gibi 22 Mayıs 2013’ten itibaren ABD Doları söz konusu ülke para birimlerine karşı değer kazanmaya devam ediyor. O tarihten bu yana Güney Afrika Randı yüzde 18 ile en az değer kaybeden para birimi olurken, onu yüzde 20 ile Brezilya Reali, yüzde 23 ile Türk Lirası izliyor. Endonezya Rupisi ise, yüzde 25’lik değer kaybıyla en çok değer kaybeden para birimi konumunda.

FED’in QE3’e son vermeye hazırlandığı, görüşlerinin büyüme ve enflasyon oranlarıyla desteklenmesi durumunda faiz arttıracağı bir döneme girildiğini göz önüne aldığımızda başta kırılgan beşli olarak adlandırılan ülkelerin, daha sonrada diğer gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin para ve maliye politikalarını güçlü dolara göre revize etmeleri gerektiğini düşünmek yanlış olmaz.






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir