Perşembe , Ekim 19 2017
Anasayfa / Haberler / Giderek artan eğitim maliyetleri

Giderek artan eğitim maliyetleri



Eğitim sorunu giderek ağırlaşıyor. Bir öğrenci, ailesine bir servete mal oluyor. Ailenin maddi durumu iyi değilse alınan eğitim kredilerinin geri ödemeleri, bir ömür sürebiliyor. İşte bir örnek, ABD’de yüksek öğrenim.

EĞİTİM, her ülkede bir sorun. 1909-1911 arasında Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) yapan Emrullah Efendi, “Şu mektepler (okullar) olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim” demişti ama bu sözler, elbette ki ince, hoş bir espriden başka bir şey değildi. Günümüzde maarifi iyi idare eden ülke sayısı belki bir elin parmakları kadar bile değil. Nüfus artıyor, kültürel yelpazeler genişliyor, talepler bitmek bilmiyor, masraflar kabarıyor.

hayata borc

ABD’de yüksek öğrenim gören öğrencilerin bankalara ve kurumlara olan borcu, geçtiğimiz yıl ilk kez olarak toplamda 1 trilyon doları geçti. Giderek artan eğitim maliyetleri, gençleri alternatif aramaya zorluyor. Üniversite mezunu bir gencin, hayatı boyunca eğitim borcunu ödemesi pek mümkün görünmüyor.

Giderek artan eğitim maliyetleri, hem öğrencileri hem aileleri zorluyor. Aileler, yıllık en az 15 bin dolar tutan yüksek öğrenim masraflarını karşılayamadıklarında bankalardan eğitim kredisi alma yoluna başvuruyor. Bu kredi borcu, öğrenciye, eğer öğrenci evlenirse çocuklarına ve hatta torunlarına kadar kalabiliyor. Devlete ait parasız yüksek öğrenim kuramlarının bile son yıllarda para almaya başlaması, aileleri iyice çaresiz bıraktı.

Ülkede yüksek öğrenim gören 21 milyon öğrenci bulunuyor. Bu rakam genel nüfusun yüzde 6.5’i. Bunlar, 4 bin 600 yüksek öğrenim kurumuna dağılmış du-rurrrda. Bu kurumlarm 2 bin 870’i, dört yıllık eğitim veriyor. 13 milyon öğrenci ise tam zamanlı olarak kaydolmuş. Fakat bu rakam, 2010 yılma oranla 81 bin öğrenci daha az. Bu nedenle üniversiteler, öğrenci çekmek için ailelere çok cazip imkanlar sunuyor. Turlar düzenleyerek üniversitelerini tanıtıyor, ne kadar kaliteli eğitim verdiklerini anlatmaya çalışıyor.

ÖMÜR BOYU YÜK

Her öğrenci üniversiteye, ömür boyu sırtında taşıyacağı bir yükle adım atıyor. Öğrenim bedeli, aldıkları eğitime göre değişiyor. Fakat istatistiklerden, her öğrencinin ortalama 47 bin 700 dolar borçla mezun olduğu anlaşılıyor. 200 bin dolar ve daha fazlasıyla borçlanıp mezun olan öğrencilerin sayısı da hiç az değil. Bu borcun içinde, kitap, kırtasiye, barınma, yiyecekiçecek, ulaşım ve diğer günlük yaşam masrafları bulunmuyor.

ABD’de üniversite ve kolejlerden mezun olma oranı en yüksek, iki bölge var. Biri Colorado eyaleti diğeri de altı eyaletten (Connecticut, Maine, Massachusetts, New Hampshire, Rhode Island, Vermont) oluşan New England bölgesi. En düşük oran ise güney eyaletlerinde.

Mezunların yüzde 40’ı hemen iş bulamıyor. Yüzde 23’ü altı ay ve daha uzun süre işsiz kalıyor. Bir iş bulup çalışanların yüzde 79’u yıllık 40 bin dolar para kazanıyor. Bu, ayda 3 bin 300 dolara karşılık geliyor.

Ama yüzde 25-30 arası vergi ve sigorta kesintilerini düşerseniz ele geçen net para 2 bin 400 doları bile bulmuyor (Yine de küçük bir kasabada yaşıyorsanız ve ev sahibi iseniz bu para fazlasıyla yetebilir).

ÇARESİ ÇALIŞKAN OLMAKTA

Boston Üniversitesi’nden Cecile Thorvil-le, durumu çok iyi özetliyor: “Grafik tasarımı üzerine eğitim görüyorum. İkinci sınıftayım. Üç yıllık eğitimim, şimdilik 55 bin dolara mal olacak gibi gözüküyor. Mezuniyete kadar bu rakam artabilir. Ailem Boston’da olduğu için ekstra masrafım yok. Ama 55 bin dolar borcu, hayatım boyunca nasıl öderim? Iş bulabilecek miyim? Bulsam, borcumu ödeyecek kadar kazanabilecek miyim? Nasıl evlenip çocuk sahibi olurum? Ben ödeyemezsem borç, çocuğuma kalacak. Çocuğun günahı ne? Üstelik bu borç, her yıl faiziyle birlikte çoğalacak.”

Bu karanlık tablo karşısında öğrenciler, ceplerinden ödemek yerine başka yöntemlere başvuruyorlar. En iyi yöntem, çalışkan olmak. Çalışkansanız burs da alıyorsunuz, çok düşük faizli eğitim kredisi de, nakit para da. Georgia ve Florida, bu alanda en iyi iki eyalet.



Öğrenciye finansal yardım iki değişik seçenekle geliyor. Biri bağış programı (grant program) diğeri borç programı (loan program). Birincisinde, adından da anlaşılacağı gibi, aldığınız eğitim parasını geri ödemenize gerek yok. İkincisinde ise size verilen krediyi geri ödemek zorundasınız. Birinci kategoriye girmek için çok kaliteli bir öğrenci olmalısınız. Bu kategoride para; federal ya da yerel hükümetlerden, kamu kuramlarından, özel şirketlerden, hayır işi yapan derneklerden geliyor. Bu desteği arkanıza aldınız mı, çalışma hayatına sıfır borçla başlayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Üniversite mi, kolej mi?

ABD’de okumaya niyetlenen öğrencilerin, genelde kafasındaki en büyük soru, yüksek öğrenimi üniversitede mi yoksa kolejde mi yapacakları üzerinde yoğunlaşıyor. Fark, ne?

Burada her şeyden önce süre önemli. Üniversitede öğrenim süresi, bir kolej programından daha uzun. Ortalama olarak üç ya da beş yılınızı üniversitede geçirirsiniz.

Buna karşılık bir kolej programının süresi, dokuz ay ile iki-üç yıl arasında değişir.

Orta öğrenimden sonra iş hayatına mümkün olduğu kadar çabuk atılmak istiyorsanız, kolej sizin için daha uygun bir seçenek olur.

Kolejlere oranla üniversitelerin yapısı daha farklıdır. Pek çok üniversite programında öğrenciler, değişik program oluşturma seçeneklerine sahiptir. Eğer öğrenimi, yarı zamanlı bir iş ile birlikte yürütmek istiyorsanız, ders saatlerini kendiniz belirleyebilir, bir güne üç-dört saatlik dersler sığdırıp, bazı günleri boş bırakabilirsiniz. Öte yandan kolej sınıflarının katı kuralları vardır. Esnek değildir. Ders saatleri sabit ve yoğundur. Hafta içi her gün sabah 9:00’dan akşam 4:00’e kadar ders görürsünüz. Okulu asmanız size pahalıya patlar. Yarım günlük iş imkanınız da olmaz.

Maliyet, ikinci önemli ayırt edici faktördür. Üniversitede öğrenim süresi daha uzun olduğundan daha yüksek bedeller ödersiniz. Kabaca bir kıyaslama yapmak gerekirse, koleje ödeyeceğiniz paranın yaklaşık iki katını üniversiteye ödersiniz. Sürenin uzunluğunu da dikkate almak gerekirse üniversiteye ödenecek para, üç hatta dört katına ulaşabilir. İyi hesap yapmalı, ona göre üniversite ve kolej arasında tercihte bulunmalıdır.

Bir başka unsur, program değeridir. Üniversiteler, doğal olarak daha büyük kurumlardır. Programları uzundur, çok fazla seçeneği vardır. Açıkça belirtilmese de daha prestijlidir. Bir başka deyişle işverenin gözünde bir üniversite diploması, kolej diplomasından daha değerlidir. İş başvuru formuna yazacağınız “üniversite” kelimesi bile sizin tercih edilme ihtimalinizi büyük oranda artıracaktır.

Bu arada istatistikler, üniversite mezunlarının kolej mezunlarından daha çok para kazandıklarını gösteriyor. Üniversite mezunu bir doktor, her zaman için kolej mezunu bir bilgisayar ustasından daha çok kazanır. Fakat bu, meslekten mesleğe değişir. Üniversite mezunu bir reklamcı ile kolej mezunu bir reklamcı aynı parayı kazanabilir. Ne var ki, öğrenciyi asıl ilgilendirmesi gereken nokta, “eğitim” olmalıdır. Üniversite eğitimi akademiktir. Hatta soyuttur da denebilir.

Size çevrenizde olup bitenler hakkında “nasıl düşünmeniz’1 gerektiğini öğretir. Kolej eğitimi ise somuttur. “Nasıl yapmanız” gerektiğini öğretir. Uygulamalı bilgiler verir, el becerilerinizi geliştirmeye çabalar. Bu önemli fark, dershanelere bile yansır. Bir üniversite dershanesinde iki yüz öğrenci ile birlikte oturur, profesörün anlattığı dersi izlersiniz. Konuyla ilgili kitaplar okur, notlar tutar, durum değerlendirmesi yaparsınız. Kolej dershanesinde ise daha az sayıda öğrenci, bir mekanizmayı nasıl yapacağını öğrenir, sonra bizzat kendisi yapmaya çalışır. Bir bilgisayar, bir otomobil motoru yapar, bir reklam taslağı çizer. Her iki öğrenim biçiminin de artıları ve eksileri vardır. Üniversite mezunu, öğrendiklerini gerçek hayata nasıl uyarlayacağını bilemez. Kolej mezunu ise bir bilgisayar şirketine, bir oto üreticisi firmaya girip çalışmaya başlar. Hedefi bellidir.

Pekiyi, en iyisi hangisidir? Eğitim uzmanları genellikle, öğrencinin iki yılını kolejde geçirip bir diploma almasını, sonra da üniversite programlarına katılmasını öneriyor. Bu dengeli sistemin, öğrencilerin pratik ve entelektüel becerileri güçlendirip, geleceğe en iyi şekilde hazırlanmalarına yardımcı olduğuna inanılıyor.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir