Anasayfa / Bilim - Teknoloji - İnovasyon / Kemikleri Okumak, Kemiklere Yazılı Tarih Sırları

Kemikleri Okumak, Kemiklere Yazılı Tarih Sırları



Kemikleri Okumak

Kemiklere yazılı tarih sırları

Orta Çağ’dan bu yana hastalıkların ve ölümün tarihi

Tarihteki en öldürücü hastalıklardan biri olan veba ve çiçek geri mi dönüyor?

13 Aralık 2013’te Science dergisinde Ann Gibbons tarafından ilginç bir haber yayımlandı.

Editör, bu yazıyı okuyuculara “Kemikleri Okumak” başlıklı bir ön yazıyla duyurdu.

28 Ocak 2014’te de Lancetlnfection Disease adlı dergide yayımlanan bir makalede, 541 yılında yaşanan ve 100 milyon kişinin ölümüne sebep olan “kara ölüm” veba salgını anlatılıyordu. Antropologlar tarihe ışık tutmak istiyor. Paleopatologlar (eski zamanlardaki hastalıkları inceleyen bilim insanları) ise Orta Çağ’da milyonlarca kişiyi öldüren kolera ve veba gibi hastalıkların izini sürerek açlık ve savaş dönemlerinde insanların sağlık durumları ile ilgili veri toplamak istiyor.

Adli bilimciler ise kemiklerden elde edilen verem, veba ve kolera gibi mikropların DNAsını elde ederek bu hastalıkların tarihi seyrim ortaya çıkarmak istiyor.

Herkesin amacı farklı olsa da hedef aynı: Bilim yapmak, veri üretmek, insanlığa faydalı olabilmek.

Kısaca Lucca’daki 1000 yıllık mezar hem kamuoyuna hem araştırmacılara yeni bilgiler sunuyor.

kemikleri okumak

Lucca

19 Mayıs 2013’te ziyaret ettiğim Lucca, tarihi dokusu korunmuş bir Orta Çağ kenti. Hıristiyan hacıların güzergâhında bulunan bir kilisede son birkaç yıldır kazılar sürüyor. Ohio Eyalet Üniversitesinden biyolog ve antropolog Giuseppe VerceUotti terk edilmiş Orta Çağ kilisesindeki kazıların sorumlusu. Yaklaşık 50 kişilik bir ekip yaz aylarında sıcak altında, yoğun tempoda çalışıyor. Bir gün bir metre derinlikte, yanmış tuhaf bir şeyler ve çürük ceset kokusunu bastırmak için kullanılan bir kireç katmanı buldular. Ağır ceset kokusunun ortasında aklınıza ilk ne gelir?

“Bir toplu mezar bulduk” diye düşündüler. Ama içlerini bir endişe kapladı. Çünkü kemiklerden kendilerine hastalık bulaşabilirdi. Cesetler çukura atılmış ve alelacele kireçle kapatılmıştı, ama bu çukura kimlerin atılmış olabileceğini kimse tahmin edemiyordu. Yoksa bunlar veba kurbanları mıydı? Orta Çağda 500 bin kişiyi öldüren “kara ölüm” yani veba araştırmacıların ilgi odağıdır. Çünkü kuş gribi, SARS, kolera ve AIDS gibi virüs ve bakterilerin yol açtığı enfeksiyon hastalıkları hâlâ toplu ölümlere ve büyük salgınlara yol açar.

Okumasını Bilene Kemikler Çok Şey Söyler

Radyoizotop analizlerinin sonuçlarına göre mezarların 1000 yıldan yaşlı olduğu tespit edilir. Kemiklerde çok şeyler saklı, tabii “okumasını” bilene. Mezarda yatanlar ne zaman ve nerede doğdu, ne yediler, sosyal statüleri neydi? Hangi hastalıkları geçirdiler? Bu soruların hepsini kemikleri okuyarak cevaplamak mümkün. Kısacası, kemikler sırlarla dolu. Araştırmacıların amacı hastalıkların tarihi seyrini ve bu hastalıklara sebep olan mikroplarda ne gibi genetik değişiklikler olduğunu saptamak. Çünkü bunlar anlaşılırsa günümüzdeki salgınları anlamak da kolaylaşacak. Örneğin Almanyada 1500 yıllık bir mezarda bulunan kemiklerden alınan diş örnekleri inceleniyor. Bu mezarın MS 541-543 yıllarında Bizans İmparatorluğunu kasıp kavuran ve 40 milyon kişinin ölümüne sebep olan Justinian Vebasından ölenlere ait olduğu tahmin ediliyor. Araştırmacıların amacı, farelerden insanlara bulaşan ve vebaya sebep olan Yersinia pestis adlı bakterinin genetik şifresini ortaya çıkarmak, günümüzde ortaya çıkabilecek salgınların önüne geçebilmek ve eski ve yeni virüsler arasındaki genetik bağı ortaya koymak. Tarihte üç büyük veba salgını biliniyor: 6.-8. yüzyıllar arası Justinian Vebası, 14.-17. yüzyıllar arası ikinci büyük salgın ve 19.-20. yüzyıllar arası üçüncü salgın. Benzer şekilde yoksul ülkelerdeki en öldürücü hastalıklardan olan koleranın da tarihteki izleri sürülüyor. Yersinia pestis adlı bakteri, insanoğlunun tarihte karşı karşıya geldiği en azılı düşmanlardan biri olarak biliniyor. Pirelerle yayılan bakteri, çok kısa bir sürede Avrupa’yı kırıp geçirmişti. 2011 yılında Yersinia pestis’in DNA kodunu çözen ve bu çalışmasını Nature dergisinde yayımlayan Profesör Johannes Krause “Şu an varolan veba türlerinin hepsi, Orta Çağda ortaya çıkan bu bakterinin doğrudan akrabası” diyor.



Mezardan elde edilen dişlerden DNA elde etmeyi başaran uzmanlar Yersinia pestis’in genomunu ortaya çıkardı, ama ilginç bir şeyle karşılaştılar. Justinian Vebasının Afrika kökenli olduğu düşünülürdü, ama Asya kaynaklı olduğu bulundu. Yine Justinian Vebasına sebep olan Yersinia pestis’in genetik yapısı, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan vebaya yol açan Yersinia pestis’in genetik yapısından farklıydı. Bakterinin genomu çevre koşullarına uyum göstermişti. Bu bilgiler Lancet Infection Disease dergisinde yayımlandı. Araştırmacıların artık modern veba salgınlarına daha donanımlı yaklaşacağı tahmin ediliyor. Eski mikropların DNA’ları, bugünün araştırmacılarının, kolera ve grip gibi hızlı gelişen hastalıkları ve bunların salgınlarını anlamasına yardımcı olabilir. Uzmanlar, kemikleri analiz ederek hastalık yapan ve kemiklerde iz bırakan patojen mikroplar hakkında bilgi edinmekle kalmayıp o dönemin sosyo-kültürel ortamı hakkında da fikir sahibi olabiliyor.

Gizemli Sırlar

2011de American Journal of Physical Anthropology dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre Kuzey İtalyada yüksek statülü bir Orta Çağ erkeğinin boyu ortalama 171 cm. idi. Daha düşük statüdekiler için ise 164 cm. idi. Boy sağlık için önemli bir göstergedir. Orta Çağda sağlık daha kötüye gitmiş, savaşlar ve kıtlık yüzünden yiyecek daha da kıtlaşmıştı. Tarihi kayıtlar din adamlarının köylülerden daha iyi beslendiğini gösteriyor. Diğer yandan bu grup soylulara göre daha düşük kalitede besleniyor. En iyi beslenenler asiller, sonra rahipler, sonra halk. Kazılarda elde edilen bilgiler kültürel etkileşimler hakkında da bilgi veriyor. Örneğin kazdarda bulunan İslam dönemine ait bir testinin Kuzey Arabistandan izler taşıdığı görüldü. Seyyahların veba ve cüzzam gibi hastalıkları Avrupa’ya taşıdığı düşünülse de bunun kanıtlanması hayli zor. Çünkü eski bilgilerin yanlış olduğunu gösteren birçok çalışma var. Avrupa’ya gelen hastalıklar kökenini Ortadoğu’ya gelen Haçlılardan almış da olabilir, Afrika veya Uzakdoğu’dan da. Hıristiyan hacılar arasında çiçek hastalığı, kızamık, tüberküloz ve tifüs yaygındı ve tedavi imkânları sınırlı olduğu için hastalıklar daha hızlı yayılıyordu.

Mumyadaki Çiçek

Bugüne kadar, hiç kimse insan cesetlerinde bulunan çiçek virüsünün ne kadar canlı kalabildiğini bilmiyordu. Firavun V Ramsesln 3200 yıllık mumyasında çiçek hastalığının izlerine rastlandı, ama virüs elde edilemedi. Çünkü DNA fazla hasar görmüştü. 2011 ‘de New York’ta bir inşaat kazısı sırasında demir bir tabut ve içinde bir Âfrikalı-Amerikalı’nın iyi korunmuş haldeki cesedi bulundu. Yaşı 160’tan fazla olan bu tabuttaki kişinin Afrika yerlisi olduğu ve o dönemde bu kadar varlıklı olamayacağı düşünüldü. Sonra bu iyi korunmuş ve demir tabuta konulmuş mumyanın karantina arrıaçlı yapılmış olabileceği akıllara geldi. Ama yine varioia yani çiçek virüsü elde edilemedi. 2004yılında ise Yakutistan’da 300 yıllık bir mumya bulundu. Buradan az da olsa virüs DNA’sı elde edilebildi. Şimdi uzmanlar 1977 yılında aşılamalar sayesinde kökü kazınan çiçek virüsünün cesetlerden tekrar çıkarak hastalık yapıp yapmayacağını araştırıyor (“SmallpaxB/atch”, Nature, 1 Mayıs 20.14).

Mona Lisa ve Asil Diyeti

Gençliğinde güzelliğiyle ünlü olan, 1503’ten 1568e kadar yaşamış soylu bir kadın olan Maria d’Aragona obez olarak öldü. 2008de kemiklerdeki kolajen proteinlerinin karbon ve nitrojen analizleri yapıldığında bol miktarda et yedikleri anlaşıldı. Rönesans döneminde yaşayan Aragona Ailesi bol et tüketerek, sağlıksız beslenmişti. Uzmanlar, elektron mikroskobuyla Mariad Aragonas’ın mumyasında geniş bir ülser tespit etti. Ayrıca sifilise neden olan bakteri (Troponnema pallidium) ve cinsel yolla bulaşan papilloma virüsü de mumyada bulundu. Araştırmacılar Mariamn uzak akrabası olan İsabellayı da inceledi. İsabella Milan dükü ile evliydi. İsabella, Leonardo da Vincinin Mona Lisa’sma model olan kişi olarak bilinir. Kadm iskeletinin dişleri dikkatlice incelenince diş minesinin çoğunun aşınmış olduğunu ve bazı diş minelerinin siyah olduğu görüldü. Siyah diş neye işarettir? Zehirlendi mi acaba? Siyah diş, yüksek miktarda zehirli cıva alımı demekti. İsabella bilmeden kendini zehirlemiş de olabilirdi. Nasıl mı? O zamanlar sifilisi tedavi etmek için çok etkili olmayan bir yöntem olarak cıva kullanılıyordu. 1524’te 54 yaşında Napolide ölen İsabella dAragonayı kendi ilaçları zehirlemiş olabilirdi.

Bu çalışmalar neyi gösteriyor? Çok eski zamanlara ait olsa da bir bölgedeki kıtlıklar, savaşlar ve orada yaşayan insanlar hakkında çok fazla bilgiye ulaşabiliriz. Nasıl beslenmişler, kültürel ve sosyal hayatları nasılmış? Toplu ölümlere ne sebep olmuş? Bu sorulara cevap vermek mümkün. Paleopatologlar antikçağlardaki hastalıkların epidemiyolojisini ve insanların yaşam tarzlarmı ortaya çıkarabilir.

Ülkemiz toprakları Urartulardan Hitit-lere, Selçuklulara, Romalılara, BizanslIlara ve Osmanlılara ev sahipliği yapmış bir medeniyetler beşiği. Bu topraklarda binlerce iskelet toprağın altmda yatıyor. Pale-ontologlar ve arkeologlar için çok zengin bir araştırma sahası. Marmaray kazılarında bile onlarca mumya ve iskelet ortaya çıkarıldı. Fakat ülkemizde bu konularda uzman sayısı çok az. Anadolu bozkırları bu alana yönelecek araştırmacı ve akademisyen adaylarını bekliyor. Kemikleri okuyup onların sırlı dünyalarmı aydınlatarak tarihe ışık tutmak sizlerin elinde olabilir.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir