Çarşamba , Kasım 22 2017
Anasayfa / Girişimcilik / Buluşsal girişimcilik nedir?

Buluşsal girişimcilik nedir?



Girişimcilik özel eğitim gerektirmiyor. Buluşsal girişimciliğin okulu yok. Ufku geniş, belli kültüre sahip, ihtiyaçları yaratan herkes buluşsal girişimci olabilir.

GEÇEN haftaki yazımda ‘sürünün peşinden gitmeyin’ uyarısıyla farklı girişimciliğin erdeminden bahsetmiştim. Özgün işlere meraklı girişimci adaylarına bu hafta ‘inovatif’ (buluşsal) bir girişim örneği vereceğim. Örnek projeyi geçen haftaki yazımı pekiştirme amacıyla kaleme aldım, îşin ince teknik detayları olmakla birlikte, basit ve anlaşılabilir bir dil kullanacağım. Amacım buluşsal girişim nedir sorusuna biraz daha açıklık getirmek, bunu somut bir örnekle açıklamak…

bulussal girisimcilik

ÖNCE YARATICI HAYAL GÜCÜ

Malum, ekonomik kuramlar dâhil, tüm icatlar ya da orijinal ticari fikirler genellikle doğadaki işleyişi örnek alır. Önce “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar” önermesiyle başlayan süreç, insan beynindeki benzetim merkezini tetikler, ‘piktoral’ (hayalde fotoğraf üretme) süreciyle proje giderek olgunlaşır.

Beynin bu eşsiz özelliği çeşitli kombinasyon ve karşılaştırmalar sonucu farklı bir işin öncül ipuçlarını verir. Burada fikirsel konsantrasyon esastır. Günlerce gerçekleşen sıra dışı düşünce ve hayal egzersizinden sonra aniden farklı fikir ortaya çıkar. Biz girişim modellemesi yapan uzmanlar buna ‘fikrin ani çakışı’ adını veriyoruz. Nitekim bu nedenle icatlar ve farklı fikirler görsel literatürde ‘yanan ampul’ şeklinde simgeleştirilir.

Ampulün kısa sürede yanması beynin özelliklerinin yanı sıra, kişinin kültür birikimi, çocukluktan itibaren kazandığı deneyimler ve genlerinden gelen imgesel yoğunlaşma becerisine bağlıdır. Bu nedenle farklı işlere ilişkin buluşsal sürecin sadece araştırma ve gözlemle gerçekleşmediği bilinir.

Her şey psikolojik açıdan kurulacak düşlerin ‘açık’ (manifest) veya ‘gizli’ (latent) olmasına bağlıdır. Şimdi bu sürecin daha çok genetikle ilgili olduğuna inanılıyor. Nitekim bazı yörelerden daha yoğun girişimci çıkması bu gerçekle ilgili olabilir.

GÖZLEM VE DEĞERLENDİRME

Gelelim örnek girişim konusuna: ilk yapılacak şey etrafınıza araştırıcı bir gözle bakmak. Sıvı olarak etrafınızda neler görüyorsunuz? Gıda, ya da endüstriyel hammadde olarak… Belki yüzlerce örnek var. Biz gıdayı örnek alalım: Yaşam kaynağımız su ilk akla gelen örnek. Çay, kahve, meyve suları ve benzeri içecekleri de düşleyebiliriz. Daha yoğun olanları ise, bal, jelâtin, şurup ve krem kıvamındaki tüm gıdalar…

Sıvı ya da sıvılaşmaya yakm her şeyi saymaya kalksak bu sayfanın hacmi yetmez, işin içinde bira, kola, meyve suyu konsantreleri, ayran, yoğurt sıvı yağlar, pekmez, süt, hatta dondurma gibi onlarca endüstriyel ürün var.

Peki, sıvı ve yarı sıvı gıda ürünlerinde en çok rastlanan sorun ne? Çabuk bozulmaları, özel ambalaj gereksinimi ve doğası gereği hacimleri… En kestirme yol bunların uygun bir bölümünü ‘granüle’ etmek. Yani sıvıların tanecik haline getirilmesi işlemi. En tipik örnek suyun buz hali. Ne var ki donunca suyun hacmi genişliyor. Oysa biz hacmin daralmasını ve taşıma işleminin pratik hale getirilmesini istiyoruz. Gıda dışında, kaplıca suyu, kaplıca çamuru gibi sıra dışı örnekleri de bir yerlere not edin bu arada.



İHTİYACI YARATMAK

Projemizin gıda pazarındaki tipik örneği kahve. Eriyebilen hazır kahveler… Buluşsal tarihi çok da eski değil. ‘Nestle Araştırma Laboratuvarları’ uzmanlarından Max Mortgenhaler 1938’de püskürtmeli bir süblimasyon aygıtı vasıtasıyla ilk eriyebilen kahveyi geliştirdi. Bu gün eriyebilir granül şeklinde pazara sunulan kahvelerin ulaştığı ciroyu önce bir düşünün!..

Granülasyon daha çok ilaç endüstrisinde, gıdada, kimyasal proseslerde kullanılan bir teknik. Mikro nitelikte tanecik haline getirmeye

Freeze Drying’ ve bunları birleştirme işini yapan düzeneğe ‘Freeze Dryer’ deniyor. Bir bakıma dondurulmuş katidan suyun uzaklaştırılması ve yeniden tanecikli katı faza geçme işlemi. Tanecikler sıvıyla karıştırıldığında çözünüyor, istenen sıvı hacim ve yoğunluğunu yeniden kazanıyor. Dehidratasyon, yani sıvının ana kütleden ayrıştırılması bu tekniğin ana damarı. Yöntem biraz karmaşık olduğu için son zamanlarda sıvı ürünleri eriyebilir formlara dönüştüren çok daha ucuz yöntemler geliştirilmiş.

Bu konuya odaklanan bir girişimci, örneğin taze sıkılmış nar suyunu vitamin ve aromatik değerlerini koruyarak nasıl granüle edebilirim diye düşünüyorsa dert değil. Bugün maden suları, kola gibi sıradan ürünler dahi ‘Freeze Dryer’ tekniğiyle mikro tanecikli hale getirilebilir.

ONLARCA YENİ ÜRÜN

Önemli olan bu işin dünyasına girip, doğru ürünü bulmakta. Tabii şunu unutmamak lazım: Düşlenen şey bir ihtiyaca dayanıyorsa onu günün birinde birileri mutlaka hayata geçirecektir, işte böylece size aykırı düşünce ya da farklı fikir dediğimiz şeylerden birini örnek vermiş oldum. Yakında

market raflarında yumurta beyazı ya da sarısının saf granül şeklini neden görmeyelim? Endüstride kullanılan şeyler artık mutfaklara giriyor günümüzde. Granül arı sütü örneğin…

Freeze Dryer’ tekniğini hedef alan buluşsal şeyler o kadar çok ki, bunları anlatmaya sayfalar yetmez. Üstelik çoğu raf ürünü olarak düşünülmüş değil henüz. İhracat, lojistik ve sağlık açısından bir şeylerin bulunup, aykırı örnekler olarak hayata geçirilmesinde geniş imkânlar var. Buluşsal girişimciliğe bu örnekten yola çıkarak bir de aykırı noktalardan bakm. Çok parlak iş projeleri göreceksiniz.

• İhtiyacı görmek kadar ihtiyacı yaratmak da önemli. Bildiğimiz patatesi 1853’de gezgin bir satıcı Amerika’da ‘cips’ haline getirerek bir ilki başardı. Herman Lay adındaki buluşsal zekâ bugünün dev endüstrisinin öncü ismi olarak tarihe geçti. ® Dilimize giren bildiğimiz ‘sandviç1 ihtiyaç yaratılmasına bir başka örnek. Oyun masasından kalkmayan bir İngiliz asilzadesinin zaman kazanmak için yaptığı pratik bir icat. Belki de bugünkü fastfood kültürünün doğmasına yol açan devrimsel ihtiyacın ta kendisi.

• Mayonez de öyle. Ve arkasından ketçapın endüstriye girişi… Biri Fransızların, diğeri İngilizlerin mutfak ihtiyacından doğmuş iki raf ürünü. 1800’lerden itibaren bu ayrılmaz ikili dünya mutfaklarında yerini alırken, fastfood kültürünün gelişmesine de yardımcı olmuş.

• Fastfood’un içinde yaratılan başka ihtiyaçlar da var. İlksel örneklerden biri adını Almanya’nın Hamburg kentinden alan bir köfte türü. Biri çıkıp onu sandviç ekmeğinin arasına yerleştirmese endüstriyel yaşamın girdabına giren insanlık ‘hamburgerle tanışmamış olacaktı. Oysa ilk örneği 1700’lerde pide arasına köfte koyan Türkler icat etti. Bir şeyle anılır olmak ve onu pazarlamak önemli…

• Modern zamanlarda ihtiyacı yaratmak gıdayla sınırlı değil, 1921‘de piyasaya çıkan yara bandı, 1905’te büyük popülarite kazanan ve etkisini bugün de sürdüren Amerikalıların ünlü buharlaşan merhemi Vick’s VapoRub mesela…

• 1900’lerin başında sabun yerine ikame olunan ve bir anda ihtiyaç haline gelen şampuan, 1910’dan sonra yine bir ihtiyaç haline gelip 1970’lerden sonra bizde de kullanılan kağıt havlular basit örnekler.

• İhtiyaç yaratma adına son dönemlerin buluşsal fırsatları olarak şunları da atlamayalım: Neredeyse her evde yer alan 1942 doğumlu mutfak robotları, modern mutfakların olmazsa olmazı 1948 icadı alüminyum folyolar, 1960’lardan sonra DuPont firması sayesinde ihtiyaç haline gelen teflon tava ve tencereler. 1945 icadı olup plajlar için satılan güneş kremleri ve deri kanserlerinin artması sonucu 1990’lardan sonra sokağa çıkarken bile mutlaka kullanılması gerektiğine inanılan yeni nesil güneş kremleri…

Nur Demirok / Para / www.isfikirleri-girisimcilik.com






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir