Anasayfa / Ekonomi - Borsa - Hisse Senedi / Petrol Fiyatlarının Düşmesi ve Emtialarda Değer Kaybı

Petrol Fiyatlarının Düşmesi ve Emtialarda Değer Kaybı



Büyüme endişeleriyle petrol fiyatlarının 80 dolarlara düşmesi ve emtialardaki değer kayıpları kısa vadede işimize yarıyor. Ancak dış koşullardaki kötüleşmenin devam etmesi eninde sonunda bizi de vurur. Buna rağmen şimdilik dünyadan kısa vadeli sürpriz pozitif ayrışmalar yaşayabiliriz…

GEÇEN haftaki yazımda piyasalarda dalgalı bir haftanın yaşanabileceğini vurgulamıştım. Sadece bizim piyasalarımızda değil, neredeyse tüm dünya piyasalarında dalgalanma yaşandı. ABD borsa endekslerinde sert düşüşler olurken ABD tahvil ve bono piyasalarında özellikle 10 yıllık ve 30 yıllık tahvillerin faizlerinde çok sert gerilemeler gördük. Yurtiçinde ise BIST-100 endeksi 73 bin seviyesinin altında kapanış yapmadı. Dolar/TL kurunun bu tür bir ortamda en azından 2.2850 seviyelerinin üzerinde kapanış yapmaması olumluydu.

petrol dusmesi

Amerika’da VIX endeksi olarak bilmen ve piyasalardaki genel dalgalanmayı (volatiliteyi) ölçen grafikte gösterilen endeks, aynı zamanda korku endeksi olarak da biliniyor. Bir bakıma son iki haftada uluslararası piyasalarda ciddi bir korku oluştuğunu söyleyebiliriz.

Peki neler oluyor? Dış piyasalarda korkular bu kadar depreşmişken bizim piyasalar en azından geçen hafta neden çok büyük negatif reaksiyon vermedi? Bu soruları artırmak mümkün. Fakat öncelikle VIX’in son durumuna bakmakta fayda var…

VIX grafiği geçmişteki önemli krizlerde genellikle 45-50 aralığında değerler alıyordu. 2008’de yaşanan küresel krizde ise endeks 90 seviyelerine kadar yükseldi. 2010 yılında Yunanistan’ın borçlarının bilinenden fazla olmasının anlaşılmasından sonra VIX endeksi yeniden 48 seviyelerine kadar çıkıyor. Ardından Yunanistan’ın borçları siliniyor, endeks 20’nin altına geriliyor. 2011 yılı sonlarında ve 2012’nin ilk altı ayında VIX endeksi bu sefer İspanya ve İtalya’nın borçlarını ödeyemeyeceği endişesi ile yükseliyor.



Hatırlanacağı üzere bu dönemde, bu iki ülkenin faizleri yüzde 7.50 seviyelerini geçmişti. Diğer borçlu ülkelerin faizleri ise çok daha yüksek seviyelere çıkarken Yunanistan ve Portekiz’in piyasalardan borçlanması mümkün olmamıştı. Krizi sonlandıran manevra Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi’den gelmişti. Draghi gerektiğinde ve ilgili ülke başvurduğu takdirde bu ülkelerin tahvillerinin ECB tarafından alınabileceğini söylemişti. Bunun sonrasında İspanya ve İtalya’nın faizleri izleyen iki yıl içinde yüzde 2’lere kadar geriledi. Böylece Avrupa’da çok büyük bir tahvil balonu da oluşmuş oldu. “Nasıl olsa bir şey olursa ECB bu tahvilleri alacaktır” varsayımı ile hareket eden piyasalar şimdi bu konuda şüpheye düştüler.

Çünkü yaklaşık üç hafta önce IMF küresel bazda büyüme tahminlerini aşağı çekti. Almanya’dan gelen sanayi üretim ve ihracat verileri beklentilerin çok altında kaldı. Draghi ekonomik büyümenin çok zorlandığını söyledi. ABD’den pis kokular gelmeye başladı.

Eğer faiz artırımı başlar ve dolar daha fazla değer kazanırsa, bu durum ABD ekonomisinin yavaşlamasına sebep olacaktı. Yani denklem şöyle çalışıyor; büyüme yoksa vergi geliri yoktur. Vergi geliri yoksa borçlu AB ülkelerinin bütçeleri borçlanmayla finanse edilmeye devam eder. Artan borçları sürekli olarak finanse etmek mümkün olur mu? Olabilir, fakat bu borçları bankalar satın alıyor ve bankaların daha fazla devlet kağıdı satın alması için daha fazla tasarrufa ihtiyaç var. Ama büyüme sıfıra yaklaşırken kimsenin geliri artmıyor. Birisi çıkıp da ECB’ye “elimdeki tahvilleri haydi al bakalım” dese Draghi bunları alabilir mi? AB gibi 27 ülkenin karar vermesi gereken bir yapıda Draghi bu borçları satın alamaz. Şu an son çare büyümenin ivme kazanması. İşte bu yüzden ECBB faizleri sıfıra indirdi. Ama bu önlemler bir türlü ekonomik büyüme motorunu ateşlemiyor. İşte sorun bu. Büyüme yoksa vergi geliri yok. Eğer bu endişeler artmaya başlarsa ve bir şekilde ECB test edilmeye kalkışılırsa 2008’den daha beter bir krizle karşı karşıya kalabiliriz.

İşte bu yüzden korku endeksi yeniden 37 seviyelerine kadar yükselmiş bulunuyor.

Peki bizim piyasalarımız bu türbülansa nasıl dayanıyor? Bizim sorunumuz borç sorunu değil, cari açık sorunu. Büyüme endişeleriyle petrol fiyatlarının 80 dolarlara düşmesi, emtialardaki değer kayıpları kısa vadede işimize yarıyor. Faizlerin kısa sürede artırılamayacak olması da öyle. Bu yüzden dayanıyoruz ama bu da sürdürülebilir olmayabilir.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir