Pazartesi , Ekim 23 2017
Anasayfa / Kariyer ve İş İlanları / Yöneticilik becerisi biraz daha bağırsakların sağlığına bağlı!

Yöneticilik becerisi biraz daha bağırsakların sağlığına bağlı!



Bağırsakları sağlıklı olanların yönetim, girişim ve yaratıcılıklarının da yüksek olduğu ortaya çıktı. Son yıllarda yapılan araştırmalar beyin ile bağırsaklar arasında önemli bir bağlantı olduğunu gösteriyor…

BU başlığı garipseyebilir, hatta peşinen reddedebilirsiniz. Gülümseyip geçmeniz de mümkün. Fakat bu bir iddia değil, son araştırmaların ortaya koyduğu gerçek. Evet, insanlar beyniyle düşünüyor, araştırıyor; düşlerini kimi zaman buluş; kimi zaman da bir yönetim disiplini haline getiriyor.

Her yeni fikir, akim direksiyonu olan beynin kılı kırk yaran süzgecinden geçtikten sonra aksiyon haline dönüşüyor.

Beynimizle düşünüyor, araştırıyor, düş kuruyor, plan yapıyor, düşündüklerimizi aksiyon haline dönüştürüyoruz. Tek şartla ki, bir insanın bağırsağı henüz tam bilinmeyen bazı görevlerini yerine getiriyorsa…

BEYİN BAĞIRSAK İLİŞKİSİ!

Benlik değerlerimizi oluşturan tüm duygular, belleksel işlevler, organların koordinasyonu, korku ve sevinç gibi onlarca, yüzlerce mekanizma ile çeşitli dürtüler sadece beyin sayesinde gerçekleşiyor. Fakat beyinsel aktivitelerin sağlıklı gerçekleşmesi biraz da bağırsaklara bağlı.

Bağırsaklar ne kadar sağlıklı olursa ‘yaratıcılık’, ‘girişimcilik‘, ‘kendinden emin olma’, ‘yönetim tutkusu’ gibi birçok işlev mükemmel hale geliyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar beyin ile bağırsaklar arasında önemli bir bağlantı olduğunu ortaya koymuş.

Bilimsel ayrıntılara girmeden şunu söyleyebiliriz: Bağırsaklar sadece beslenme işlevinin bir parçası değil, beynimize ulaşan duygusal sinyallerin çoğunu üreten bir sensör gibi çalışıyor. Bağırsakların akıllara durgunluk veren bir sinir sistemi yanında kendine özgü bir dünyası var.

Tokluk hissinin yarattığı mutluluktan, ani bir korkunun sonucu oluşan ishal durumuna kadar beyin bağırsak ilişkisinin bazı gizil kodları artık iyi biliniyor.

Şimdi buna beyin ve barsak arasındaki bilgi ve enerji alışverişi de dâhil olmuş durumda. Karar mekanizmalarını beyin ile bağırsaklar arasındaki enerji ve hormon aktivitelerinin sağladığı ortaya çıkmış!

BAĞIRSAKTAKİ ‘AKILLI’ BAKTERİLER!

Tüm bunların yanma bugün bir gerçek daha katıldı: Bağırsaklarda yaşayan bakteri popülasyonları insanların sadece fizyolojik faaliyetine yön vermiyor, his dünyasının da düzene girmesini sağlıyor.

Bu uzun öykünün sonunda ortaya çıkan şu oldu: Normal bir insanın bağırsağında 100 ila 120 trilyon yararlı bakteri bulunuyor. Araya karışan ve genel popülâsyona göre daha az sayıda olan zararlı bakteriler ise pasif biçimde çok daha az sayıda.

Yararlı bakteriler bağırsak lümeninde (iç duvarında) kendilerine yer tutuyor; hem bağırsak dokusunu koruyor, hem de bağırsak faaliyetine (dolaysıyla da beyinsel aktivitelere) yön veriyor.

Garip olan şey, yetişkin insan vücudunun hücre sayısının 10 katı bakterinin bağırsaklarda bulunması. Oldukça şaşırtıcı bir gerçek. Yüz trilyonu aşan bağımsız bakteri kolonilerinin ağırlığı ise neredeyse iki kiloyu buluyor.

Yani ağırlığımızın yaklaşık iki kilosu bizimle simbiyotik yaşayan yararlı mikroplardan oluşuyor. Uyum içinde birlikte yaşadığımız yararlı mikropların (bakterilerin) temel işlevi ise sindirim faaliyetlerinin içinde yer almak ve besinlerin hazme dilme sini sağlamak.

PROBIYOTIKLERIN YENİ KİMLİĞİ…

Bakteriler hazım için enzim salgılama işlevlerinin yanı sıra beyin komutuyla üretilen bazı hormonların faaliyetine de katılıyor. Bunların onlarca çeşidi var. Büyük bölümü son zamanlardaki moda tabiriyle ‘probiyotik’ olarak anılan yararlı mikroorganizmalardan oluşuyor.

Bağırsaklardaki toplam bakteri nüfusunun yüzde 5 ila 10’u ise pasif patojen (hastalık yapan) mikroplardan ibaret. Denge patojen mikropların artmasıyla bozulursa ciddi hastalıklar ortaya çıkıyor. Probiyotik temelli organizmalar öyle güçlü ki, 280 metrekareyi bulan toplam bağırsak yüzeyine tutunup, herrr’-sağlam bir bariyer, hem de üretim yapan mini imalathane haline geliyorlar.



Probiyotikler üretimi azaltır ya da durdurursa zararlı mikroorganizmalar üstünlüğü ele geçirip bağırsak duvarını tahrip ediyor, alerjik reaksiyonlardan, sayılamayacak kadar çok hastalığa yol açıyorlar.

Bunların arasında ‘psikogenik’ (ruhsal) hastalıklar da var. Bazı patojen mikroorganizmalar sürekli ‘depresyon’, ‘hiperaktivite’, ‘bipolar bozukluk’ gibi psikolojik hastalıklara neden oluyor. Fakat en çok görülenler diyabet, romatizma, ülserli kolit, sedef, egzama, obezite gibi bilindik fiziksel rahatsızlıklar.

MUTLULUK HORMONU BAĞIRSAKTA…

Peki, tüm bunların ‘yöneticilik’, ‘girişimcilik’, ‘yaratıcılık’ gibi iş dünyasında sözü edilen faaliyetlerle ne ilgisi var? İşte bunca laftan sonra işin püf noktasına geliyoruz: Amerikalı uzmanların kısa bir süre önce kesinleştirdiği gerçeğe göre mutluluk hormonu olarak bilinen ‘serotonin’in sadece beyinde üretilen bir sinirsel geçiş maddesi (nörotransınitter) olmayıp; beyinle birlikte bağırsaklarda da sentezlenip üretildiği ortaya çıkmış. Şimdi bu konuda yoğun araştırmalar var. Bağırsağı mutlu insanlar daha fazla yöneticilik ve girişimcilik yeteneğine sahip oluyorlar.

Serotonin beyinsel aktivitelerde dengede olduğu sürece yönetimde risk alma ve planlama yeteneğinde artış görülüyor. Bu yeteneğin üst düzeyde görüldüğü insanlar bağırsak problemleri olmayan bireyler. Önemli ayrıntı ise beslenme rejimiyle ilgili. En başta probiyotik zenginliği yöneticiler için çok önemli.

İşin bir başka gizemi daha var; yaratıcı ve girişimci toplumlarm diyetlerine bakılıyor. Un içeren karbonhidrat ağırlıklı beslenmekle yeterince yönetsel güç elde edilemiyor. Bu da yöneticiliğin arka planındaki diğer gerçek…

Sonuçta doğru ve yeterli beslenmeyle her aksiyon bir fırsata; her fırsat bir aksiyona dönüşüyor. Elbette bu tür kurguların yönetim merkezi insanın o benzersiz biçimde evrimleşmiş beyni ve de sağlıklı bağırsakları.

KEŞİFTEN ONCE KENDİNİ KEŞFET!

Yöneticiliğe ya da girişimciliğe soyunan her insanın önce kendisini tanıması gerekiyor. Örneğin bugün sinsi bir şekilde kendini gösteren, nedeni henüz bilinmeyen ‘IBS’ (Irritable Bowel Syndrome) dünyada hızla yayılıyor.

Yerel tıp otoritelerinin ‘Huzursuz Bağırsak Sendromu’ adını verdiği bu hastalık bizde çok yaygın. Toplumun neredeyse yüzde 20’si bu hastalıktan şikâyetçi. Üstelik teşhis kolay konamıyor. Düzensiz bağırsak hareketleri, spazmlar, ishal ve kabızlık şikâyetleri ve ruhsal sıkıntılar… Öte yandan geçmişte yöneticilerde daha az görülen ülserli kolit ve kolon kanserlerinde de ciddi artış var.

Kişisel görüşüm yakın gelecekte yöneticiler için yalnız bedensel değil, onların ruhsal sağlığı açısından da ‘prebiyotik’ ve ‘probiyotik’ ağırlıklı gıda tüketimi hız kazanacak, bağırsaklardaki yararlı bakteri sayısında denge oluşacak. Toplumumuzda sağlıklı beslenme prensibi yönetici ve girişimciler için vazgeçilemez kural haline gelecek.

Nispeten bakir kalmış bu topraklardan daha fazla yönetici ve girişimci çıkması artık hayali bir hipotez değil. Beslenmede yöneticiler özel diyet planları yapıldığında Türkiye’nin önüne yeni kapılar açabilir. Bu konuda bilimsel araştırmalar devam ediyor.

ÜRETKEN TOPLUMLARDA BESLENME

Son olarak şu notu eklemekte yarar var: Gerçek turşu, doğal fermantasyonla elde edilmiş sirke, organik yoğurt, eskitilmiş peynirler tüketildikçe bireylerin yaratıcılığı artıyor; fermente soya ve yosun türleriyle beslenen toplumlarda olduğu gibi yöneticilik heyecanı ve girişimcilik zirve yapıyor. Bu konuda Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu ülkelerinin yöneticilere özel beslenme rejimlerine bir göz atmak kâfi…

Probiyotik beslenme olgusunun girişimcilik ve mutluluk arasındaki ilişkisi üzerinde şimdi özel araştırmalar başladı. Yakın gelecekte toplumlarm üretken olmasında bağırsakların rolünü daha iyi anlamış olacağız. Bu yolculukta geçmişin ‘İlya Metchnikof undan günümüzde Amerikalı genetikçi ‘Francis Collins’e kadar konuyla yakın ve uzaktan ilgilenen yüzlerce bilim insanı var.

Daha şimdiden Japonya da başta ‘natto’ olmak üzere fermente gıdalarla beslenen bireylerde girişimcilik ve icat arzusunun arttığına ilişkin sonuçlar elde edilmiş. Aynı konu Amerika’da Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün ‘National Institutes of Health’ (NIH) araştırmalarına da yansımış durumda. Ortaya çıkan sonuç şu: Yalnız beyniyle değil; bağırsaklarıyla da düşünebilen insanların önü hep açık!..





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir