Anasayfa / Girişimcilik / Girişimci olmanın en zor yanı, inandığın fikre destek bulmak

Girişimci olmanın en zor yanı, inandığın fikre destek bulmak



Belki de bir girişimci olmanın en zor yanı, inandığın fikre destek bulmak.

Halil Erdoğmuş, Ebebek fikrini ilk ortaya attığında “Boş işlerle uğraşıyorsun” eleştirisi almış. Mobicar’m kurucusu Emir Günel’in fikri “hayalci, uygulanması zor ve vakit kaybettirecek bir proje” olarak suçlanmış. HotelRunner’m kurucusu Ali Beklen ise “Endüstriyi tek başımıza değiştiremezsiniz” yorumuyla karşılaşmış. Ama bu girişimciler, tüm bu olumsuz yorumlara rağmen büyük bir inanç ve tutkuyla çevrelerini ikna etmeyi başardı.

Girişimci için yeni bir iş fikri oluşturmak kadar önemli bir adım da o işi hayata geçirecek, birlikte çalışacak, yatırım yapacak insanları ikna edip fikrin etrafına toplamak.. .İnternetin olmadığı bir dönemde American Online’ı (AOL) kuran girişimci Steve Case için de bu, kariyerinin en zorlu dönemeci oldu.

ikna

“25 yıl önce AOL’u ilk kurduğumuzda benim için en zor olan, insanları internete inandırmaktı. Tabii şimdi bu çok çılgınca geliyor, çünkü artık hayatımızın bir parçası haline geldi” diyen girişimci Steve Case, ilk işe giriştiklerinde nüfusun sadece yüzde 3’ünün, o da sadece bir saatliğine internette zaman harcadığını açıklıyor. Case, “Bu yüzden insanları şirkete katmamız, sermaye toplamamız zor oldu. Ortaklıklar kurmamız da çok zor oldu, çünkü çoğu bu fikre inanmıyordu. Ben her sektörden pek çok girişimcinin aynı problemi olduğunu düşünüyorum. İyi bir fikirleri var. Ama insanları bu fikre nasıl ikna edecekler? İlk takımlarını nasıl kuracaklar?

İlk önce girişimci, işin kurucusu olarak sizin fikrinize inanmanız lazım. Ardından da etrafınızdakileri, beraber çalışacaklarınızı bu fikre ikna etmelisiniz.” Tiirkiyede de girişimciler Case ile aynı zorlu süreçlerden geçiyor. Özellikle de 2000’lerin başında girişimcilik bu kadar gelişmemişken kendi fikirlerini hayata geçirmeye koyulanlar için bu ciddi bir mücadele anlamına geliyordu. Ebebek’in kurucusu Halil Erdoğmuş o dönemi, “2001de online alışveriş insanlar tarafından çok kabul gören bir iş değildi, yepyeni bir alandı. Türkiyede insanlar katalogdan alışveriş yapma fikrini dahi kabullenememişti” diye özetliyor. Bu noktada Türk girişimciler hem onları ‘garantili’ işlere yönlendiren yakın çevrelerini hem zorlukla ikna ettikleri iş ortakları ile yatırımcıları ikna hikayelerini şöyle anlatıyor:

“ÇOK AZ İNSAN BANA İNANDI”

Bu örneklerden Ebebek’in kuruluş hikayesi, 2000’li yılların başlarına dayanıyor. Ebebek’in kurucusu Halil Erdoğmuş’a göre, kuruldukları 2001’de internetten alışveriş yapmak bile herkes için hayalken sadece anne bebeğe yönelik bir e-ticaret sitesinden alışveriş yapmak çevresine imkansız gibi geliyordu. Erdoğmuş, “Bu fikri ilk ortaya attığımda kendi yakın çevrem dahil çok az insan bana inandı. Çevremdeki birkaç kişi ve sektördeki birkaç firma sayesinde bu hayalimizi hayata geçirebildik. İlk günlerde yakın çevremde boşuna bu işlerle uğraştığım ve bu işin geleceği olmadığına dair ciddi geri bildirimler aldım. 2003’te yüksek lisans tez savunma seansımda, hocalarım dahi elektronik ticaretin balon olduğu ve insanların dokunmadan ürün alma alışkanlıklarının gelişmeyeceğini savunuyordu” diyor. Ebebek’te yaşanan zorluklar sadece bununla da kalmadı. “Yaptığımız işi anlatabilmek için insanlara, ‘Sanal Akmerkez’ ifadesini kullanıyorduk” diyen Erdoğmuş, “En çok zorlandığımız nokta, tedarikçileri bize ürün vermeleri konusunda ikna etmekti. ‘Ürünümüzü internette sattırmayız’ mantığı, şirketlerin konvensiyonel müşterileri için çok önemli bir kozdu. Haliyle ölçeği çok düşük olan şirketimiz, ürün çeşidini artırmakta uzun dönem zorlandı. 3,5 yıl yılmadan ziyaret ettiğimiz şirketler oldu” şeklinde konuşuyor.

Ancak Halil Erdoğmuş, ekip kurma ve yatırımcı bulmada daha rahat bir süreç geçirdiklerini de şöyle aktarıyor:

“ilk günden beri çalışma arkadaşlarıma attığım maillere ‘Ebebek Ailem’ diye başlarım. Bu işe 2-3 kişiyle başladığımız günlerde olduğu gibi 650 kişilik kadromuz da birbirini aile olarak görmeye devam ediyor. Ebebek’i bugünlere getiren en büyük etken, yaptığımız tüm işlerde takım halinde, ortak kararlar almamız. Yatırımcı tarafında ise 2010’a kadar rakamlarımızın küçüklüğünü görünce ortaklık teklif edenler bir daha aramadı bile, işi büyütmeye odaklanacak bir ortak bulalım derken Amerikalı küçük ortağımız Türkiye’de bir ortaklık görüşmesi randevusu aldı. Mustafa Topbaş’a vizyonumuzu anlattıktan 2 ay sonra Türkiye’nin en başarılı perakende operasyonunu yöneten ailelerden biriyle ortak olduk.”

“KURUMSAL GEÇMİŞİ OLANLAR PESİMİST”

Otomotiv alanında oluşan iki girişimde de kurucular, benzer sorunlarla karşılaştıklarını anlatıyor. Türkiye’ye araç paylaşım konseptini getiren Mobicar’m kurucusu Emir Günel, “Erasmus Üniversitesi’nde uluslararası işletme eğitimi gördüğüm son yılımda, kampüste faaliyete geçen bir araç paylaşım şirketine üye oldum. Bu işi Türkiyede yapma fikri somutlaştıktan sonra yakın çevremle paylaşmaya başladım. Girişimcilik geçmişi olanlardan çoğunlukla çok motive edici, fakat girişimcilik hayatının zorluklarını hatırlatan yorumlar aldım. Kurumsal kariyer seçmiş birçok insanın bakış açısının daha pesimist olduğunu gözlemledim” diye konuşuyor.

Günel fikrinin “hayalci, uygulanması zor ve vakit kaybettirecek bir proje” olarak da algılandığını belirtiyor. Ancak girişimci, hem yurtdışında bu iş modelini kuran hem Türkiye’de finans ‘ alanında güçlü iki danışmanla işe girişti.

Günel yaşadığı zorlukları, “Her iki danışmanın, fikir aşamasından sonra kurduğumuz şirkete ortak olarak değerli destekleri oldu.

Projeyle ilgili görüşmeler yaptığım sırada Erben Öztürk ile tanıştım ve projeyi beraber, ortak sermaye ile hayata geçirmeye karar verdik. Birbirini tamamlayan ortaklıklar ve alt yapısı güçlü bir ekip, yaşadığım tüm engel ve zorlukların üstesinden gelmemi sağladı” şeklinde anlatıyor.

Geçtiğimiz yıl ikinci el araç satışına yönelik SellAnyCar. com’u kuran Saygın Yalçın için ise sektör hazır olduğundan süreç daha sancısız geçti. “Bu girişime başlamadan önce potansiyel müşteriler, alıcılar ve bayilerden oluşan uzman bir ekiple yaklaşık 50 mülakatım oldu. Tepkiler de genellikle olumluydu” diyen Yalçın, tüketici ve şirketleri ikna etme konusunda çok büyük sıkıntılar yaşamadığını söylüyor. Ancak ekip kurma noktasında da zorluğu şöyle aktarıyor: “Bir start up olarak da işiniz büyüyüp olgunlaşırken zamanınızın neredeyse yüzde 40’ını şirkete ekip arkadaşları kazandırmaya harcıyorsunuz. Bu da her dakikanın önemli olduğu ve elinizdeki kısıtlı zamanı en verimli şekilde değerlendirmeyi gerektiren bir çalışma ritmi anlamına geliyor. Ama bu yoğunluk e-ticaret start up’larının olmazsa olmazı ve şikâyet etmek yerine tadını çıkardığım bir koşturmaca…”

“GARİP KARŞILANDIK”



Amerika’da eğitim gördüğü dönemde mezun.com fikriyle girişimcilikle tanışan Medianova CEO’su Serkan Sevim, internet, yeni olduğu ve farklı bir yoldan gittiği için arkadaşları ve büyükleri tarafından garip karşılandığını anlatıyor. “O dönemde girişimci kelimesi de bu kadar popüler olmadığı için ‘Doğru yolda mıyım’ diye kendimi sorguladığım çok gün oldu” diyor.

Sevim, takım kurmada doğru ortaklık yapmanın önemli olduğunu düşünüyor. Sevim, işin ilk dönemini nasıl geçirdiklerini şöyle anlatıyor:

“Önce Boğaziçi Üniversitesi’nden bir arkadaşımı benimle şirket kurmaya ikna ettim. Ardından kendi çevremizden stajyer bulmaya başladık. Bizim o dönemde bir inancımız vardı. Bugün de aynı inanca sahibim: ‘Yarın bugünden çok daha iyi olacak.’ Eğer buna kendinizi gerçekten inandırabilirseniz, hiçbir şeyden çekinmiyorsunuz. Bir start up da çok kötü günler geçirebiliyor. O dönemlerde sadece ileriye doğru yürümek yeterli diye düşünüyorsunuz.”

2002 yılında SadeceHosting’i kurma fikriyle işe koyulan TelecityGroup Türkiye CEO’su Selçuk Saraç da ikna çabasında üç farklı dönem yaşadıklarını söylüyor, “ilk dönemde, hiç referansımız olmadığı için yeni müşterilerimize yoğunlaştık ve kendilerini ihtiyaçlarını çözebileceğimize dair bir ikna yolu izledik” diyen Saraç, şöyle devam ediyor: “ikinci dönemde artık bolca referansımız vardı ve artık ekibi

genişletmemiz gereken sürece geldik. Uzman teknik ekibimi kurarken kişisel bağlantılarım üzerinden ilerledim, ilgim ve geçmiş tecrübelerim, teknik konularda olduğundan hedeflediğimiz ekip arkadaşlarımızı kendimize ve hedefimize inandırmakta zorluk yaşamadım. Üçüncü dönemde pazar daraldığı için yeni ve farklı kanallardaki müşterileri hedeflememiz gerektiğini fark ederek çalışma alanlarımızı genişlettik. Tüm bu süreçlerde dönem dönem zorluklar yaşadık.”

“DESTEKLEMEK İSTEMEYENLER OLDU”

“Türkiye’den dünyaya teknoloji ihraç eden bir firma olmak amacıyla çıktığımız yolda birçok zorlukla karşılaştık” diyen CloudArena Kurucu Ortağı Ali Beklen, finansman ve yatırım güçlüğünü, girişim sermayesi ve devlet destekleri alarak aştıklarını belirtiyor. Bulut tabanlı otel, konaklama tesisi, günlük kiralık daire ve acente satış, yönetim platformu HotelRunner’m kurucusu Beklen, yatırımcıları ikna süreçlerini şöyle aktarıyor:

“Fikri yakın çevremizle paylaştığımızda bu işin çok büyük ve zor olduğu yorumuyla karşılaştık. Endüstriyi tek başımıza değiştiremeyeceğimizi söylediler. Türkiye’nin zorlu şartlarından dolayı Türkiye’de doğan uluslararası bir firma olma vizyonumuzda bizi desteklemek istemeyenler oldu. Biz de onlarla devam etmek yerine şu anda ortaklarımız olan yatırım fonlarını tercih ettik. Şirketimizi Eylül 2011’de, 80 bin dolar sermayeyle kurduk. KOSGEB’in AR-GE hibe programından 180 bin TL destek aldık. Nisan 2012’de 212 Capital Partners’dan 500 bin dolarlık ilk yatırımımızı aldık. KOSGEB ve TÜBİTAK hibe fon destekleriyle satış ve AR-GE ekiplerimizi sürekli geliştirdik. 2. tur yatırımını almak daha kolay oldu.

1,5 yıl içinde Aslanoba Capital ve 212 Capital Partners’dan toplam 2 milyon dolar yatırım aldık.” Amerika’dan Türkiye’ye kolay ve hızlı bir paket yönlendirme hizmeti olması gerektiği fikriyle Amerikadaniste.com’u kuran Seyfi Erol da ilk etapta iş ortaklarını iknada zorluk çektiğini söylüyor. “Öncelikle paketlerimizi taşıyacak bir kargo firması bulmamız gerekiyordu. Büyük kargo firmalarını aradığımda, küçük ölçekli olduğumuz için bize avantajlı fiyatlar vermediler. Sonra New York’ta ofisi bulunan bir Türk kargo firmasını ikna ettim. Firma sahibine ulaşmak için 3 hafta uğraşmam gerekti, ancak işi anlattığımda ‘Tamam yapalım, ilk ofisin de burada olsun’ yanıtı aldım. Heyecanımı paylaşan birini bulduğum için çok mutlu olmuştum. İş fikrine başkalarını inandırmanın tek yolu, o işe ne kadar inandığınızı ve o işi kesin olarak yapacağınızı karşı tarafa hissettirmeniz. Sizin gözlerinizde o kararlılığı gördüklerinde sizinle çalışmak isteyecekler” diyor.

SINA AFRA GİRİŞİMCİLİK VAKFI YKB
“GİRİŞİMCİLİK ORTAMLA ALAKALI”
GİRİŞİMCİ BÜYÜTÜLMEDİM

Hayatım boyunca “kendi işini” yapma kültüründe büyütülmedim, hatta düşünmedim. Ta ki hayatım internetle kesişene kadar… Babam memur, annem sanat tarihçisi. Böyle bir aileden geldiğinizde, çocukluğunuz hep aynı tavsiyelerle geçer: “Oğlum, okulda iyi çalış, ondan sonra da sağlam bir yere gir ve çalış.” ilk başladığım yer KPMG. 12 yıl büyük bir zevkle çalıştım. Bir kez bile “Kendi işimi yapmalı mıyım” sorusunu sormadım. Hatta kendi işini yapanlara hep biraz kuşkuyla baktım. Aldıkları risk bana çok yüksek geliyordu. eBAY DÖNÜM NOKTASI eBay’e geçtiğim gün her şey değişmeye başladı. Şirket satın almalarından da sorumlu olduğum için her hafta “kendi işini kurmuş” insanlarla konuşmaya başladım. Birdenbire etrafım kendi işini kurmuş insanlarla çevrilmişti. Artık kaçış yoktu, bu virüs bana da bulaşmıştı. Sonra ortaklarımla Markafoni’yi kurdum. Bugün sorsanız, girişimcilik dışında başka bir şey yapmak istemediğimi söylerim. Bir insanın “kendi işini yapması” bulunduğu ortamla çok alakalı. Belki ailemde herkes girişimci olsaydı, aklımdan girişimcilik dışında başka bir şey geçmeyecekti.

CİHAT DÜNDAR BIOTA GENEL MÜDÜRÜ
“GARANTİLİ HAYATI TAVSİYE ETTİLER”

DOĞRU BİLDİĞİM YOLDA GİTTİM

Biota Laboratuvarlarf nın ilk çıkışı, istenmeyen tüylerle oldu. Güneydoğu’da askerliğimi yaparken kadınların özellikle dudak ve yüzlerindeki tüyleri gizlemek için bir örtüyle kapadıklarını gözlemledim. Bunu bir fırsata çevirebilir miyim diye düşünmeye başladım, iş fikirlerimi hayata geçirirken yakın çevremden çok olumlu geri dönüşler aldığımı söyleyemem. Daha garantili bir hayatı tercih etmem noktasında pek çok nasihate maruz kaldığımı hatırlıyorum. Sizi seven insanlar genellikle riskin en düşük olduğu yolda ilerlemenizi önerir. Ben de buna benzer bir dönem yaşadım. Başarıya inancım o kadar yüksekti ki bu söylemlere hiç kulak asmadım.

TAKIMA DETAY VERİYORUM

insanlara yeni şeyler sunduğunuzda ilk etapta olumsuz tepkilerin gelmesi çok doğal. Sanıyorum buradaki en büyük şansım, tüketicilerin gerçek problemlerinden yola çıkarak ürün tasarlamak oldu. Bir takımı veya ekibi, kurguladığınız iş fikrine inandırmak için ilk yapılması gereken doğru ekibi oluşturabilmek. Biz, şirketin değerlerini tüm yol arkadaşlarımıza ilk günden başlayarak detaylarıyla anlatıyoruz.

“PROJEYE KALBIM VE AKLIMLA İNANDIM”
İHTİYACI GORDUM

Secretcv. com fikrinin oluşmasında önceki adımlarımın büyük etkisi var. 0 dönem, bir gazetenin insan kaynakları ekini çıkarıyordum. Başarılı şirketlerin insan kaynağına verdiği önemi, ihtiyaç ve sıkıntılarını yakından takip edebildim. Secretcv.com’u 2000 yılında hayata geçirdim.

ZOR BİR FİKİRDİ

0 dönemde İK’yı internete taşımak hayata geçirmesi zor bir fikirdi. Şirketler ve adaylar nezdinde bu bilinci yaratmak için çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekti, inandık, çok çalıştık, sabrettik. Bize inanmalarını sağladık. Yatırım ise almadık, istemedik. Her şeyden önce girişimci olarak fikrinize kendiniz inanmanız gerekiyor. Ben bu projeye en başından tüm kalbim ve aklımla inanıyordum.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir