Pazar , Haziran 25 2017
Anasayfa / Girişimcilik / Girişimcilik gözlemle başlar

Girişimcilik gözlemle başlar



‘Girişim’ detaylı bir gözlem sonucu çevresel olguları değerlendiren, kuralları iyi belirlenmiş fırsatlar dizisi olarak görülüyor. Gözlem faaliyeti girişimciliğin ilk ve en önemli aşaması…

GİRİŞİMCİ değerlere sahip olmanın ayrıcalığı büyük. Bu ayrıcalıkların önemli kısmı girişimci psikolojisine ait özel duygulardan ibaret. Çoğu yazar bu farklılığı ‘girişimcinin mizacı’ olarak değerlendiriyor. Girişimcinin karakteri, kişiliği, doğası diyenler de var. Herkes kolayca girişimci olamıyor. Günümüz girişimcisinin olayları algılayış biçimi, bu algıları yorumlayış mekanizması çok farklı…

Girişimcilik ruhsal kaynaklı bir süreç. Tüm eleştirmenlerce idealize edilen girişimci figürünün bize göre tek amacı var: ‘Farklılığı farkmdalıkla yakalayıp sürüden ayrılmak!’

İş ve politika stratejilerinin ünlü ismi “Peter Drucker’ bu yeteneği farklı bakış açısıyla yorumlayıp daha 1980’lerde tek cümlede toplamış: “Girişimciliğin tek bir gayesi vardır: Kitlesel edimli tüketiciler yaratmak!” Geçen hafta adını andığım pazarlama fikirleri dehası ‘Philip Kotler’ ise daha ileri gidip girişimciliğin tüketicilerin kalplerinde yer kazanmak olduğunu söylüyor.

girişimcilik

GÖZLEMLE İŞE BAŞLAYIN

Şimdi bu ifadeler dönüştü; gerçek girişimcinin müşteri sadakatini sağlayan kişi olduğu noktasına geldi. Biz bu süreci daha farklı açıdan değerlendiriyor; girişimciliğin ‘ABC’sini tümden psikoloji potasında eritip, bireysel ‘gözlem’, ‘odaklama’, ‘analiz’, ‘risk alma’ olarak görüyoruz.

Katmanların her biri onlarca kitap olacak kadar geniş. Bu hafta kısa vurgularla sadece ‘gözlem’ üzerinde duracağız.

Gözlem sözcüğü ‘inceleme’, ‘sezinleme’, ‘farkına varma’ gibi akışkan bir anlam içeriyor.

Yıllar önce bu türden eylemlere sadece ‘tetkik’ deniyordu. Şimdi terminolojide ‘analoji’ dediğimiz ‘kıyas’la başlayıp son aşamada aksiyona ulaşan zorlu bir süreç haline geldi.

Girişimcilikte bize göre ‘gözlem’in birbirini tamamlayan iki çeşidi var: ‘Algı ve duyumsamaların gerçek yaşamdaki gözlemi’ ve ‘düşünceyle yaratılan düşlerin analizi.’

Bizim görüşümüze göre birincisiyle başlayıp, ikinci evrede oluşan izlenimlerle süreci tamamlamak en doğru yol.

KENDİ SENARYONUZU YAZIN

Geleneksel girişimciliğin ne olduğuna ilişkin bugüne kadar çok şeyler söylendi, çeşitli tanımlar yapıldı. Girişimin ‘gözlem’le başlayan biçimselliğine girmeden önce bunları kısa başlıklar halinde hatırlamakta yarar var:

‘Girişim faaliyeti çoğu yazara göre detaylı bir gözlem sonucu çevresel olguları değerlendiren, kuralları iyi belirlenmiş bir senaryo ve bu senaryonun izdüşümleriyle hayata geçirilen bir fırsatlar dizisi’ olarak görülüyor.

Bu pencereden bakıldığında girişimciliğin bir dizi ‘planlama’, ‘değerlendirme’ ve ‘geri besleme’ aşamalarından oluştuğunu anlıyoruz.

Sonuçta başkalarının göremediği gerçekleri hayal edip senaryolaştırmak; bunu aykırı düşüncenin ürünü olarak iktisadi bir fırsata dönüştürmek giderek önem kazanıyor.

İşin başlangıcım oluşturan ‘gözlem’; ‘gördüklerini değerlendirme’, ‘algıların niteliğini çözme’ ve en önemlisi ‘farkları fark etme’ anlamını taşıyor.

Aslında yaşamımızın her evresinde gözlemde bulunarak kendimizi yeniliyor, yaşamımıza değer katacak şeyleri oluşturuyoruz…

işin ilginç tarafı; gözlemi eyleme geçirmeden önce bir hazırlık aşamasının olması. Sonuçta ortaya çıkacak olan şey sanatsal özgünlüğü olan orijinal bir beste gibi sanki! Değişik bir benzetmeyle bu süreci evrensel müzik dilindeki ‘girişimin prelüdü’ ya da ‘girişimin uvertürü’ olarak değerlendirmemiz mümkün.



ÖRNEKLERE DİKKAT EDİN

Basit bir örnek verelim hemen: Kendinizin büyük bir kentte yaşadığınızı varsayın. Kişiliğinize özgü bir davranış stiliniz, deneyimleriniz ve daha da önemlisi gelenekleriniz var…

Bir tatlı günü alışverişe çıkacaksınız.

Ancak, her zaman uyguladığınız bir alışkanlığınız bulunuyor: Kaliteli olanı değerine almak için detaylı bir araştırma yapmak!

Önce internette gezinip ayrıntılı bir inceleme yapıyorsunuz. Tam bu sırada ekran sayfaları arasında “Aileniz üyeleriyle birlikte yapacağınız alışverişlerde -yüzde şu kadar- indirim!’ şeklinde bir öneriyle karşılaşıyorsunuz. Üstelik hediye kampanyası da var. Her aile üyesine anında bir çekiliş numarası ve hediye paketi!

Acaba ailece yapacağınız bu alışverişi eşiniz çocuklarınız nasıl karşılayacak? ilginçtir; kimseden itiraz yok! Herkes hemen yola çıkmanın heyecanı içinde.

Üstelik bu alışverişi internet üzerinden değil, adı sam duyulmamış bir mağazadan yapacaksınız.

Biraz daha detaya girip inceliyorsunuz. Tam bu sırada aniden beyninizdeki ‘bazı merkezler’ birkaç özel sinyal veriyor! Gerçeği görmek, yoğunluğu izlemek ve uygulamayı yerinde takip etmek… Tabii bu arada biraz da değişik bir alışveriş keyfi…

Eşiniz ve çocuklarınızla birlikte mağazaya gidiyorsunuz. Gerçekten büyük bir yoğunluk var. Herkes ‘ailecek’ oraya gelmiş. Ürünler seçiliyor, deneniyor, giyilip çıkarılıyor, kontrol ediliyor. Kasa önlerinde uzun kuyrukların oluşması mağaza açısından yapılan çağrının amacına ulaştığı yönünde.

Fakat siz oraya gidişinizin asıl nedenini kişisel olarak analiz edip anında keşfediyorsunuz: Yaş gruplarının satın alma davranışları, ziyaretçiler arasındaki aile üyelerinin potansiyel müşteri haline gelmesi; mağazanın böylece bir taşla birkaç kuş vurması dikkatinizi çekiyor. Üstelik ürünlere yönelimin psikolojik nedenlerini ailelerin kendi aralarındaki konuşmalarından ve ‘her yaştan müşteri’nin gösterdiği reaksiyonlardan anlıyorsunuz.

BULUŞ SIRASI SİZE GELİYOR

Satış mekânına insanları ‘ailece çekmenin’ şifresi zihninizde birden girişimcilere özgü bir gözlem haline dönüşüyor: Alışverişi kışkırtmanın temelinde sadece ürünler değil, tüm aile bireylerinin birbirini etkilemesi var. Sonuç: Daha fazla satış, daha fazla sürüm ve daha fazla kâr!..

Burada oluşan tablolardan aldığınız izlenimlerle kafanızda şöyle bir şablon oluşuyor: Benzer sistem sosyal medyayı da kullanarak bir ‘sanal market’ haline getirilse nasıl olur?

Dahası, ‘ailecek’ yapılan alışveriş belli günlerde yalnız indirimlerle değil puanlarla da takviye edilse? Tüm mesele müşteri sadakati, aile üyeliklerinin belli kurallara bağlanması… Ve her an duyulmadık görülmedik sürprizler…

Bir başka örnekle devam edelim: Bırakın reel dünyayı; sanal âlemde bile çok renkliliğe ve girişim farklılığına ihtiyaç var. Biraz daha ileri giderek eski bir alışkanlığı değişik bir

kalıba döküp daha gerçekçi şeyler de söyleyebiliriz.

Bugün neredeyse her şeyi satan ‘Amazon’un kurucusu ve ‘The Washington Post’un sahibi ‘Jeff Bezos’ alışveriş deyince sanal dünyayı alışverişe açan bir

isim olarak akla geliyor hemen. Zamanında kitap satışlarında şunu düşündüğünden emin olabilirsiniz: Kitabın özetini ya da fragmanını değil; üyelere belli periyotlarda hediye edilen sayfa numaralarıyla orijinal kitap sayfalarını paylaşmak…

Uygulama için zamanı oldu mu bilmiyoruz. Amaç sonuçta birkaç sayfayla tutku yaratıp satılan kitap hacmini arttırmak…

‘Jeff Bezos’ gibi fark yaratan girişimciler gözlem ve sezgileriyle hareket ediyor; klasik girişimceler ise sadece alışılmış kurallarla. Gözlem süreci çağrışımlarla güçleniyor, farklılıkların kapısını aralıyor. Her şey tüketiciye takılan gözlüğün niteliğine bağlı…

Sonuçta gözlemle yaratılan çağrışımlar o denli güçlü hale geliyor ki, yeni fikirler yeni nesil tüketimin algı dünyasına yerleşiyor.

Tıpkı bir düşünürün söylediği gibi: ‘‘Mevcut uygulamalar alışkanlıkları beslerken her farklılık doğrudan yaşamı etkiliyor! En azından ‘gözlem’ yapabilecek beyinlere şimdiden büyük bir yer açın!”

Nur Demirok / Para






Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir